Hey! Tanışalım mı ben HAYAT…

Hayat, o bir varmış bir yokmuş masallarında ki gibidir. Çoğu zaman mutlu biteceğine inansan da, hayat mutluluktan ibaret olmadığını da zaman zaman sana hatırlatır.

Sen hayatın seyrine dalmış çayını, kahveni, şarabını yudumlarken, dertler ansızın gelir çalar kapını. Hayır, zaman zaman böyle çat kapı gelmesine alışıksındır da; ama gün gelir bir de yanında getirdikleri vardır. Sen daha nedir ne değildir demeden bakmışsın o süzülüp girivermiştir.

Oysa ki sen, ‘’aşinası’’ olduğun müziğin ritminde gökyüzünde dans ederken, yanında getirdiği davetsiz dertler göğünü, göğsünü yerle bir eder. Öyle güçlü öyle beklenmedik bir fırtına eser ki göz gözü görmez olur, kapkara toz bulutu ile kaplanır gökyüzün. Bir anda nefesin kesilir, nefes alamazsın. Göğüs kafesin sıkışır, kalbin daralır hem de öyle bir daralır ki küçüldükçe göğüs kafesini yaracak kadar büyür. Sen daha elini göğsüne götürüp ne olduğunu anlayıncaya kadar diğerleri de karabasan gibi gelir çöker. Fırtına tüm hırçınlığı ile kahkahalar ata ata gününü güneşini, ayını yıldızını, dününü bugününü, seni oradan oraya savurur iken hangisine sarılacağını, hangisini kurtaracağını bilemez bir oraya bir buraya yalpalanırsın. Yetmezmiş gibi bir de o üzerine titrediğin, yeri geldiğinde incinmesin diye bulutlara sarıp sarmaladıkların var ya onları da alır ve sen o toz bulutu içinde iyice nefessiz kalırsın. Ne acıdır gökyüzüne oya gibi ince ince işlediğin, oluk oluk sevgini akıttığın güneşin, ay’ın, yıldızların, senin göğsünü oluk oluk kanla doldurması… Ama baktığında hepsinin illa ki haklı gidişleri vardır dersin de yine konduramaz, kondurmak istemezsin. Öyle ya o gökyüzüne oya gibi ince ince işleyen suçlu hali hazırda zaten sensin. Ne yaptıklarınla, ne de yapamadıklarınla yaranamamışsındır. Ay’ın, güneşin, yıldızların, irili ufaklı gezegenlerin (aşkın, sevgilin, eşin, dostun, akrabaların, alayın), her gece uyumadan önce ‘Allah rahatlık versin’ diye dualarında sakladıkların…Hepsi aynı anda mı diye serzenişte bulunurken, koskoca gök yüzünde nefes olacak bir tane yıldız bulamazsın.

Fırtına öyle bir esmeye devam eder ki içini delip geçmesini geçtim, kemiklerinin aynı anda yana yana kırıldığını hissedersin. Bin bir parçayla içinde şarapnel parçaları gibi dağılan kemiklerin, hayatının tüm eskizlerini de lime lime, paramparça eder. O bir iki damlasında kaçtığın yağmurlar var ya, o yağmurları öyle bir ararsın ki toz duman arasında yanan kemik parçalarını savurup dağıtsa da nefes alsam diye bir damlasına avuçlarını açarsın. Ama yağmur yağmaz, zaman da akmaz… Öyledir, zaman da kusur kalmaz. Bir sarmaşık gibi sarar ve aheste aheste dolanır etrafına. Zaman, zaman dersin. Zaman aheste aheste geçer de ama göğüs kafesinde ki o sıkışma var ya işte o geçmek bilmez. Çölde bir bardak suya hasret sebi gibi, bir alımlık nefese hasret kalırsın ama SABIR dersin.

Göğün yerle bir olmuş, sen nefes almak için debelenirken, bir anda kendini o boşluğa bırakırsın. O muazzam boşlukla tanışırsın. Bir bakmışsın Araf’tasın. Adını bile anmaktan korktuğun yerin sana nefes aldırmasına şaşarsın. Fırtına yerini rüzgara bırakır, toz bulutu yavaş yavaş dağılır ve senin tek yaptığın nefes almaya çalışmaktır. Kocaman derin bir nefes alırsın. Sonra bir nefes daha…İçini acıtarak dolduran o katran karası hava var ya o havanın ciğerlerini yakmasını bile sevmeye başlarsın. Araf, ne büyük, ne karanlık, ne aydınlık, ne soğuk, ne sıcak, ne muazzam bir yer. Muhteşem! Bir alımlık nefes için kalbini elinde defalarca sıkıştırıp sıkıştırıp bırakmasına bile izin verdiğin ya da katlandığın yer. Soluklanıp, gözlerini açacak kadar nefes aldıktan sonra tüm pişkinliği ile ‘’Hey, tanışalım mı ben HAYAT’’ der o davetsiz dertler. Çünkü darma duman, talan ettiler ya şimdi öyle bir yanaşma hallerindeler. Ama yok, günü birliği bu kadarsa yatılı kalmalarına müsaade edemem. ( Şu birkaç satırda anlattığımdan öyle daha çok şey var ki kendi Araf’ım da,belki bir daha ki sefer koyarım onuda)

Hayat ve ben. İşte şimdi yüz yüzeyiz. Hayat ben, ben hayat. İşte o zaman ilk defa belki de kendinle baş başasındır. Kendi kendinle yüzleşir, kendi kendinle konuşmaya, anlaşmaya başlarsın. Hayır hayır anlamaya değil, anlaşmaya başlarsın. Çünkü o zamana kadar dinliyorum diyipde dinlemediğin o iç sesin var ya sen istesen de istemesen de kendini dinletir sana artık. Öyle şeyler anlatır ki, seni sana öyle çarpar ki, o seni alabora eden fırtına var ya boşuna çarpmamıştır işte o zaman anlarsın göğüs kafesini yara yara çıkanı. O iç sesin var ya, hani tanıdığın bildiğin hatta çok sevdiğin halde kafeslere kapatıp, göğsüne sıkıştırdığın o ses, özgürdür ya artık sitin sene anlatır. Aynen öyle, üstelik bir annenin evladını hem sevip hem dövdüğü gibi anlatır. Bir çarpar, bir sarılır ve sen yine SABIR dersin. Çünkü burası Araf. Bir nefese, bir iç ses. Hayatı anlatır, seni sana anlatır, kalbini, aklını, yaptıklarını, yapamadıklarını tve bundan sonra yapacaklarını….

Anlaşmaya başlarsın, dinlemeyi öğrenirsin, bazen dinledim der geçiştirmeye çalışırsın. Yok, bitti artık ama susturamazsın. O konuşur sen dinlersin ve en güzeli artık gerçekten seversin. Sarılırsın, ağlaya ağlaya, doya doya sarılırsın kendine.

Anlarsın;                                                                                                                                     Aslında marifet hayatın orasını burasını, gelmişini geçmişini kurcalamak değilmiş, marifet hayata teslim olup, iyisiyle kötüsüyle, doğrusuyla yanlışıyla, sevinciyle kederiyle, neşesiyle hüznüyle tüm getirdiklerine amenna diyerek eyvallah çekmekmiş. Her daim her gelene şükredip, bu sınavı hayatla el ele geçmekmiş… Fırtına kopar, güneş kaybolur, ağaçlar yıkılır, dallar kırılır, her şey yıkılır ve her şeyini kaybedersin. Ama bir gün mutlaka her şey başka bir suretle sana geri döner, yeni ağaçlarda yeni çiçekler yeşerir.

Ve öğrendim ki ‘’en güçlü SABIR, değişime direnmemektir.’’

Bulutlar iyice aralanmaya başlar, gök yerine geçer gerilir genişler, güneş tekrar güler ve ağlayan kahkahalarla o nefesi tekrar teneffüs edersin…                                                 Sıcak bir kahve koyarsın ya da bir kadeh şarap, yeni bir melodide hafif hafif ‘’hayatın’’ ritmini tutmaya başlarsın…

‘’Hey, hayat benimle var mısın?’’…

A.Tamakan

Hayat

 

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.