Hoşgeldin 40′ ım…

AYLİN’ ce….

40′ ım…

Hoşgeldin , sefalar getirdin yeni yaşım 🙂

Hoşgeldin ikinci baharım, yaşanılası en güzel yaşım,

Ne çok şey öğrendim sen gelene kadar,

Şimdi bir bir onları anlatacağım,

Ve ne kadar şanslı ve kıymetli olduğunu hep hatırla 40. yaşım…

Çünkü; 40. yaş kaderin yeniden yazıldığı ve benimde tüm farkındalıklarımla sana kendimi hazırladığım zamansın…

Dinle 40’ım,

Asla yapamayacağım dediğim birçok şeyi yapabildiğimi gördüm ve kendimi takdir edebilmeyi öğrendim.

Ne kadar doğru ve başarılı olursam olayım takdiri başkalarından beklememem gerektiğini öğrendim.

Aynı şekilde ne hata yaparsam yapayım, naçizane fikir verdiğine inandığım bir kaç kişi dışında, bir anda ahlak ve dürüstlük abidesi kesilen üç beş zamanlık insanların karşıma geçip konuşmalarına artık izin vermemeyi öğrendim.

Senelerdir bıkmadan yorulmadan, yanlış anlaşılmamak için bir konu hakkında, kendimi yırtarcasına doğru söylediğimi belirtmek için açıklama yapmak zorunda kaldığım insanların, aslında ne kadar YANLIŞ İNSANLAR olduğunu ve hayatımda OLMAMALARI gerektiğini öğrendim.

Gerçek anlamda sadece lafta bırakmadan, insanların ne dediğini umursayarak değil , Allah’ ın ne dediğini umursayarak; insanların değil de Allah’ın benden razı olması gerektiğine inanarak yaşamam gerektiğini anladım -ki gerçek özgürlük buymuş- …

Acıtsa da , kabul etmesende, pişmanlık hissetsende, keşke demenin ne kadar acı verdiğini görsende, her insanın hayatında bir kez de olsa gerçek anlamda kendisiyle yüzleşmesi gerektiğini öğrendim. Kendimle yüzleşmenin ne kadar huzur verdiğini öğrendim.

Benim başarımla ve sevinçlerimle gerçekten ama gerçekten sevinen insanların bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar az olduğunu öğrendim – ki gerçekten önemli değil- demeyi kalpten hissederek dediğimde öğrendim.

Kaderime sövmeyi değil, kaderimi sevmeyi öğrendim.

Acıların zamanla değil, o acıların sindire sindire yaşanarak iyileştiğini öğrendim.

Bazen insanın, bazı durumlar karşısında elinin, kolunun, dilinin bağlandığı olur ya, hani basiretim bağlandı deriz, bunun aslında kalbimin konuşmayı öğrenmeye başladığından böyle olduğunu öğrendim.

Bulunmak istemediğim hiçbir ortamda kimseyi kırmamak adına kalmak zorunda olmamayı öğrendim.

“HAYIR” diyebilmenin paha biçilmez bir özgürlük olduğunu öğrendim.

Yaptıklarım ve bana yapılanlar karşısında Allah’ ın adaletinin merhametinden daha ağır olduğunu öğrendim.

AHLAK’ın; kaybetmekten korkan, herşeyde illa ki mantıklı bir savunması olan ve kendi pisliklerinle bağdaştırıp, açığa çıkacağı endişesi ile gözüme soka soka yalan söyleyecek kadar ACİZ olan insanlarda asla olmadığını öğrendim.

Atasözümüz olan, ” Bir deli bir kuyuya taş atmış, bin kişi çıkaramamış” sözünü bire bir yaşayarak, kuyuyu cadı kazanına mükemmel bir şekilde çevirebilen, gerçekten muazzam bir kurnazlık zekasına sahip olan kişilerin (mübalağa değil gerçekten devasa bir zeka) , benimde etrafımda olabileceğini ve akıllıyım diye geçinen kişilerinde bu kuyuya düşerek nasıl maymuna dönebildiklerini; ve ancak artık bunlarla nasıl baş edebileceğimi de öğrendim.

İnsanların gözümün içine baka baka yalan söyledikleri anlarda, doğruları söylediğimde ne kadar pişkince inkar edebildiklerini ve bu konuda oradan koşarak uzaklaşmaktan başka bir çözüm ve çare olmadığını öğrendim.

Hayatımda tam olarak yüzde yüz iyiliğimi isteyecek tek kişilerin annem, babam ve kardeşim olduğunu öğrendim.

İnsanlarla ilgili yaşadığım hayal kırıklıklarını doldurduğum heybemin ne kadar dolmuş olduğunu ve bu heybeyi atabilecek güçe sahip olduğumu öğrendim.

(Annem hep diyordu ki; kamburun çıktı at artık o heybeyi at, attım anne attım artık)…

Canımı çok yakan birisini sadece zamana ve Allah’ a havale etmeyi ve sabrın ne kadar zor ama huzur veren bir nimet olduğunu öğrendim.

Sarılmanın dünyanın en güzel şeyi, kalbi ve ruhu nasıl beslediğini öğrendim.

Yaptığın İyiliklerin beklediğin kadar kısa zamanda gelmediğini, sabır gerektiğini ve mutlaka döndüğünü öğrendim.

Bedenimi değil, ruhumu beslemem gerektiğini öğrendim. Varken değil yokken verdiğim herşeyin bana daha çabuk geldiğini öğrendim.

Sorgusuz, sualsiz, koşulsuz aşkı ve sevgiyi öğrendim.

Herkesi oldukları gibi kabul etmeyi ve edemediklerimden uzak durmayı öğrendim.

Bazen pire için yorgan yakmanın çok da kötü bir şey olmadığını öğrendim.

Hayattımda hiç yapamadığım, ama biraz bencilliğin her insana faydası olduğunu, bencil olabilmeyi öğrendim.

Aşk’ ın; vücut hatlarının güzelliğine dayanarak değil, ruhunun sevildiğini, ruhuna şehvet duyulduğunu hissederek ruhla sevişildiği takdirde muazzam bir şey olduğunu öğrendim.

Neden korkuyorsam hayatın sürekli onu karşıma çıkardığını ve bu yüzden kendimle yüzleşmeyi ve hiç bir şeyden korkmamayı, hayatın akışını iyisiyle kötüsüyle, isyan etmeden kabul edebilmeyi öğrendim. Ve bu nedenle de herşeyi yazabilecek ve söyleyebilecek kadar CESUR olabilmeyi öğrendim.

Yaşlanmak ve yaş almanın çok farklı şeyler olduğunu, hangisini hissedersem o olduğumu öğrendim.

Can Yücel in dediği gibi, tüm yaşlarımı karşıma aldığımda 40 yaşımın 15, 25 ve 35 i susturmayı başarabilecek kadar güçlü ve olgunlaşmış olduğunu öğrendim.

Ne geç ne erken, ama 40 yaşımda da herşeyi gönlümce yapabilecek kadar hayatı yaşamayı öğrendim.

Evet 40 yaşıma girerken çok ama çok şey öğrendim ve en önemlisi tüm bu yazdıklarımı yapabildiğimi öğrendim.

Ve…

Hayatla alakalı kafama taktığım herşeyin aslında ‘hiçbirşey’ olduğunu öğrendim…

A.Tamakan

Şubat 2017

“Hoşgeldin 40′ ım…” üzerine 2 yorum

  1. doğum gününüz kutlu olsun Aylin Hanım, nice mutlu, genç, dinamik, üretken yıllara, umarım yıllarınızı dolu dolu yaşar, bilgi, anı ve umut biriktirirsiniz. İyi günler diler, saygılarımı sunarım.

aylintamakan için bir cevap yazın Cevabı iptal et

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.