Sevgili “SEVGİLİLER GÜNÜ”…

Aslında oldum olası hoşlanmıyorum hatta sevmiyorum; ”özel gün” adı altında kutlanan, sadece yılın belli bir gününde hatırlanması izlenimi yaratılan ve gelenek haline gelen, sevgimizi göstermenin en iyi yolunun en iyi hediyeyi almaktan geçtiğinin beyinlerimize empoze edildiği, ”anneler günü, babalar günü, sevgililer günü, kadınlar günü, hayvanlar günü, vs. gibi günleri…. Bir gün için bile olsa, en güzel duygu olan sevgimiz üzerinden kar sağlayanları ve bu duyguyu bizden sömürenleri sevmiyorum…. A diyeceksiniz ki; böyle dersin de sen kutlamaz mısın, sen sana da hediye alınsın en azından bir buket çiçek istemez misin, sende hediye almaz mısın? Hayır. Ben, bana diğer günlerde yapılanlara, onu da nasıl yapıldığına bakarım.

Neyse..

Doğru veya değil ama benim için özel gün demek, ”doğum günü” (gerçekten hayata gelişimizin bizi özel kıldığına inandığım için) ve ”evlilik yıldönümleri’ ( gözümüzü açtığımız yalnız hayatımıza, yeni biriyle devam etmeye karar vermenin ve edebilmenin özel olduğuna inandığım için) demektir. Aslına bakarsan bunlarında saçmalık olduğunu düşünmüyor değilim. Evet yaşlanmak güzeldir, her yaşında ayrı bir güzelliği de vardır amma velakin niye yaşlandığına sevinir ki insan diye düşünmektende alamıyorum kendimi.

Son bir kaç gündür belki de bir haftadan fazla süredir, yaklaşan sevgililer gününü hatırlatan, her kanalda ardı ardına yayınlanan reklamlara ister istemez gözüm takıldı. Arka fonda yumuşak bir müzik ve ses ile, ”en güzel hediyeyi siz alın, en güzel pırlantalar bizde, Gucci’nin gözlükleri, Dior’un parfümleri, sevgiliniz en iyisine layıktır, sevgilinize en iyisini almak istemez misiniz?” diyerek kendilerince hoş uyarılarda bulununan reklamlar…

Evet birden düşününce insanın içi kıpır kıpır oluyor ve başlıyorsunuz ”ben ne alsam” diye düşünmeye dimi…? Ama beni düşündüren; bir saat önce, bir kaç gün önce ve hatta aylar öncesinden izlediğim haberler ve yaşadıklarım geçti bir bir gözümün önünden. Kınalı kuzularının haberini alan anaların çığlık dolu feryatları, çocuk yaşta sıcaklığını bile hissedemen annesini kaybetmiş bir genç kızın gözyaşları, kocası tarafından sokak ortasında, gözünün önünde anaları vurularan yavrucakları, gözü önünde çocuğu vurulan ama bir şey yapamayan ananın acı dolu, yürek sızlatan bakışları, acısı taptaze olan, anne olan ama annelerini kaybetmiş olan yakınlarımın acıları ve daha bir çokları….

Bu sevgili, “Sevgililer Günü” nün sadece ikili ilişkilere dayatılmasının anlamı ne? Biliyorum biliyorum nereden çıktığını, me anlama geldiğinide. Ama lafa gelince sadece sevgilinizin değil ananızın, bacınızın, arkadaşınızında gününü kutluyorsunuz. Eee o zaman?

Ve yüreğimin, bir yarısının şükrederek sevinirken, bir yarısının da duyduğum acıdan titrediğini hissettim…. Hangi yüzükle, hangi pırlantayla, hangi buzdolabıyla, hangi parfümle, hangi markayla gönüllerini alabilirsiniz böyle bir günde ; her yaştan bu ana kuzularının ya da kuzuları ellerinden kayıp gitmiş anaların, sevdiğini sevdiceğini toprağa vermiş sevgililerin? Nasıl anlatırsınız? Nasıl anlatırsınız onlara “Sevgililer” gününü? Anlatamazsınız, anlatamayız…

Olsun varsın, ne alacak ne de verecek hediyelerimiz olmasın. Ama olabileceğimiz kadar evlat, olabildiğimizden çok anne/baba, olabildiğimiz kadar aşık, sevgili olalım. Annemiz, sevgilimiz, dostlarımız yanımızdaysa yada çocuklarımızın kolları boynumuzdaysa, sessizce şükredelim varlıklarına…Günün ne olduğu, ayın kaçı olduğunun önemi olmasın. Uzakta da olsalar, gölgeleri olsun hayatınızda….

A. Tamakan

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.