Gel-git’lerimi gömerken, gömdüm gözlerini…

Ay,

bir yüzü aydınlık

bir yüzü karasında gecenin

“her şeye varım” diyor yakomazlar

Ay’ın şavkı vurduğunda kaçışırlarken

kıyısından toplarken gülüşlerini

uzanıyorum

usanıyorum

uslanıyorum

gel-git çekiminde

kum çiçekleri

kum çökmesi

sağarken geceyi

zerk ederken zehrini sesi

deniz kabukları uyanıyor

avuçlarımdan sızıp

kıvrımlarında dua ediyorlar

maviye çalarken kanım

öpüşüyor zambaklar

inişli çıkışlı gel-git ayazında

günbatımının doğumunda

bir doğumun sancısında

boy boy açıyor zakkumlar

karanlığın kenarında

kuzey yıldızı gözlerini yumuyor

düşlere yol verirken

parmak uçlarına basarak

yol alıyor duygularım

ayak seslerini duyuyorum ormanın

çığlıklarını ağaçların

haykırışlarını yarasaların

derin bir nefesle

bir tinerci titizliğinde

içime çekiyorum havasını

bir kayın ağacının kuytusunda

önce içimdeki sesin kafasına sıkıyor

sonra gülüşlerini ardından gözlerini gömüyorum…

Ay’lin Tamakan

Mavi Ağaç

Ahh!

şu ağaçlar var ya

hani mavi olanları

hani o kökleri ile

toprağı yara yara girerek içinde dağılır da

sıkı sıkı sarılır ya

toprak ta arzını bulaştırır da

onu kucaklar ya

o arz çatlaya çatlaya genişler

toprak kökleri, kökler sarar toprağı

gövdesinde çıkan dalları farkeder ya

dallarda kendisini saran çiçekleri

işte o an

ağaç dans etmeye başlar toprakla …

Ay’lin Tamakan

Bütünün hayrına…

Dalgalara bak!

Kıyı ne kadar şikayet ederse etsin

çarpmaya devam ederler.

Çarpmaktan korkma!

Seni senden daha iyi bilen,

sana senden daha çok inanan

bir başka kimse yok şu kainatta.

Gün ortasında sana göz kırpabiliyorsam

güneşime yaklaşabilğimden

Yüzünü güneşine dön ve…. Ay’ın tadını çıkar..!

Ay’lin Tamakan

Tutsak II

dağlarımda işveli cilveli

asi ama arzulu

deli ama dolu bir rüzgar esiyor

durgun bir deniz gibi bedenim

dudaklarının dalgalarına teslim

kalbimdeki aşkı emerken göğsümden

dilinin çağrılarına direndikçe

üşüyen mum gibi erir

yanar durur dehlizlerim

ısındıkça dilin

kavruldukça sessizliğim

iç çekişim değişir

nefesin ılık ılık çarparken

secde eder gün geceye

kaybolur mahremi sevişmelerimizin…

bulutu sağarım

yüreğim alevlendikçe yüreğine

tenim susadıkça tenine

çölden hallice geçitlerimde

ilerledikçe derine

derin bir sessizlik çöker

içimde büyüdükçe

çözülür dili arzularımın

dalgalanır sular

dağılır dumanlar

dilimin ucunda tuttuğum nefesin

sırtüstü uzanır toprak gibi

savruldukça kuytularımda kökleri

yarılır gökyüzüm ismini haykırmaktan

tenimin rengine çalar göğ

tırmanırken zaman

bir-üç üç-beş nöbetinde

harlanır Ay’ın ateşi

köz oldukça yangınımız

tutuşur da tutuşur tutkular

kaybolur mahremi sessizliğin….

Ay’lin Tamakan

Tutsak…

I

ay battı

şafak serdi kızılını

kadehte yarım kalmış

sarhoşluğu gecenin

uykum kaçmış bir gece önceden

raflardan çıkarılmış bir tutku

tozu üzerinde

geziniyor tan’ın eteklerinde

elime yüzüme bulaşıyor

yıka yıka geçmez düşler

yüreğimse vuslata hasret bir kekeme

buruk bir tebessüme sarılıp

yelken açıyor bir bilinmeze…

II

gözlerine bakıyorum

karadenizin dalgaları gibi asi

dumanları kadar dolu

ayazında üşümüş yüreğini görüyorum

nehrin yatağını sardığı gibi

sarmak istiyorum nefesini

dümen kırıyorum kuzeyine

yolların keskin yolların kurak

sabırdan köprüler kuruyorum

soyunuyorum yol olsun diye

huysuz bakışlarının gölgesinde

zaptedilmez bir pervasızlıkla

soyunuyor yüreğim de

dağ oluyorum

taş oluyorum

sus oluyorum

pırıl pırıl aşk kokuyorum

hava dönüyor

devriliyor gün geceye

esmeye başlıyor rüzgar

gönlümün sırr-ı penceresinden…

Ay’lin Tamakan

Urgan…

zemheride buz kesiği

kardelen sancısında yüreğim

hükmü verilmiş puslu sabahın

geceden boynuna geçirilmiş

ıslak urgan kurşun saçar

fareler kemirdikçe boğar

telle çevrilir kursağımdaki kelimeler

sere serpe uzanır yalnızlığım

hüzünlerim koynuna sızar

elimde can çekişen zaman

kaydıkça yakar

yaktıkça kurur urgan

boşlukta sızar gün geceye

kapanır gözlerim

kuru bir urganın ucunda…

Ay’lin Tamakan

CAM ÇATLAKSA KIRACAKSIN…

düşünceler;

kor zindanlı düşlerde

lal olmuş

akıllar gönüller

kabuklarla kuşatılan

kutsanmış ömürler

küçüldükçe büyüyen

paslandıkça parlayan

darağacında sallanan

sallandıkça daralan bir çember

içinde sıkışan

boynunda ip bekleyen

ben sen o

bizler sizler ötekiler

sıkıştıkça sıkışıyor

sokuyoruz kendimizi

bir akrep misali

kaç kere ölüp

kaç kere diriliyoruz

dönüp duruyoruz içinde

kendi kendimizi kavuruyoruz

oysa ki;

yaşam

sanrılı ve sınırlı

bir oyun

bir doğrunun sonsuz iki ucu

düşünceler gel git mahkumu

lirik şiirlerde

didaktik düşünceler

savunuyoruz

bir yanı kurak

bir yanı sel

semirilmiş yaşamlar

yada yalnızlıklar

iki ucu çıkmaz sokak

birinde sis kaplı dar düşünceler

birinde düşünceler afet-i devran

ortasında durup bekliyoruz

ben’se;

iki elimde

iki hayat

bir ben

biri ben

ikisini de sıkı sıkı tutarken

eksenimden düştüm

başımı vurdum

boşlukta savrulup

göğe buz tuttum

cümle alem

alemin cümleleri

düşüncelerime

düşüncelerim bana sarmal

kadeh kadeh içime doldurdum

daraldıkça çember

daraldıkça ruhum

bir yıldıza dokundum

sesini duydum

“çember kırılmalı

kıran kırsın” dedi Artink

yıldızları eteklerime doldururken

yakıyorduk çünkü kendimizi

yamayıp duruyorduk

duruluyorduk belki de

farkında olmadan

çatlatamadan

çatlıyorduk içten içe

daraldıkça genişleyen

bu devranın içinde

ve;

anladım ki

ya sıkışıp yanacaksın

ya da ne kadar acıtsada

cam çatlaksa kıracaksın

kendini kendin kanatacaksın…

Ay’lin Tamakan

Not: Bir şiire sığmıyormuş bazen bazı duygular. Belki de biraz da öyküye iltica etmeliyim. Sohbetin ve bu dizelere esin olduğun için teşekkürler Artink 🙂

Ölüme Ninni…

doğrudan sana vardığımda

yaklaştığımda kaçtım

nasıl istediğimi bile anlamadım

tüfeğin namlusunda bir merhaba

cehennem ateşinden halliceyken

avuçlarımda sıra bekledi

boğum boğum gülümsemelerim

 

gülümsemelerine gebe

yokluğuna aş ererken

toprağa döküldü suyum

doğmak bilmeyen sancılı düşlerime

pas tutmuş neşteri vurup

karanlığın aynasına gömdüm çığlıklarımı

 

şimdi kucağımda kanlı bir isyan

akşamla sela arasında

batıya doğru dönerken yüzüm

yüzerek geleceğim

zamana gergef arzumlarımla

mezarımın üzerinde sessiz kalacağım

bir keşiş bir heykel gibi

ninniler okuyacağım ölüme…

Ay’lin Tamakan

Yolculuk…

ne gülecek kadar coşkulu

ne ağlayacak kadar hüzünlü

dağlarını dizi dizi geçirdiğim boynum

heybetiyle dimdik

kendi içinde bükük şimdi

ağaçlarını yüreğime taşıdım

kökleri damarlarımı yırtarak

volta atar durur içimde

dallarına bağladım umutlarımı

göbek bağımda filizlendirdim

kanımın karasıyıla suladım

seyyar bir yara bu

dönüp dolaşıp

kürkçü dükkanına dönen tilki misali

bir müebbet mahkumudur

gurbet içinde gurbet…

Ay’lin Tamakan