Şarabın kızılı…

Şarabın kadehe dökülmesi gibi

döküyor kendini

önce yavaş yavaş

doldurdukça sertleşiyor, hızlanıyor

tadıyor her bir milimini şeffaflığının

cilveli ama hoyrat esen rüzgar

rüzgarın eteklerine tutunmuş bulutlar gibi

tutunuyor….

Geriliyor iyice kadeh, genişliyor

kokusunu veriyor şarap

kızıllığının buğusunda

alaca düşüyor kızıla

kızıllaşıyor kadeh,

bozgunu şişedende deli oysa

Ay’ın bulutların ardına saklandığı gibi

saklıyor içinde

parçalara bölüyor sası iz bırakan mayhoş nektarıyla

yağmur sonrası gelen toprak kokusu gibi

kıvrıla kıvrıla dokunuyor dudaklardan

dalgaların kıyıyı dövdüğü gibi dövüyor kadehi

şarkılar söylüyor şeffaflığının

en bas tonunda sol la sol la…

Savuruyor kendini kadeh,

çalkalıyor

nefes almaya çalışıyor,

hoyrat dağlarda çağlayan yağmur gibi

damlacıklar bulaşıyor sır’ına

sığamıyor taşıyor içinden

dağılıyor gün gece

yer gök kırmızı…

A. Tamakan

Kalbimde ki uğultular…

Birikmiş gözyaşlarımı hep akıttımda,

kalbimde birikenleri bir türlü anlatamadım.

Şarap kadehleri değildi de çaresizliklerimdi demlendiğim,

kursağımda kalan sevgilerim, sevdiklerimdi…

Uğultulu sesler hep aktı kulağımdan yüreğime,

haindi gece de o zamanlar,

zalim, acımasız…

Uzanamadım bana en yakın yıldızlara,

oysaki kalbimi ısıtacak kadar yakındılar.

Gözlerimde yıldızların parlaklığı,

ruhumda sabah ezanında gelen

gecenin uğultusu kaldı….

A.Tamakan

İSTİLA…

Dudakların;

istilaya gelmiş,

Hoyrat bir aslan,

Sessiz, bir yılan gibi.

Süzülüyor karanlıkta,

Yabani otlar arasından.

Üzerimde geziyor nefesin;

Ses olup, kayıyor tenimden.

Dudaklarım;

Aşk’ınla ıslanmış,

Çırılçıplak kalmış,

Kurak topraklarım.

Ne sarı; Ne yeşil,

Turuncuya kaçmış, tazeliğim.

Dokundukça dilin;

Parçalanıyor, tüm zerreciklerim.

Suyuna hasret, gelinciklerim..!

Serinliğine yamaçlarının, Şehvetine esmer teninin.

Gürül gürül akan ırmağın;

Kurak topraklarımda,

Çağlasın, tepelerimde,

Gelincikler açsın.

Taç yapraklı yoncam;

Zehir, zemberek ıslansın,

Tutuştursun;

Tüm çölümün,

Çorak topraklarını.

Tükensin nefesim;

Soluk, soluğa

Adını zikrederken,

Sesim, arş’ı uyandırsın..

Ay çekilirken geceden; Göğüsümün hale’lerinde,

Dudaklarının, kırıntıları kalsın.

Islak; ıslak sev,

Islak, ıslak öldür beni.

İstila’ sındayım;

Dudaklarının,

Haydi durma!.

Birbirlerine çarpan,

Çakıl taşları gibi,

Çarpışsın bedenlerimiz…

A.Tamakan

Öyle boktan…

Sen

İçine sürdükçe

Acı bir mayhoşluk bırakır ya

Dolandıkça

Çarptıkça

Girdikçe derine

Tadını alıp ilerledikçe

Bir bilnmeze gebe kalıp

Çektikçe çekersin ya içine

Kalbin sığmaz ya

İki ciğerinin arasına

Bir çıkmaz sokakta kalmış gibi

Göbek çukurundan patlar ya

Isınır ya sular

Akışkan bir yuvada

O tat ve dokunuş

Ruhun kıvamı

Islak ve sıcak bir yatak gibi

Sarar da kıpırdamak istemezsin de

Ama

Yine de;

tut ellerimi,

dudaklarımı dudaklarınla mühürle

gözlerimin içinde göstereyim

düş bahçemi demek istersin de diyemezsin ya,

Öyle boktan bir şey işte

Ay’lin Tamakan

Mevzilerim de gezerken…

Tüfeğin namlusu mevzilerimde gezerken

dört bir yandan zaptedilmiş meğer kale’m

Ben ise;

yamacın başında nöbetteyim hala

dağlar sıra sıra

raylar kıvrım kıvrım yamaçların tünellerinde

kurt gibi ulurken trenler

vukuat defterini okuyorum

oysa çırılçıplak bedenim

ruhum vagon vagon gezerken,

yabandan geçerken

sesinin diyezinde çalarken düdüğü

kalenin kapıları gıcırdıyor,

dökülüyor nektarı göğsümün

acı bir mayhoşlukla

karışıyor gönlüne

göğ gürleyerek eşlik ediyor

güneş zehrini katarken

basıyorum tetiğe

gözlerimi öldürüyorum ağır ağır,

bir kendini bilmeyenin gözlerinde

sayıklıyorum “savaşmamalı savaşmamalı”

elimde bilmem kaç yıllık tüfekle

yamacın başında nöbetteyim hala

kapanıyor gözlerim…

A.Tamakan