Arnavutluk / Gjırokaster

Sabah başlayan ve bir hayli zorlu geçen yolculuğumuzun ardından 15:00 de hayırlısıyla Gjirokaster’a vardık. Yorgunluğun vermiş olduğu rehavetle, şehirde ufak bir tur yapıp biraz dinlenmek üzere bir kahve molası verdik. Bol kafein alıp, tatlılarımızı yiyerek enerjilerimizi topladıktan sonra Gjirokaster Kalesi’ne doğru yol aldık. Muhteşem bir manzara, olağanüstü bir görsellik. Şansımıza hava da bizden yanaydı ve tüm gün güneş de gülümsemesini eksik etmedi. Kalenin tepesinden sıra sıra, ardı ardına dağınık ama belli bir intizam içindeki o evleri, renklerin bütünlüğünü, şehrin güzelliğini izlemeye doyamıyorsunuz. Bir fotoğraf  daha çekeyim, bir de bu açıdan resimedeyim diye diye yarım saatten fazla burada zaman geçirdik. Güneşin batışını buradan izlemenin ne kadar muhteşem olacağını tahayyül bile edememiş olmakla çok istesek de, daha gezilecek görülecek bir kalemiz ve diğer tarihi yapılarımız olduğundan, “inşallah bir daha ki sefere belki”diyerek bu güzel manzarada gözümüzü, gönlümüzü, ruhumuzu doyurarak kale içine doğru devam ettik.

Büyük bir oranda Yunan nüfusun yaşadığı bu şehir Arnavutluk’un güneyinde. Merkezi kendisi ile aynı adı taşıyan (Gjirokaster) Ergir’dir.

Kalenin içinde bulunan Silah Müzesi, çoğunlukla savaş sonrası döneme ait silah, fotoğrafları ve sanat eserleri koleksiyonunu içeriyor. İkinci Dünya Savaşı kalıntılarını da burada görmek mümkün. Kale’de ayrıca iki Bektaşi Tekke, bir cezaevi (şimdi Silah Müzesi’nin bir parçası olarak konumlanmış) ve çok sayıda odalar bulunuyor. Kalenin hemen altında Soğuk Savaş’ın son zamanlarında inşa edilen yeraltı sığınakları bulunuyor.

Görülebilecek diğer müzelerden bir diğeri de Etnografya Müzesi. Buranın (vakti zamanında Enver Hoca’nın evi olarak kullanılan) içerisinde giyim, mutfak gereçleri ile birlikte diğer kültürel eserler sergileniyor.  Iyi şekilde restore edilmiş bir Osmanlı evi olarak günümüzde de hala korunduğunu görebiliyorsunuz.

Gjirokaster’ın meşhur tarihi pazarı Old Bazaar…. Tarihi Osmanlı evlerinin bulunduğu Gjirokaster eski şehrinin sosyal ve ticari merkezidir. Kentin yeni bölümlerinde ise birçok işletme ve çarşılar da bulunuyor. 19. ve 20. yüzyıllarda ki geçmiş dönem izlerini hala görmek mümkün. Geleneksel tarzını korumuş olan tarihi evler olarak Cabej Evi, Kadare’nin Evi, Topulli Evi ve Skenduli Evi de burada bulunuyor.

Kentin tarihi Palorto zamanında bulunan Zekate Evi ve Gjirokaster anıtsal taş evleride büyük bir önem taşıyor. İki büyük kule üzerinde yayılmış olan bu ev, üç katlı ve kendi türünün en büyüklerinden biridir. Ev son zamanlarda yeniden restore edilmiş (Komünist dönem öncesinde de restore edilmiş) ve bir müze olarak ev sahipleri tarafından açık tutuluyor.

Gjirokaster Cami; Eski Çarşı’da bulunan bu cami Arnavutluk’ta komünist dönemde ki dini yasağın gerçek bir kanıtıdır. Dini önemi nedeniyle çok fazla tahrip edilmemiş ve sonrasında Müslümanlar tarafından bir okul olarak kullanılmış. 1990’lardan sonra sirk eğitim merkezi olarak dönüştürülmüştür.

Yedi Çeşmeler ve hamamları da göze çarpan tarihi yapılardan. Hele ki bana Çeşme denildiğinde akan sular durur:) Çeşmeleri ve hamamları da son zamanlarda restore edilmiş. Bu çeşme ve hamamlar, geleneksel çatılar şeklinde koni görünümlü inşa edilmiş olup üzerlerinde ki eski yazıtları görebiliyorsunuz.

Ayrıca Gjirokaster Kalesi’nde 1968 yılından beri her 5 yılda bir düzenlenen Milli Folklor Festivalleri oluyormuş. Kendi türünde en önemli olay olarak kabul edilmiş olan bu festival geleneksel Arnavut müzik ve danslarının yapıldığı bir festivaliymiş. Ancak en son Eylül 2009’da düzenlenen bu festivaller günümüzde devam etmiyormuş. Aslında keşke devam ettirilebilseymiş. Bence festivaller, bir ülkenin kültürel bir faaliyet olmasının yanı sıra, insanların bir araya geldiği, birlik ve beraberliği ifade eden en güzel eğlencelerdir. Her neyse, yine uzatmaya başladım:) Bu kadar Gjirokaster keşfi yeter, şimdi gelelim Saranda’ya…

A.Tamakan

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.