Bir uzun gece…

Saat beni sen geçe,

kara geceden gün doğsun istemem bu gece.

Dışarı salınmamış camdan

bakan çocuklar gibiyim,

kendi içime hapsedilmiş

içten içe hem coşan hem söylenen

dudak büken bir çocuk gibi.

En büyük ihtirasım seni görmek olmuş

gözlerinde açılmak enginlere

kaybolmak sesinin akislerilerinde,

doya doya sarılmak sevmek

kana kana öpmek örtmek seni üzerime.

Saat beni sen geçe,

kara geceden gün doğsun istemem bu gece.

Göğsüne kuşlar çizdim;

kanatları aşk’ın renginden,

şarkılar söyledim

parmak uçlarım dans etti

yüreğine yakın bir yerlerde.

çiçekler çizdim;

can suyunu sesinden verdim,

mevsim bahara çaldı

yapraklarını incitmeden

kokunu içime çektim.

yıldızlar çizdim;

öptükçe çoğalan pırıltılar

sessiz sessiz kıpırdadı

ruhumun notaları yüreğimden yüreğine kaydı.

Saat beni sen geçe,

yaşanılası hayaller çizdim sevdaya meyilli,

uçmayan kuşlar misali…

Başım göğsünde, gönlüm gönlüne serili

rüya da bile olsa öptüm kokladım sardım seni…

A.Tamakan

Ağaçlar…

Ağaçlar hep şahit olurlar;

mevsimlere,

hüzünlere, sevinçlere,

aşklara, gölgesinde sevişen aşıklara,

kavgalara, kahkahalara,

ayrı kalmışlara, haykırışlara,

ağlayanlara, ah’lananlara,

umudu bitenlere, umut edenlere

gölgesinde huzur isteyenlere…

Sen konuşursun onlar dinler,

sen içinden geçirirsin onlar amin derler…

A.Tamakan

Sen yaslanırsın, onlar kucak açıp saklarlar…

AD’ı Saklı…

Gecenin haram olduğu saatlerindeyim,

kargalar konmuş pencereme,

bir parça neşe verip alıyorum içeriye

gözlerinin karasının hasretiyle.

Yüzlerce karınca yüklenmiş

ağır ağır boşaltıyorlar hüzünleri

gelincikleri henüz tomurcuklanmış

gizli bahçemin köşesine

belli ki onlarda şaşırmış mevsimi.

Yavaş yavaş dönüyor Ay gecede,

dümeni ellerimden kayıyor döndükçe Ay,

yıldızlar da göçmüş sanki

sayıyorum sayıyorum hep bir eksik.

Göz gözü görmez olmuş

kıyıya varmaya çalışıyorum,

alabora olmasın diye

yelken ediyorum sessizliğimi,

yine gözlerinin karasına tutunup

kalıyorum aşinası olduğum enginlerde.

Gecenin haram olduğu saatlerindeyim,

ad’ın bir mızrak gibi dilimin ucunda,

kanattıkça kelimelerimi

dudaklarımda fırtınalar kopuyor,

deniz feneri kaparken gözlerini

gülümserken karanlıkta gölgen

her bir dokunuşta ki kalan izlere

yaşanılası şiirler yazıp,

gecemde sızan kargalara fısıldıyorum…

A.Tamakan

İSTİLA…

Dudakların istilaya gelmiş

hoyrat bir aslan

sessiz bir yılan gibi

süzülüyor karanlıkta

yabani otlar arasından,

üzerimde geziyor nefesin

ses olup kayıyor tenimden.

Dudaklarım Aşk’ınla ıslanmış,

çırılçıplak kalmış kurak topraklarım

ne sarı ne yeşil,

turuncuya kaçmış tazeliğim,

dokundukça dilin

parçalanıyor tüm zerreciklerim.

Suyuna hasret gelinciklerim,

serinliğine yamaçlarının,

şehvetine esmer teninin.

Gürül gürül akan ırmağın;

kurak topraklarımda çağlasın,

tepelerimde gelincikler açsın

taç yapraklı yoncam zehir zemberek ıslansın,

tutuştursun tüm çölümün çorak topraklarını.

Tükensin nefesim,

soluk soluğa adını zikrederken

sesim arş’ı uyandırsın.

Ay çekilirken geceden,

göğüsümün hale’lerinde

dudaklarının kırıntıları kalsın

ıslak ıslak sev, ıslak ıslak öldür beni.

İstila’ sındayım dudaklarının, haydi durma!

Birbirine çarpan çakıl taşları gibi

çarpışsın bedenlerimiz…

A.Tamakan

DUYGU’sallandım…

Yapraklar döküldü bir bir gökyüzüne,

gövdesi sıla kokan ağaçdan,

kimselere göstermedi

çıplaklığını dallarına sakladı.

Yapraklar sığındıkça gökyüzüne

yıldızlar sakladı yaprakları.

Ar’sızdı yapraklar, ar’sızlığımdan

ne bir eksik ne bir fazla…

Gün geceye soyundu,

gece yapraklara, ben sana…

Aşk’ın bir atlas gibi ellerimde,

mayın tarlalarında yürüdüm çıplak ayak,

çöllerde yağmur oldum çiçek açtım,

bir yelkenlinin üzerinde göklere açıldım,

çarpa çarpa bulutların arasında

dumanı üstünde tüten güneşe ellerimi uzattım.

Saçlarıma taktığın günebakanların peşi sıra

döndükçe dalgalandım,

dalgalandıkça duygu’sallandım…

Duygu’sallandıkça sarıldım,

sarmaladım içimde ki seni…

İçimde ki her şey sus pus oldu,

sustukça konuştu…

Sustum.

Duygu’sallandım…

A.Tamakan

TAN Yağmurları..

Gecenin el değmemiş

bakire saatlerinde,

mahremiyetin sere serpe uzandığı

pencereleri kararmış bir şehrin

kuytusunda,

fırtına öncesi

kan ter içinde kalmış bir sessizlik…

Yağmur damlaları

kurşun gibi vuruyor cam’a

gökkubbe kahkaha attıkça,

yaklaşıyor bulutlar…

Ay belli belirsiz düşmüş tenine

yıldızlar saçlarına saklanmış,

dudağında düş’lerden kalma izler,

gülümsüyorlar yastık altından…

Cam’a vurdukça damlalar

çarpışıyor kemikler,

çarpıştıkça açılıyor karası

denizin mavisine çalıyor iliklerin rengi.

Et’in kemiğe tutunup kalması gibi

tutuşup kalıyor bedenler.

Ter’in dağılıyor vücuduma,

parmaklarımdan süzülüyor,

çölün ilk yağmurlara kavuşması

bir kuşun ilk kanat çırpışları gibi

şahlanıyor yüreğim bedenimle yarışır gibi

toprağın derinliklerinde filizlenmeyi bekleyen

tohumlara değin dağılıyor,

süzülüyor…

Yağmur damlaları

kurşun gibi vuruyor cam’a

gökkubbe kahkaha attıkça,

yaklaşıyor bulutlar…

Gülüşlerini topluyorum

yastık aralarından,

siyahi bir yalnızlık süzülüyor

düşlerin sarhoş kadehlerinde,

genzi yakan acı bir boşlukta,

kat kat örtüyorum geceyi üzerime,

gün yüzü görmemiş düş’ler peydahlıyorum

yaprağın üzerinde ki bir çiy tanesinde.

İçerde sıkışıp kalmış bir irin gibi

acıtıyor, zonklatıyor dilimin ucunda

sıkışıp kalan düşlerim…

Tan ağarmak üzere,

akşamla sabah arası

kan ter içinde kalmış tuhaf bir gece…

A.Tamakan

HAYALET…

Hiç bir şey’sin.

Sen sensin sadece

Bazen bir kelebek

Bazen bir böcek

Bazen bir ışık

Bazen karanlık

Bazen hayal

Bazen gerçek

Bazen rüya

Bazen hülya

Bazen ses

Bazen nefes

Bazen ben

Ama tatlı bir “hayalet”…

“Ben neyim ki?” dedi.

Hiç bir şey’in içindeki her şey’ di…

A.Tamakan

GURBET…

Gurbet nedir bilir misin?

Ayrılıkların yakanı bırakmadığı,

içinin dolup dolup taştığı

zamanın boğazını sıktığı an’larda

her bir ağaca tek tek sarılmak,

sevdiklerinin adını fısıldamak,

içinde kor kor yanan ateşe tutunup

haykırışlarınla dağları titretip,

gözyaşlarınla nehirleri yakmaktır…

Gurbet nedir bilir misin?

Sabahı, öğleni akşamı

odun yapıp geceyi harlamak,

bacasında tüten dumanı solumak,

hasretin göz kapaklarına çöktüğü an’larda

sevdiklerini gözlerinde saklamak,

yaralarını kendi kendine dağlayıp,

geceye bekçi yaptığın gözyaşlarını

gök kubeye dua yapmaktır…

Gurbet nedir bilir misin?

Zaman zaman nefes almak için

çıktığın Avlu’sun da

küçük bir çocuk gibi,

senelerin senden kopardıklarını vermesi için

yüzünü güneşe dönüp meddet ummaktır…

Hani güneş gözüne gözüne vurur da,

kısılır ya gözlerin,

işte o zaman bile

gözünü açık tutmaya çalışmaktır…

Gurbet nedir bilir misin?

Koca koca dağlara nispet yapar gibi

güçlü olmak,

ağaçlar gibi dik durmak,

nehirler gibi çağlamaya çalışmaktır…

Gurbet nedir bilir misin?

Vuslatı mahşere kalmış gibi hissetmek,

mahşer de vuslatı yaşamak gibidir…

A. Tamakan

ARNAVUT KARTAL’ı…

Ad’ ım Ay’lin,

ad’ımın hakkını verir,

ışıl ışıl parlar, parlatırım

aydınlatırım,

yüreğimi, sevgimi, sevenlerimi,

değer verdiklerimi, değer verenleri…

Amma velakin;

her ne kadar seyri hoş görünse de

yeri geldiğinde

Arnavut Kartalı gibi

kanatır pençeleri…

Arnavut Aylin,

Balkanlar gibi neşeli,

Meriç nehri kadar asi,

kalbi olabildiğince merhametli,

yüreği mert, yumruğu sert,

inadı başa derttir…

Yoktur sabrı; zorla

seyr-i sefa sürmek isteyenlere

“kendi göklerinde” …

Her ne kadar seyri hoş görünse de

yeri geldiğinde

Arnavut Kartalı gibi

kanatır pençeleri…

A.Tamakan