Al Güneş’i ver Ay’ımı…

Belli ki bugün hava bir hayli soğuk orada,

Nefesinin kesik kesik gelmesinden anladım.

Sevdim,öptüm, kokladım,

Ama hala sabah ayazı gibi buz gibiydi siyahi gözleri,

Bir türlü güldüremedim,

Belli ki güneş güne küsmüş, o güneşe,

Avare avere gezinen güneşe seslendim,

Neyse ki ikna ettim,

Bir parçada ona gönderdim.

Şimdi daha iyi, buna sevindim.

Onunda bana ay yollamasından belli dedim.

Ay mı?

Sıcacık, sımsıcak, yüzüne renk gelmiş, al al olmuş yanakları gelincikler gibi…

A.Tamakan

İpek böceği…

Gecenin siyahisini yaran ilk ışıklar puslu camlardan içeri dolarken, gözlerinden süzülerek yüreğini kamaştırdı. Kırmızı, üzerinde altın renkli urartu desenleri olan ipek örtüyü üzerinden usulca çekti. İlk selamını güneşe verdi. ‘’Günaydın’’.

Güneş hüzmeleri gözlerine oyunlar yaparken, gözlerini tamamen ona teslim etti. Elini komidinin üzerinde gezdirdi. Hali hazırda hep baş ucunda bulunan sedef işlemeli kemik tokası ile saçlarını gelişi güzel topladı. İçinde büyüyen canlının varlığı ile ağır adımlarla pencereye yöneldi. Hep dağlara gözlerini dikmesinden olsa gerek, her sabah güneşin dağların ardından kendisine verdiği selamı göz ardı etmesi. Pek de adilane değildi. Gözü dut ağacına ilişti. Gölgesi nasılda serinletiyor minik minik uçuşan sinekleri. Aşkın kanı bulaşmış ta, kızartmış, karartmış beyazlarını. Salkım salkım aşk kokan dut ağaçları.

‘’Dut ağacının üzerindeki ipek böceği gibiyim. İpek böceği de küçücük mini minnacık değil midir? Gece gündüz, durmadan, kozasını sarıp ta hapsetmez miydi kendini? Sarıp sarmalayıp, görünmek istemeyen kendisi değil miydi? Şimdi kozasını yırtan rengarenk bir kelebek gibi miyim?’’

Gülümsedi. İçinde var olan şey neden bu denli özlenirdi? Acaba kelebekler de dutlardan mı alırdı renklerini? Aslında bu sevdiği mevsim değildi, ama güneşe yaklaşmanın huzurunu hissetti. Kokusu güzeldi.

Birden burnuna kokusu geldi. O koku işte. Sabahın ilk ışıkları ile odaya dolan koku. Yıllardır geceden kurmayı bıraktığı, kahvenin kokusuydu. Ama o gece kurmaya karar verdiğini unuttuğunu anımsadı. Hazırdı.

Bir sigara yaktı. Gök kubbeye zikir eden ağaçlara, dallarına tutunan yapraklara ve yaprağın üzerinde ki ipek böceğine söz. Bugün bir öykü yazacağım.

A.Tamakan

IMG_4202

 

 

”DÖN” ve bir bak…

Geceye olan düşkünlüğümden miydi, hüzünlerin beni seçmesi yoksa hüzünleri sevdiğimden mi gecenin peşim sıra gelmesi? Ya siyah beyaz elbiselere olan tutkum? Gecenin Ay’ı kucaklamasından mıydı yoksa tutkuyla sarılmasına hayranlığımdan mı?   Ya saçlarımın bu dağınık olma halleri?

Peşi sıra gelen ben değilim. Sensin. Karanlığına dön bir bak. Arkanda bıraktığın şu izlere dön bir bak. Her gün sabaha kavuşabilmek için ardın sıra ufaladığın yıldızlara bir bak. Mecbur muydun bunca yükü sırtında kambur yapmaya? Mecbur muydun kendi içinde kendini sıkıştırmaya? Mecbur muydun düşünmekten hayatı lime lime yapmaya? Mecbur muydun ödem yapmış egolarla savaşmaya? Sana ne’ydi?

Bırak ağaçlar kök salsın olduğu yerlere, sen onları yine sev ama sen çakılma olduğun yerde. Dön, daha güneşin uyanmasına vakit var. Öyle yüzünü düşürme bana. Ne demek istediğimi çok iyi anlıyorsun. Tüm olan biteni şöyle bir kenara koy.  Hem sen değil miydin artık bir yerde başlamak için bitirmeli diyen. Sen değil miydin toplamak için önce dağıtmak gerek diyen? İşte tam zamanı şimdi. Dön. Zaman kaybediyorsun. Bir adım daha atarsan, dönüşü olmayan karanlıklar içinde debelenip duracağız birlikte. Seni kucaklayabilirim, ama sırtımda taşıyamam. Ellerimden kayıp gidişini seyretmek en acı verici intihar olacak ve pişmanlıklarla dolu yaralar açacaksın göğüme. Yıldızlarım yorgun, yollarını aydınlatmaktan. Bırak her şey aydınlık olmasın, sadece sen parla. Kendin için parla. Yıldızlara ihtiyacın yok. Dön. Dünyanın en muazzam korkusu olmaya adaydır, dönmek. Ama sen değil miydin hayatı seyretmekten sıkıldım diyen. Sen değil miydin düşündüğün sürece özgür olamazsın diyen. Hadi cancağızım, dön. Düşünceleri geviş getirmeyi bırak artık, yüreğin dolu iken de konuşmayı bırakmalısın. Düşünmek yok, o daha sonra. Önce şu heybeni bir boşalt, hatta bırak. Savur saçlarını rüzgarın fısıldayan melodisine. Ne yapacağını bilmediğin için gelmiştin bana, şimdi hiçbir şey yapmamak için dön. Peşimi bırak ve dön.

Gecenin karanlığını iyice çekti ciğerlerine. Bir nefes, bir nefes daha. Bir öpücük kondurdu. Bir parça gülümseme. Avuçlarında ki ateş böcekleri yakmıyordu artık ellerini. Gecenin siyahisi üzerinde bembeyazdı şimdi.

A.Tamakan

Gece

 

 

Kardelen kokar benim dağlarım…

Ahh şu koca koca heybetine aldandığım,

Ellerimi kekik kokularına buladığım,

Sarp dik yollarına ram olduğum,

Doruklarına varmak için soluduğum,

Gölgesinde dahi yerçekimine karşı durduğum,

Ahhh koca heybetine baş koyduğum,

Evet yine sana koştum.

Sana değil elbet sitemim,

Sen alınma üstüne heybetli mağrurum

Öyle ya,

Yine sana bakıyorum

Hep seni mi sarar kardelen kokuları?

Hep heybettli olana mı yağar?

Soruyorum,

Umduğu dağlara da yağmaz mı?

Umduğu, umut ettiğinde…..kardelen açmaz mı?

Öyle ya,

Dağ havası bu bir anda çarparda…

A.Tamakan

Devrik SEVDA’larım…

Cümleleri bile devrik kurarken,

şiirler yazmaya kalktım bir de.

Sevdalarımda hep devrikti zaten, cümlelerim gibi

Sıradışı

Sınırsız

Sarp

Öznesi kendi içinde gizli gizli

Fiili geçmiş zamanda,

Yüklemi hep yarım kendini tamamlayamamış,

Bir türlü,

Redif olamamış şimdi ki zamana,

Devrik cümleler kurarken,

Şiirler yazmaya kalktım bir de.

Edebiyattan anlamıyorsan

Şiir yazmak senin neyine, sevdalanmak neyine….

A.Tamakan

Yine bir gün Dolunay ve ben…

Bir parça hüzün bıraktım bugün Dolunay’a

O da,

Bir daha ki gelişinde “neşe” getireceğine söz verdi.

Bir de öğüt ekledi;

“Başkaları ne söyler” i takmadığını, böyle yaşamadığını biliyorum ben, ama kendi değerlerinden ötürü yapmıyorsan yapmadıklarını yapmamaya devam et…

Kendi değerlerin için yapmadıklarına da “başkaları” hep bir şey söylemeye devam edecekler.

İnsanlar hep bir şeyler söylemeyi severler.

Sende seviyorsun.

Dalgalar bak, kıyı ne kadar şikayet ederse etsin, çarpmaya devam ederler.

Sen söyleme.

Ama

Çarpmaktan da korkma!

Seni senden daha iyi bilen, sana senden daha çok inanan bir başka kimse yok şu kainatta.

Senin değerlerine saygı gösterende çok nadiren.

Ve ekledi;

Gün ortasında sana göz kırpabiliyorsam, güneşime yaklaşabilğimden,

Yüzünü güneşine dön ve….

Aklının yetişemediği yerde kimseyi değil, güneşini dinle…

A. Tamakan

Fotoğraf günlükleri / Anlamak mı?

“Bazen bilmemek, bilmekten iyidir.” demişler.

Anlamak?

Anlamak da iyi değil bazen.

Anlamaya çalışmakda…

Anladığında da anlamsızlaşıyor bazen.

Kazığa oturmuş gibi hissediyor insan,

Anlam yüklemekde…

Bazen anlamamak da anlamaktan iyidir belki de…

Gecenin siyahisini üzerinden atmış, tüm çıplaklığı ile güneşe merhaba diyen,

DOLUNAY’ ın neden gün ortasında bize baktığını anlamak yerine, sadece seyrine dalmak gibi…

A.Tamakan

Adını koyamadığım şiir…

Gözlerindeki ışık, ışığı diyorum,

karanlığında yarasaların koşuşturduğu, buz tutmuş şehrimi ısıttı. Işığını görmek istiyorum.

Çırılçıplak kalsın gözlerin, öyle gir gözlerimden içeri.

Haydi biraz aşk yapalım.

İçimde sarıp sarmalayım biraz daha, biraz daha aydınlanayım.

Öpmem gerek seni.

Öpmeliyim.

Sende kalan öpücüklerimi geri vermelesin.

Dudağının kenarında kalan öpücüğümü de.

Anladın mı?

Öpmeliyim.

Öp beni.

Aşk yap gözlerimle.

Öpücüklerim yayılsın yarasaların her birine.

Aşk yap benimle.

Gözlerin gözlerime bulansın.

Öp beni.

A.Tamakan

Ben öğrendim ki zaten…

Ben öğrendim ki zaten

sessizce, sensizce seyretmeyi,

sevmeyi

sevilmeyi

öpmeyi

okşamayı

sarmayı

sarılmayı

yaşamayı

ölmeyi

vakitsiz kalmayı,

Çocuk gibi ağlarken de gülmeyi,

Elim yandığı halde tekrar tekrar ellemeyi,

Ben öğrendim ki zaten

Gözlerini taaa şurama basıp, orada görebilmeyi…

Biliyor musun bugün DOLUNAY’ da öğrendi…

A.Tamakan