ALGOS’a AĞIT / Yeni Kitap

Bir yumru kadar olan yüreklerimize binlerce şey sığdırıyoruz… Ağırlaşıp duruyor yüreklerimiz, “Algos’a Ağıt ta yüreğimin ağırlıklarını yüklenen bir kitap… Umarım beğenirsiniz…

ALGOS’a AĞIT

“Ölümün ülkesine bir kez gidilir, bir daha da dönülmez Azize”

Deniz Dengiz

Ahh Algos!

Belki de dilediğin bu değildi…!

Olympos’un eteklerinde

iki göz odada mum ışığının gölgesiyle sevişmekti içinden seslendiğin…

Ama sen değil miydin dağın yamaçlarında köklerini salmak isteyen?

Kaç kere dedim sana tırnak içine alma düşüncelerini…

Ağır gelir işte böyle köklerin iki dönüm topraklara da

öyle boyun büker

söyleyemediklerine kurar kurar durursun zamanı ciğerlerine…

Sen ki Olympos’un ızdırabı..!

Oradan oraya salıyorsun köklerini de dönemiyor musun topraklarına?

Naftalinleyip gömdüğün kekre duygularını mı arıyorsun?

Kendine gel Algos…!

Ayak izlerini saklayıp durmakta ne Tanrı aşkına!

Kalbim kavruluyor bak vurdukça asasını Tanrılar Tanrısı…

Dökülen terine açıyorum avuçlarımı yüzüm kavruluyor Algos….

Tüm bedenim tutuluyor geçmişe dalıp durmaktan..

Oysaki her bir hücrende hissediyorsun değil mi?

Her bir zerrende….

Hee Algos! Yazgına mı küskünsün yoksa yazgına boyun eğen kendine mi?

Ahh sana dedim ama Algos..!

Kendini bu kadar bırakma cereyanda çarpılırsın diye…

Zamanda ki perde aralanırda tutmaz pencerelerin kilidi…

Perde gibi sallanır durur pervazdaki kurtlar içinde…

Nasıl zor söyleyememek değil mi?

Oysa sen kendini bulduğun ızdırap günlerini çoktan ateşe verdin Sevgili-m.

Yedi kat yerin dibinden yeşerir zeytin ağaçları

zeytini çok seversin bilirim ama karasına bu kadar meyletmene ne demeli?

Seni ben bile anlayamıyorum Algos.

Nasıl anlasın faniler?

Sus Algos sus!

İpi bir çeksem tüm dolaşıklık çözülecek belki

ya da daha da karışacak çile/m…

Bak şişlerde örtüşmüyor birbirleriyle

sen ve ben gibi…

Karanlık rahattır Algos amma velakin aydınlığa yürümek cesaret işidir.

Dünyamın tüm çileleri karma karışık.

Sus Algos sus…!

Zincirleri kırmamamıza daha var sanırım

tüm kelimelerimin canı burnunda zaten…

Bak ne diyordu Deniz; Ölümün ülkesine bir kez gidilir, bir daha da dönülmez Azize”

Aylin Tamakan Nergiz

Eylül…

Hoşgeldin Eylül!

Hoşgeldin yağmur ve toprak kokusu…

En sevdiğim aydır Eylül… Hem en çok sevdiğim mevsim kışa götürür beni, hem sonbaharın sevdiğim yağmurlarını getirir.

Kimilerine göre soğuktur, buruktur, hazandır,bana ise umuttur, kendine çekilme, tazelenme mevsimine geçiştir Eylül…

Kasvetli, yağmurlu günler demektir kimine göre, bana ise o kasvetin ardında ki güneşi hissedebilmek, yağmurlarında arınmak demektir Eylül…

Eylül; nadasa bırakılmış bir toprak gibi dinlenmek, tazelenmektir benim için.

Nefes almak, ruhu doyurmak, kışa hazırlanmaktır.

Gelecek olan bahara taptaze filizler açmaktır…

Aylin Tamakan Nergiz

Anısına Sevgi ve Saygıyla/ CAN YÜCEL

BAHARLA ÖLÜM KONUŞMALARI

I
Memelerim koparıyor
Yüzyıl süren bir yalnızlık
dile gelmişçesine
Nasıl nasıl bir sevinç yarabbi!
Ve ağrıya
ağrıya tabi,
ağraya
ağraya ağbi…
Nakkaş Tepe de ancak
bezmimize böyle gelmiştir
Gelincikleri ve Nazım Hikmet’leriyle
Yerbilimsel bir hapisten sonraII
İçimdeki karanlığı patlatacağım
Zifiri bir su akacak
kamışımdan toprağa
Bir kedi yavrulayacak
köpek dişli bir kedi
Ve böğürtlenler köpürecek ağzından
Yedikçe
kendi
kendini
mayhoş
Ya da Posta Nazırı dedemden kalma
Mors’un en morundan bir karga
Konacak karşıki direğin doruğuna
Düşmanlarım öyle doldurmuşlar ki onu
Ne kadar taşlasan boş
oynamıyor yerinden
Ben kargadan korkmam ama
bunun gözleri baykuş
Ve tüyleri güngörmedik deniz dipleri kadar ıslak
Ve ötüyor
ötüyor
ötecek
Beni ışığa bağlayan
(Bağlayın beni ışığa!
Gerin telleri gerin!)
beni ışığa bağlayan
o gelin telleri
o gelin telleri
kopuncaya dek…
Akpembe bahar yelkenleriyle
Güneşin rüzgarına gerilmiş
bir badem ağacı gibi…
İçimdeki karanlığı patlatacağım
Ve beynimin en ölümcül yaşlarıyla
ağlaya
ağlaya
Yepyeni bir insan
pırıl pırıl bir can
bitecek toprağa…

CAN YÜCEL

Kozasını Yırtan Kartal

Edebiyatist Dergisi’nin Mayıs&Haziran 2021 sayısında çıkan şiirim…

kartallar ülkesinin;

kara dağlarının ayazında

gözyaşlarımla besleyip ağaçlarını

toprağın çimen dahi tutmadığı zemheride

nasır tutturana kadar gönlüme

umut topladım köklerinden…

(filizlendim, büyüdüm, dallandım budaklandım, çiçekler açtım)

deniz kıyılarında

gönül sandığımın boynu bükük

serdim heybemdekileri bir bir

yosunlarla sarıp kuma gömdüm

denizyıldızlarını döküp göğe

eteğimdeki düşleri savurdum…

(dağıttım, dalgalandım, kıyına vurdum, düş’lendim)

kızıl ormanlarında

yıldırım oldum düştüm

taşlara bastım bağrımın yaralarını

dalından kopan yaprakların faturasını kendime kestim

serin sularında

bedenime abdest aldırıp

ruhumu vaftiz ettim…

(yandım, yaktım, bedenimi ruhumla kamçıladım)

ağaç kovuklarında dölleyip

“ben” tohumlarımı

sancılarımı nota yaptım dağlarına

güne bakanları doğurdum

ebegümeçleyle sardım göbek bağımı

dilime ısırgan otlarını ninni yapıp

gönlümü uyuttum gözlerimden gizli

şimdi ruhum yaz kış yemyeşil

dallarında yediverenler…

(öldüm, dirildim, doğdum, güne bakan misali kendimi buldum)

Aylin Tamakan Nergiz

Elma’nın günahı neydi ki?

Ağaçlarda çoktandır sevilmiyor Algos ama meyvelerini koparıp duruyorlar…

Şeytanı kandırıp

silebilir misin yazılanı

ya da şah damarını keserek mi

daha yakın olabilirsin Tanrı’ya?

Havva’nın hatası mıydı yoksa Adem’in merak mı?

Adem’in merakının bedelini, Havva’nın ödeyeceğini düşünmemesiydi en büyük hata…

Elma’yı beraber ısırmalarına izin verseydi Tanrı,

Adem’in kaburgasından yaratılmayı kabul etmeseydi Havva da

belki o da benim seni sevdiğim gibi severdi Adem’i…

Bak! Kaburgası içine batıp batıp duruyor yüzyıllardır Havva’nın…

Aylin Tamakan

Algos’tan Azize’ye…

Azize çocukluğuma gitsem / bir daha da dönmesem.”

Deniz Dengiz

Ahh Algos!

Hayat, insanı havanda dövmeden suyunu çıkarmadan, özünü bulmadan istediğini vermiyor maalesef…!

Çocukluğum mu dedin?

Kalbim yara bere içinde, ruhum desen tarumar dizlerimin yarasını istesemde saramaz zaman dediğin yalan…

Ahh Algos! Kandırmayalım birbirimizi tentürdiyot basarak iyileştiremzesin ruhunda açılanı…

Sen en iyisi mi tütün basta oluk oluk boşalsın zaman damarlarımdan…

Söyle Azize’ye de; içimdeki çocuğu onlarca kez öldürdüler ve çok derinlere gömdüler… amma velakin kurduğum köprülerin anahtarı bende kurduğum gibi yıkmasınıda bilirim -sadece ben yıkabilirim- …

Aylin Tamakan

Anısına Sevgi ve Saygıyla / Cahit Zatifoğlu

Eski şairliklerim gitti gözümden

Gayridir başka bir hal kuşanıyorum

Azık yoldaş olmaz haydi geç toklukları

Az’la doymak yap deş insan zamanlarını

At al at bin at kuşan da ciğerin koş

Davran bre çocuk doyma ilk sulardan

Hehey gözüm hehey gözyaş odsuz kaldın

Nice hançer dürdün sabır balyaladın

Göğsümde bir küçücük derya buldum

Kabına sığmaz bir ceylan yoldaşım

Eteğini toplamış bir sevgili düştü kumsala

Ufacık kuru dudaklarında bir hasret sayhası

De Zarif inle.

Ta ki huzra vardın

Nice yıl isyan durdun gurbet kaldın

Cahit Zarifoğlu