Vuslata Gebe Sevdam…

gece yarısı bir şehrin kuytusunda

cilveleşirken sessizlik

gökte yaprak kıpırdamazken

dalgalar göğe vurmuşken

Ay’ın çıplaklığına terimizi asarken

gecenin gölgesini geçiriyorum üzerime…

kuruyan yıldızları toplarken sen kıyılarımdan

sırat köprüsünü ince ince geriyorum saçlarımla

ve ruhuna açılan gizli geçitlerden geçip

derin bir kuyunun dibine düşen

bir sırrın yankısıyla karışıyorum nefesine

ve

nasıl ki bir akrebin

sokma arzusunu içinden alınamazsa

içimdeki sana dair tutukuyu da

alamıyor karanlıklar…

dudaklarının ateşinde sırrını ararken

gizli kalışının ateşi yanıyor içimde

ruhun bedenime damlarken

susuzluğumu giderirken gönlünün kıyısında

güneşte eritip kuruttuğum

incir yapraklarını topluyorum

kutsal mabedinin bahçesinden

aklıma meydan okuyan

nefesine karışıyorum

tenimizde yeşeren aşkın dalları

ruhumuza kadar uzanıyor

ve ben sana sarıldığımda

Tanrı’nın gözyaşları dökülüyor avuçlarımdan

taa ki

güneş gökyüzüne inene dek…

El emeğin, göz nurun

Aylin Tamakan

Anısına Sevgi ve Saygıyla / Tezer Özlü

Bahçemde yetiştirdiğim gülleri her akşam öpüp kokladığım gibi. Senin mektubunu da öpüp kokladım. Yaş mı, baş mı, içinde bulunduğumuz koşullar, dağılmışlığımız mı, bilmiyorum, duyarlılığı artırıyor. Bir gözyaşları eksik. Belki o da var, için için akıyor.

Tezer Özlü

(Yaşamın ucuna yaptığı yolculuğunda yalnız olan Özlü, inandığı şekilde her sınırdan kaçmıştır. Onu bu kadar çok aşka iten neden, bu sınırsızlık duygusudur. Kendi beninden kurtulup gökyüzüne varmak isterken, yabancı ülkelerde yaşamıştır. Özlü’nün yurdundan ayrı kalmasının nedeni kendi sınırsızlığını, gidebildiği yolların sınırsızlığında bulabilmiş olabilmesidir.)

YAMA’lı SEVDAM

Bir terzi misali, yüreğinle yamalıyorum yüreğimi

Ya da yüreğini yüreğimle…

Yüreğimi yamalar mısın sen de Sevgili’m?

Bakma sen yama dediğime oya gibi işliyorum ince ince

Gönlümün süveydasına sakladığım ipekle…

Belli belirsiz bir sevdaya dikiş tutturmaya çalışıyoruz biliyorum

Tamamlanıyoruz farkında olmadan ya da tüm farkındalıklarımızla eksiliyoruz.

Bütün eksiklere inat yürek yüreğe dikiş tutturuyorum

Acının faydası olmayan sevdamla…

Nasıl oluyor mu Sevgili’m?

El emeğin, göz nurun

Aylin Tamakan

Dokunabilir misin?

Dokunabilir misin rüzgara ya yanardağın harına?

Dokunmadan attım kendimi ateşine…

Ya arının kovanına kendi özünü zerk edişini bilir misin?

Sen de bildim…

Ya dilimin kemiğinin bir türlü kaynanamasını?

Acıtıyor söyleyemediklerim…

Ya gözlerini gönlüme nasıl siper ettiğimi anlatabilir miyim?

Anlatmadan anlayanımsın ki…

Bulutların öksürmesini bilir misin Sevgili’m?

İşte öyle yanıyor ciğerlerim…

Gölgesi uzar mı kısaldıkça ömrümün?

Göğsünde kalsam böylece….

Dokunabilir misin rüzgara ya yanardağın harına?

Benim dokunduğum gibi…

El emeğin, göz nurun

Aylin

Anısına Sevgi ve Saygıyla / Füruğ Ferruhzad

En sevdiğim kadın şairlerden ilki Füruğ’nun anısına tüm sevgim ve hayranlığımla…

Yeniden merhaba diyeceğim güneşe
Gövdemde akan nehirlere
Bulutlar gibi uzayıp giden düşünceme
Benimle birlikte kuru mevsimlerden gecen
Bahçemdeki ağaçların hüzünlü büyümesine
Gecenin kokusunu hediye eden kargalara
Yaşlılık biçimim olan ve aynada yaşayan anneme
Tekrarlanan şehvetimle döllenen yeryüzüne
Yeniden merhaba diyeceğim
Geliyorum, geliyorum, geliyorum,
Saçlarımla: Yeraltı kokularının devamı
Gözlerimle: Karanlık tecrübesiyle
Duvarların ötesinden kopardım dallarımla,
Geliyorum, geliyorum, geliyorum,
Ve aşkla dolu avluda bekleyen kıza
Yeniden merhaba diyeceğim.

Füruğ Ferruhzad (29 Aralık 1934 – 13 Şubat 1967)

SEVGİLİ’M e…

SEVGİLİ’M e…

Ad’ın çalınmasın dizelerimden diye

mesafe koyuyorum kelimelerle arama

Söyleyemediklerin çöreklenir ya yüreğinde

Boğazında binlerce kez gider gelir

Kalbin durmaz da çağladıkça çağlar ya

Kıyısında durduğun denizin karasında

Aval aval bakar ya prangaladığın dilin

İşte öyle yazdım Sevgili’m

Uzun zamandır hep karşımdaydın

biraz uzak çokça yakınlarda

farketmedim, etmek istemedim.

Görmek istemedim gözlerini

duymak istemedim sesini

kaybolmayacağım nefesinde dedim…

Söylediğin şarkılara katılıp

gökyüzüne bu kadar aşinayken

ben o gökyüzünde dans etmek istemedim.

Nasıl hissettiğimi biliyorum

gerçek olmayan bir gerçeklik içinde

ve

gittikçe sorguluyorum.

Sonucu olmayan sorgulamalarda koşuyorum

hayatın ne olması gerektiğini söyledikçe sen

ben hayatında olmak istiyorum.

Sadece içimde yaşadığını düşünmek bile

coşku ve heyecan verirken

bunun nasıl olduğuna dair

en ufak bir neden bulamıyorum.

Şimdi kendimi anlayamıyorum

saçma sapan bir Aşk’a sürükleniyorum.

Ama bunu hissediyorum

hissettirdiğin şeyi hissediyorum

ve bunu seviyorum…

Ve… Ben;

Senin yazdığın bir masalın

içine attım kendimi

bana bir şarkı söyledin

ve ben bu şarkı da en güzel dansımı ettim…

Sonra dans ederken kendi

şarkımı dillendirdim.

Sürekli düşündüğüm,

düşündükçe düşlediğim,

düşlerken sevdiğim,

dokunamadığım ama hissettiğim

aşk mıdır dediğim

aşık olmamak için kendimi örselediğim

unuttuğum ve hatırladığım

bir çok kişiye anlamsız gelen ama

benim hayatımı anlamlandıran şey’sin.

Bu nedenle de belki Aşk’tır belki de değildir

dediğim bir şeysin Sevgili’m…

El emeğin, göz nurun

Aylin

Anısına Sevgi ve Saygıyla / Sylvia Plath

KARA AĞAÇ

Tanıyorum dibi, diyor. Büyük ana köklerimle tanıyorum onu: 
Korktuğun şeydir bu. 
Ben korkmam: bulundum orada. 

Deniz midir bende duyduğun, 
Onun hoşnutsuzlukları mı? 
Yoksa çılgınlığın olan hiçbir şeyin sesi mi? 

Aşk bir gölgedir. 
Nasıl da uzanır ve ağlarsın ardından 
Dinle: bunlar onun toynak sesleri: çekip gitti, bir at gibi. 

Bütün gece dörtnala gideceğim böylece, coşkunca, 
Başın bir taş, yastığın küçük bir çimenlik olana dek, 
Yankılanarak, yankılanarak. 

Yoksa zehirlerin sesini mi getirmeliyim sana? 
Şimdi yağmurdur bu, bu büyük sukût. 
Ve budur onun meyvesi: kalay-beyazı, arsenik gibi. 

Günbatımlarının gaddarlığından eza çektim. 
Kavruldum köke dek 
Kızıl liflerim yandı ve dayandı, tellerden oluşan elim. 

Sopalar gibi uçuşan parçalara bölünüyorum şimdi.
Böylesi şiddetli bir rüzgâr
Hoş görmez hiçbir seyirciyi: çığlık atmalıyım.