Yer yatağı Hikayeleri 3

…*

“Söyle gözlerimin tuttuğu yıldız…”

Su kenarına yapmamız iyi oldu ama dimi

En azından Kürdistan dağları kadar illegal değil Sevgili-m

Rahat bırakırlar mı burada ağaçları ağaçların dallarında ki çocukları?

Hem çakıl taşları da sabırsız değil burada

Bol bol da ot toplar nargileye od yaparız

Yer yatağında bağbozumuna gideriz güzleri

Şafağın yırtmacında büyütürüz bağlarını üzümlerini

Ellerimi bırak eteklerimden tut Aşkım

Türkülerin dizelerinde soluklanalım…

Yoldan çıkmış rayları da tamir edelim bir ara

Ve tüm sırları sislerin ardına saklayalım

Dumanı üfledikçe göğe bulutları katkatlarız

Elimde ki eski, kara ve kekre bir makas …*

Kör hatıraları ben bilerim sen saçlarımı tara Sevgili-m

Ciğerlerime kadar uzadılar

Hadi ama …* saçlarımı tara bu gece güzel olmalıyım

Avuçlarıma düşen ciğer parçalarını da toplar mısın?

“Duyuyor musun Aylin?

Göğün kervanında oynaşıp duruyor martılar ve gece ne kadar sessiz değil mi? “

Sessizlik de mi hüzünlüyüz yoksa hüzünlüyken mi sessiz …*?

Sessizlik! Sesimizi susturacak kadar çok sesli…

Hiç sevemedim şu martıları da ayrıca!

Çünkü;

Martıların şımarıklığını sevmiyorum Aşkım

Biz Kargalar gibi serseri olalım

Gecenin rengini taşıyalım günün gündüzüne

Gün yüzünde atalım naralarımızı kıskandıralım martıları

Karga besleyelim mi Aşkım?

Bak! Yüreğimin dumanı salına salına tütüyor avuçlarından

Ama ben…

Ben…

Üşüdüm!

Hadi soğut beni!

Isırıyor gece, bıçak buz gibi ama ben elmayı dişlerim Sevgili-m

Taş duvarlar yanmaz eyerlemeden lal bedenleri

“Düşler” yaşamın giysileridir …*

Çıplak kalan ruhlarımızı kapatmak için giydirip durduk hep düşlerle

Eskiyen gövdelere yeni bedenler yapılır mı Sevgili-m?

Kuyu kazsak içinden taşsak vahiy gelir mi bize de ?

Ayin mi yapsak …*?

Bak nasılda döküm döküm olunca dil, ipek gibi kayıyor

Şeytan mı taşlasak?

Çözülüyor, çözüldükçe tuz buz oluyor saçaklar

Ben mum yakayım sen gözlerinle gönlünle giydir

bercestelerinle süsle beni

Üşüdüm!

Hadi gönlümü ört Sevgili-m!

Ört pencerelerin peçesini

Sessizliğin sis’nde sevişirken gözlerimiz

Ruhumu ört Sevgili-m!

“Düşler” yaşamın giysileridir …’m*

Ruhunla ört ruhumu!

Ellerinin ateşi tavaf etsin bedenimi

Söyledikleri kadar uzaksa şayet cennet bize

O vakit Cehennemin hakkını verelim Sevgili-m

Bu gece güzel olmalıyım saçlarımı alaturka topla Sevgili-m…

Aylin Tamakan

*Dudaklarımın ucunda takılı kalıyor AD’ın

yazamıyorum…

Yer yatağı Hikayeleri 2

II

İskarpinlerim yine sıkıyor …*

Almışsın …….’m*

Biraz küçük gibi geldi gözüme ama

Yeryatağı müsveddesi gibi bu sanki

Kalemi hemen mi alayım sonra mı yazarız

Ama bu müsveddeye bir şeyler karalamalı

Hazır kuyudan su çekmişken

Döküm döküm dağıtmalı fısıltıları

Mürekkebi de ısıtmamışsın Aşkım

Beni sevdiğini bilmesem

Isırgan otunu öpmez, arş’ına da kurulmazdım

Bizim kızlar diyor ki bu ne biçim hikaye

Yer yatağı olmadan sevişmezmişim

Döneyim mi …* ?

Kalem fütursuz olunca kelimeler de fingirdeşiyor

Fingirdeşelim mi?

Bu tamamen Kamer&Ma’nın suçu Sevgili-m

O söyledi kulağına kulağına fısıldamamı

Kılıcı kınına sokar gibi bırak kalemi kağıdın üzerine

Tam bir müsvedde bu ama

Karala karala! Doldur her bir köşesini baştan aşağıya

Evet evet daha çok!

Ee ısıtmazsan mürekkebi bastıra bastıra karalamalı şimdi tabi

Görüyor musun …*?

İntihar ediyor sokak lambaları

Bak göğün feri de gitti

Ahh! Söyledim ama ben sana kısma ışığın altını bu kadar

Harlı ateşte pişer Dolunay

Buzluktan çıkarıp çözdürdün mü şarabı?

Ahtopot yanına muhlama gider mi …*?

Bir de cigara mı közlesem yanına?

Hadiiii! Tut şunun ucundan artık serelim çarşafı

Ellerin! Ellerin …* yine yönünü şaşırdı

Biraz aşağı, biraz sağa, yok yok sola biraz

Beyoğlu bu mevsimde ne güzel dimi …*

Rüzgar da var artık terimiz iyice karışıyor sokaklarına

Ulu orta yere olmaz böyle

Sen içimi doldur, kuyuyu ben boşaltırım

Yok yok olmadı buraya da sıkıştı kaldı

Beni değil yatağı çevir …*!

Yün yatak alsaydın keşke

Pamuk tarlalarında yuvarlanırdı bercestelerin

Hadi gel artık! Çevirelim şu yatağı…

Biraz geri çekil …*

Şiir okuyalım mı Aşkım?

Kelimelere secde ettirelim tenimizde

Göğün gamzesine gömelim mi çığlıklarımızı?

Beni tutmadan nereye gidiyor bu şiir?

…*!

Yün yatak alalım mı Aşkım?

Aylin Tamakan

*Dudaklarımın ucunda takılı kalıyor AD’ın

yazamıyorum…

Yer yatağı Hikayeleri…

İskarpinlerim sıkıyor …*

Kıpkırmızı oldu dudaklarım

Zonkluyorlar, dokunsan düşecek yaprakları

Uyku da tutmuyor

Yatak küçüldükçe iniltiler yükseliyor satır aralarımda

İniltiler yükseldikçe de küçülüyor yatak

Yer yatağı alalım AŞKIM!

Buğulu bardaklardan taşmaya başlıyor yoncamın gözyaşları

Belki ucuz bir meyhane bulabilir şarabı sıcak içeriz…

Bak …*!

Tanrı şiir yazıyor ikimizin üzerine

Ben göğün tavında döverken sözcükleri

Kalemi seninle birlikte tutuyor çoğu zaman

Bastıra bastıra yazıyorsun ya o anlarda

Kıskanmıyorum işte o zaman Tanrı’yı…

Ellerin daha ne kadar kalacak kalçalarımın üzerinde

Ateşli bir sıtma halinde inlerken bedenim

Aşınmaktan yorgun göktaşların yakıyor dilimi

Bir dalı kanatıyorum tırnaklarımla ve

Ağzı açılmamış bir güle dokunduğunu unutuyorsun

Taburcu et artık kalçalarımı

Acil de bekleyen ağaçları budamalıyız artık…

Ah! Şu küçük tepeler

Nasılda dans ediyorlar salına salına yukarı aşağa

Müziğe eşlik edemeyecek kadar da dolu ağzım şu an üstelik

Hesaba katmadığım bir doluluk bu

Pamukları da toplamadık hala

Koyunları da kırpmadık

Kazan kaynıyor …* biraz odun toplamalı

Tepenin aşağısındaki kuyuya inelim mi?

Sirenleri duyuyor musun …*?

Uzun uzun çalan sirenler

Ağzımda ki dolulukla eş değer

Dağ da çıkan yangın için olmalı

Yoksa ocakta unuttuğum yemek olmasın

Beni öpmeyi de unuttun üstelik

Ahh …*!

Dedim ben sana peynirin sosunu çok kaçırma

Şarap ta dökülüverdi şimdi etimin üzerine

Ensem nasıl da zonkluyor hissediyor musun?

Yaklaştır dudaklarını ama değdirme

Hepsi bu sökülmüş kaldırım taşları yüzünden

Kargaların ayakları da takılıp duruyor bu vakitlerde

Peynirleri kargalara ver …*

Söyle! Hangi ışıkla varayım üzerine ?

Ağdalaşıyor dudakların dudaklarımda iyice

Takılıp sıkışıyor ayağım ve sen saçlarımdan tutmuyorsun

Bozgun başaklara karışıyor rengim sonra

Hayır hayır! Başaklara bakarım ben amma velakin

Bir avuç tohum döller toprağı bence

Tamam tamam bir tutam da yeter bize

Tarla almasak mı?

O parayı hapishanedeki çocuklara saysak

Hem ısırgan otu dikeriz biraz da, dişlerinin arasında kalanlardan

Geri kalanını da ben nadasa bıraktıkça sen sürersin

Olmaz mı?

Bacağımı kurtarmalıyım kütüğü kaldırır mısın?

Yatak da kayıyor zaten altımdan

Hayır hayır geri çekilme

Ama bacağımı kurtaralım

Te lutem** …*!

Hadi gölgenin aşağısına doğru gel!

Şafak sökülüyor çeşmelerden

Yatağı tut!

Uzak bir köy evinin bacasından tütelim

Yer yatağı olmadan gitmez bu dizeler…

Aylin Tamakan

*Dudaklarımın ucunda takılı kalıyor AD’ın

yazamıyorum…

** Lütfen