KARANLIK…

Gece yarısı olmak üzereydi. Saatine baktı ve bir sigara yaktı. Kağıtları masanın üzerine tekrar döküp kontrol etti. Liste bir hayli uzun ve bir o kadar da karışmıştı, olmadık şeyler ekleniyor, her yerinden bir ok ile genişliyordu. Bir an önce temize geçmeliydi, yarın sabah ilk işim bu olmalı diye düşündü. O anda mesaj geldi.

– Bebeğim, hazır mısın? İki dakika içinde oradayım.

– Hazırım, iki dakikaya sendeyim.

Sigarasını söndürdü, kağıtları apar topar çantasına yerleştirdi, çantasını kontrol etti, her şey tamam dedi kendi kendine ve kapıya doğru yöneldi.

Botlarını bağlarken bağcığın ucundaki metal elini kurşun gibi sıyırdı. Bir an da o sızlatan acıyla akacak kan damarda durmaz diye sızlanırken içinden yine o bilindik sesle irkildi. Boynundaki fulara elini silip bastırdıktan sonra hızlı adımlarla çıktı.

Tam o sırada Barış yaklaştı. Arabanın kapısını açarken eline baktı ve sonra gökyüzüne. Ay gökyüzünde görünmediği zamanlarda kendini hep huzursuz hissederdi.

– Naber tatlım?

Barış’ın o gözlerinde ki alev her defasında bir başka yakar bir başka gülümsetirdi onu. İdealleri doğrultusunda enerjik, cesur, atılgan ve heyecanlı bir adamdı Barış. Ama en çok meydan okuyan bakışlarına ve asiliğine aşıktı Arja.

Gözlerinin içine bakarak dudaklarına ufak bir öpücük kondurdu ; – “Şimdi daha iyiyim” dedi.

Araba da yine o en çok sevdiği çalan şarkıya eşlik ederken bir anda durdu. Müziğin sesini yükseltti ve hızla çantasından kalem kağıt çıkararak bir şeyler karaladı. Barış “ne o tatlım ….. ” diye daha sözlerini bitirmeden Arya o iri gözlerini iyice açıp, elini dudaklarına götürüp sus işareti yaptı. Elindeki notu göstererek parmaklarını tekrar dudaklarına götürdü ve yavaşça kulağına eğilerek bir şeyler fısıldadı.

Barış biraz tedirgin ve olmamasını umut ederek durmak için yer arıyordu. Bir anda gidecekleri yönün istikametini değiştirdi, ne kadar doğru yapıp yapmadığını bilmiyordu ama böyle de zaman kaybettiği için içten içe küfür etmeye başlamıştı.

Barış durduğunda Arya hızla indi bagaj kısmına geçti kapak açılır açılmaz Barış’ın

” hassiktir” demesiyle, adam silahına davrandığı anda Barış’ın adamın kafasını tutup bagajın kapağına vurması bir oldu. Arya yanılmış olmayı çok isterdim diye geçirdi içinden, en azından şu an için. Çünkü geç kalıyorlardı ve bir gece demek bir çok şeyin aksaması demekti.

Barış adamı arabadan yaka paka çıkartıp, boğazına yapışıp onlarca kez sorduktan sonra biliyor olmasına rağmen cevabı alamayınca adamın elini kolunu bağlayıp arabaya bindirdiler. Bütün plan değişmişti ve Arya nereye gideceklerini tahmin ediyordu. Aslında uzun zamandır oraya gitmedikleri için memnundu ama belli ki bu gece istikamet Dark House’du. Dark House, şeytanın bile aklına gelmeyecek kara çam ağaçlarıyla kaplı, birbirine bağlı iki çıkmaz yoldan oluşan bir dağın yamacındaydı. Bunca şeye rağmen oranın bu şekilde saklı kalabilmesine hala anlam veremiyordu. Onun için bir görünen bir kaybolan bir nevi hayalet evdi burası. Yaklaştıkça Arya’nın kalp atışları arabanın motoru ile yarış edercesine hızlanıyordu. Arya, Barış’ın gözlerine hayır der gibi bakmasıyla Barış’ın dudaklarının arasında yanan sigarası ile kafasını sola doğru çevirip “haydi, in artık” demesi bir oldu.

Bu kocaman demir kapıya her yaklaştığında kendini küçüldükçe küçülüyor ve toprağın onu içine doğru çektiğini hisediyordu.

Küçük bir oda, dört duvarı siyahla kaplanmış, penceresiz ve rutubetli. Kapıdan girdikten sonra sol tarafta duvarın tam ortasına monte edilmiş siyah kadife kaplı bir sandalye vardı. Bu odaya her girdiğinde Arya’nın odayı aydınlatacak kadar rengi atıyor ve soluyordu.

Odadan çıktıklarında ” Yine mi hissettin amk, nasıl anladın?” dedi Barış.

– Hayır, hapşırdığını duydum.” dedi Arya.

Yıllardır o kadar çok “sende hiç kulak yok tatlım” demişti ki Barış, son bir kaç senedir tilki uykusunu bile öğrenir olmuştu.

Arya, Barış’ın kapıyı kapatıp kilitlemesinden sonra yine bir süre orada öylece durup aynı şeyi hissetti.

Karanlık! Bir insanı bir sandalyeye bağlı aç susuz bırakmak acımasızca olabilir ama bir insanı kör bir karanlığın içinde bırakmak çok daha korkunç bir şey. Günlerce sonsuz bir karanlıkta kalmak, gece gün kavramının silinmesi ve vücudun tepkilerini kaybetmesi… Sonsuz karanlık içinde tezgahtan düşen bir portakal gibi büyük bir boşlukta günlerce yuvarlanmak… Karanlık…!

Arya, beyninde esen bu fırtınanın içinde üşürken;

“İnsanların hayatını karartanları, karanlıkla cezalandırmak bence gayet adilane” dedi Barış.

A.Tamakan

“KARANLIK…” üzerine 10 yorum

  1. Bir solukta ve ilgiyle, sonu nereye varacak merakıyla okuduğum güzel bir kısa hikaye. Final cümlesi de bir o kadar çarpıcı..Kaleminize sağlık ..✌🏻👏👏

    1. Çok teşekkür ederim bu değerli yorumun için🙏🏻 Kısacık bu ilk denemem olarak beğenmene sevindim😊

  2. Başlığı okur okumaz ağır bir yük oturdu kalbimin üstüne. Karanlık ya da geceden olsa gerek. Bir ara fark ettim nefesimi tutmuşum. Ayak parmaklarım kasılmış… Neyse ki son cümle insanı sarsarak kendine getiriyor.
    Kaleminize sağlık…

    1. Çok teşekkür ederim ama kalbinize istemeden yük oturtmuş olmak üzdü biraz 🙂 Normal de bu kadar karanlık değilim aslında ama bazen bazı şeyler böyle tetikleyebiliyor sanırım.🙂

Gökhan için bir cevap yazın Cevabı iptal et

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.