Kurgusal Duygusallıklar…

En zor şeylerden birisidir kabullenmek. Kendini kabullen, yaşamı kabullen, engelini kabullen, hayatı kabullen. Senin iraden dışında sana verilen şeyleri kabullen.

Tüm bunları kabullen ama söz konusu duygular olunca hiç bir şeyi kabullenmek isteme veya kabullenme.

İnsan gerçeğin kendisini görmek istemez ve var olanı kabullenmek istemez. Bütün bu kabullenmeme çabaları da hele ki duygusal bir durum ise onu hep mutsuzluğa, karamsarlığa, çaresizliğe sürükler. Bu karamsarlık ta bazen bazı kişilerde duygusal bozukluklar yaratır.

Söz konusu duygularımızsa ve üstelik bir de rededilmiş veya karşılıksız platonik bir duygu içindeysek direk inkar butonuna basarız. Düğmeye bir kere bastık mı inkar yolunda anlamsızca direnmeye devam ederiz. Burada da artık duygularımız yerini alttan alta dans ederek iyice yükselen egoya bırakır.

Özellikle de sadece platonik bir duygu ise bu , o hissedilen heyecan, beğeni, arzu kendini kaybedip yerini direnmeye, inkara, hırsa ve zaman zaman paronayak hayallere bırakır kendini. Var olmayanı istemek ya da var olan durumun aksini istemek, arzulamak mutsuzluk üretmekten ve acizlikten başka bir şey değildir. Takıntılı duygular kişinin gerçek olmayan ya da ulaşılamayan bir aşkı takıntı haline getirip var olmayanı varmış gibi düşünmek ve bunun üzerinde kurgular yaratmak, durumun getirdiği hayali acıya pasif bir şekilde katlanmayıda getirir üstelik.

Genellikle kişilik zaafiyetinden ve aşağılık kompleksi ile ego kaygısından kaynaklanır. Kişi bilinç düzeyinde, aslında “bilmeme”nin ego’da yarattığı belirsizlik ve sapma ile yanılgıya düşer ve “zan”lar üretir.

Tipik özelliği de bu kişilerin asıl kendisine söylemesi gerekenleri karşısındakine söylemesidir; yansıtma psikolojisi.

Yansıtma, bunların tümünün birden sonucu ve hepsini kapsayan bir bozukluktur. Çünkü önemsenme ihtiyacındadır ve o kendini fazlaca önemsediğinde, ya da kendini önemli gösterdiğinde, başkalarının da onu önemseyeceği yanılgısına düşer ve önemsetmeye çalışır. Bir anlamda da bu, kişinin ayna karşısında kendine söyleyeceklerini başkalarına söylemesi gibidir.

Ve yine asıl kendi yapmakta olduğu bazı makbul olmayan davranışları, sanki “siz yapmışsınız gibi, size mal edip, sizi eleştirmesiyle” de son derece belirgindir. Buranın altını çizmek istiyorum, yapmadığınız şeyleri size mal etmesidir. Bu bazen davranışlarla, bazen tartışmalarla ve bazende yazıya dökerek yaparlar.

Ve bunları çoğunlukla alay eder ve dalga geçer tarzda yapmaları, karşısındakini küçük düşürücü, aşağılayıcı, saygısız, zaten haksız ve yersiz hatta hakaret edici ve hiç olmadık tarzda veya hiç gerekmediği halde anlamsız ve mantıksız veya aykırı bir şekilde yapmaları da dikkat çekicidir.

Zaten ego zafiyeti onu dikkat çekmeye yönlendirir. Çünkü ilgiye, sevgiye dolayısıyla kendini iyi hissetmeye açtırlar. Duygusal yokluk psikolojisidir bu da.

Saygı göstermez, ama saygı beklerler.

Aslında kuşkulardadır, ama bunu dışarıya eminlik olarak yansıtırlar.

Şımarıklığa da son derece yatkındırlar ve pohpohlanmaya da tabiki fazlasıyla açıktır. Artı parantez açmak istiyorum. Bu durumun farkında olmayan bazı insanlar da bunları pohpohlayarak bu duygularını beslerler.

Zira normalden de fazla bir onaylanma açlığı içindedirler çünkü, ama onaylanamaz şeyler yapar…

Bu bile tek başına, bir kişide bir bozukluk olduğunun zaten yadsınamaz göstergesidir.

Böylelikle kendi kendine yapay bir ego tatmini sağlamış ve/ya

kendine yine yapay bir haklılık kazandırmış olduğunu düşünürler.

Çünkü zaten sadece kendini haklı görmeye fazlasıyla muhtaçtırlar.

Ama gerçek bir tatmin ve haklılık değildir tabi bu. Yine sadece kendi yanılgısı/yanılsamasıdır.

Bir şeyi kabul etmek; belli bir duruma çözüm bulmak, geliştirmek, uyum sağlamak, saygı duymak ve bardağın dolu tarafını görmek için en iyi formülü bulmak demektir. Vaziyeti olduğu gibi anlamak demektir.

Kabullenmekle amacın uğruna çaba göstermek ve savaşmayı birbirine karıştırmamak gerekir.

Bu gibi özellikle de karşılıksız ve rededilmiş bir duruma gereksiz biçimde çaba göstermek, o durumun getirdiği acıya pasif bir şekilde katlanmak ve acizliğin içinde küçüldüğünü göremektedir. Oysa kabullenmek öncelikle kendine saygı duymak demektir.

Çünkü bence olgunlaşma denen şeyde bunun tam kendisidir aslında. Kendi davranışlarının kökenini algılayıp bunu kabullenip, başkalarına karşı bu kontrolü sağlayabilmektir. Başkalarından gelenleri de aynı algı ile kabul etmek ve topu kaleye atacağım diye uğraşmaktansa bazen de taca atmaktır. Ama bazen de üstelik söz konusu olan duygularsa bunu yapmaktansa liseli ergenler gibi aptalca davranmaya devam ederiz.

Psikoloji notlarım.

A. Tamakan

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.