Özgürsüz İrade…

Tanrı’yı en gıcık eden şey özgür iradenin kullanılmasıdır…
Ama yine de Tanrı’nın işine akıl sır ermez”
der secde edersin.

Çünkü varoluştan bu yana herkes bir şeye inanma ihtiyacı hisseder içten içe. “İnsanlar” bunda birbirleri için yetersiz kaldığından
ya ellerini göğe kaldırmaya devam edersin ya da avuç açmaktan çürümüş ellerini toprağın dibine gömersin…
Seçim senin, özgür irade…
Aylin Tamakan

Algos’u Öldürürken…

Ahh Sevgili-m!

Mutluluğu tanımla diyorsun, mutsuzluk şarkıları dilinde.

“Mutluluk; yanağınla dudağının arasında ki boşluğa uzanıp

gülüşlerinden akan damlalarda sırıl sıklam aşka sarılıp ıslanmaktı kalbinin kıyılarında” diyemiyorum…

Sahi Sevgili-m, öğretecek misin yüzmeyi bana?

Beynime kazıdığım suretini görmek için gözlerimi kapattım sesimi bırak nefesime gel Sevgili-m.

Çıplak göğüs uçlarımın dizlerime uyguladığı baskıyı ve acıyı hissediyorum.

Oysa ki; acımdan yaşça küçük olduğum zamanlarda

yeni doğmuş kuşlar uçmaya başladığı vakit

ya tekrar yuvalarını bulamazlarsa endişesi ile ağlardım…

Damarlarımda ki kan sessizce çırpınıyor teninin çekişlerinde

ve bütün bunlar ağır bir zamanın keskin uğultuları biliyorum.

Sessizlik gözbebeklerinin harelerini karaya çalarken

sana dair tutkum; beynimin içinde ki dipsiz kuyularda hendekler kazıyor ve sen Algos!

Aslında gecenin de bilmediği bir şey var

kendini kör eden güneşin kollarında saklanıyordu kendinden.

Ve;

Ay battıkça uzaklaşıyor düşüncelerim

yıldızlarla birlikte sönüyor ruhum ve

uykunun en tatlı zamanı kızıla çalan maviye uzanıyorum

sen parmaklarını gökyüzüne batırıp, saçlarımı usulca maviye boyarken…

Nereye savrulacağı belli olmayan bir yaprak gibi

amansız ve arsızca rüzgarın peşinde sürüklenirken;

kanserli bir hücre gibi her gün çoğalıp

tüm ruhumu sararken benliğin

dev bir yara olacağını göremedim Algos.

Bir akarsuyun üzerindeki puzzle parçaları gibi

sürüklendikçe dağılıyor, dağıldıkça toparlanıyorum girdabında…

Mavi açan gelincikler gibi

kavruldukça aşkınla savrulur mu saçlarım da

çalar mı bir gün karası maviye…?

Ne dersin boyar mısın gözlerimi gözlerinle?

Ne zaman etrafımı saran ve içimi kaplayan o soğuk boşluktan kaçmaya kalksam gölgene çarpıyorum.

Çelimsiz bir aşkın bel kemiği olmaya çalıştım

sensizliği dahi paylaşamazken ben

sen payda olmayı seçtin Aşkım.

Filizlenmez bazen gökyüzüne ektiğin tohumlar

avuçlarında kalır iradesi kelepçelenmiş duyguların

ve ben

kanata kanata verdiğin o son buse ile

kalın puntolarla işledim yıldızları gökyüzüne

gidişin öyle soğuk ve karanlıktı ki…

Şimdi bir kuş kafesine gömüyorum adını

bilseydim parmak uçlarımda yaklaşır

bir kedi gibi sırnaşır girerdim ruhuna…

Aylin Tamakan

20 Aralık 2019

Anısına Sevgi ve Saygıyla / Neyzen Tevfik

Sevda vadisine düştüm
Gamlıyam şahım Ali
Kimsesiz kaldım karanlık
Gün be gümrahım Ali
Doğmuyor mihr-i ümidim
Çıkmıyor mahım Ali
Gelmiyor mu kulağına
Ahlı eyvahım Ali
Merhamet et herşeye agahım Ali
Var mı senden başka söyle irticagahım Ali
Bir günahkar insanım ben
Yok yüzüm peygambere
İstemem bir türlü gitmek
Böyle huzur mahşere
Tesadüf eylerim derken
Belki bir gün rehbere
düşmüşem elsiz ayaksız
Bak aslan-ı haybere
Çıkmıyor bir an ciğerden
Geldi sevda hançeri
Hakkın aşkına esir ol
Duğum günlerden beri
Zikreylerim ismini ben
Gal-u beladan beri
O kadar yandım yakıldım
Unuttum her yeri

Neyzen Tevfik

Anısına Sevgi ve Saygıyla / Ahmet Hamdi Tanpınar

Ne içindeyim zamanın
Ne de büsbütün dışında;  
Yekpare geniş bir anın  
Parçalanmış akışında,  
Bir garip rüya rengiyle  
Uyumuş gibi her şekil,  
Rüzgarda uçan tüy bile  
Benim kadar hafif değil.  

Başım sukutu öğüten  
Uçsuz, bucaksız değirmen;  
Içim muradıma ermiş  
Abasız, postsuz bir derviş;  

Koku bende bir sarmaşık
Olmuş dünya sezmekteyim,
Mavi, masmavi bir ışık
Ortasında yüzmekteyim

Ahmet Hamdi Tanpınar

Sarılsam…

Gece gömleğini yırtarken

Kırık dökük kaburgalarımın içine sıkıştırsam seni

Kalp atışlarından öpsem, gezinsem biraz

Dudaklarımı kaldırmadan teninden

Dursa dünyanın nabzı

Sen saçlarımı severken

Ben dudaklarımı ateşlesem teninle

Öpse sesin kulaklarımdan

Yansa yer gök kalsa kıpkırmızı

Nefesini çeksem biraz içime

Nefesim dinlense

Dilimi damağımı tatlandırsam

Gözlerim gözlerini öperken

Kurusa nehirler sussa yağmurlar

Gülüşünü kucaklasam geceye inat

Sen de kaybolsan içimde

Nefesim nefesime kitlense

Anadan üryan kalsa ruhum

Koşsa arş-ı alada teninden boşalırcasına

Sonra sadece kalp atışımız kalsa

Sussak uzun uzun

Dikişleri patlamış gönlümü teyellesem gönlünle

Göğsün göğsümde

Gece gömleğini yırtarken

Kırık dökük kaburgalarımın içine sıkıştırsam seni

Sarsam, sarılsam, saklasam…

Aylin Tamakan

Anısına Sevgi ve Saygıyla / Cemal Süreya

En sevdiğim şairin, en sevdiğim şiirlerden biri ile ölümünün 30. yılında anısına tüm sevgi ve saygılarımla…

İlk kez bir yerde şiirimi yayınlanması bu sene bu ay Cemal Süreya anısına düzenlenen bir antoloji de nasip oldu… Ve yine ilk defa bir dergi de yayınlanan bir başka şiirim de Cemal Süreya anısına hazırlanan bir dergi oldu. En sevdiğim şairin ölüm yıldönümünde ve şiirlerimin ilk kez bu şekilde yayınlanmasıda inanılmaz mutluluk verici ve inanılmaz güzel bir anı oldu benim için.

Not: Bu arada antoloji için şiir seçmemde fikrini benimle paylaşan ve seçmeme yardımcı olan Kleinlaute’ye de çok teşekkür ederim.🥰

ÜVERCİNKA

Böylece bir kere daha boynunlayız sayılı yerlerinden

En uzun boynun bu senin dayanmaya ya da umudu kesmemeye

Laleli’den dünyaya doğru giden bir tramvaydayız

Birden nasıl oluyor sen yüreğimi elliyorsun

Ama nasıl oluyor sen yüreğimi eller ellemez

Sevişmek bir kere daha yürürlüğe giriyor

Bütün kara parçalarında

Afrika dahil

Aydınca düşünmeyi iyi biliyorsun eksik olma

Yatakta yatmayı bildiğin kadar

Sayın Tanrıya kalsa seninle yatmak günah daha neler

Boşunaymış gibi bunca uzaması saçlarının

Ben böyle canlı saç görmedim ömrümde

Her telinin içinde ayrı bir kalp çarpıyor

Bütün kara parçaları için

Afrika dahil

Senin bir havan var beni asıl saran o

Onunla daha bir değere biniyor soluk almak

Sabahları acıktığı için haklı

Gününü kazanıp kurtardı diye güzel

Bir çok çiçek adları gibi güzel

En tanınmış kırmızılarla açan

Bütün kara parçalarında

Afrika dahil

Birlikte mısralar düşürüyoruz ama iyi ama kötü

Boynun diyorum boynunu benim kadar kimse değerlendiremez

Bir mısra daha söylesek sanki her şey düzelecek

İki adım daha atmıyoruz bizi tutuyorlar

Böylece bizi bir kere daha tutup kurşuna diziyorlar

Zaten bizi her gün sabahtan akşama kadar kurşuna diziyorlar

Bütün kara parçalarında

Afrika dahil

Burda senin cesaretinden laf açmanın tam da sırası

Kalabalık caddelerde hürlüğün şarkısına katılırkenki

Padişah gibi cesaretti o alımlı değme kadında yok

Aklıma kadeh tutuşların geliyor

Çiçek Pasajı’nda akşam üstleri

Asıl yoksulluk ondan sonra başlıyor

Bütün kara parçalarında

Afrika hariç değil

Cemal Süreya

Yüklü Yüreğim…

Yağmur yüklü bulutlar gibi yüreğim

bir dokunsan taşacak

çatlayacak goncası

yeri göğü

birbirine katacak

son kalmış tek bir yaprak

kim bilir belki ağacını sallayacak…

Belki de

yeşerecek tohumlar

kardelenlere komşu

gelincikler açacak

damlayacak kırmızısı

gökkuşağı toprağın bağrında çıkacak…

Aylin Tamakan

Yar/a

“Birlikte yaralarımızı sarabiliriz” dedi adam

Gözlerinin içinde uzun uzun sustu kadın

“Ben yaralarımı sardımda geldim

Korkma

Uzat ellerini

Önce gönlümün ateşinde ısın biraz

Sonra meşaleyi veririm

dolanırsın gönlümün diyarında

Ama sakın ha dokunma

Geçme çitlerin ardına” dedi

ve

usulca öptü yaralarından…

Aylin Tamakan