Algos’a Not…

Güzel adamsın Algos…

Tanrı’ nın piçi olmayacak kadar güzel

Çiçekler de dallarından kopartılacak kadar

günahkar değillerdi biliyorsun

Şeytanın öpüştüğü yerde açmasalardı şayet

Bana çiçeğin kokusunu anlatabilir misin Sevgili-m?

Kalbin ve ruhun sevgiye bu kadar beddualıyken

kör bir sırrı eşeliyorum kanamalı gözlerinde

suçsuz suçlarınla doluyor tırnaklarım

Şafağın rahmi yırtılmak üzere ve ben

parmaklarında ki yarayı teyellerken dudaklarımla

dilim dudaklarımla çatışma halinde

ruhum pıhtılaşmıyor

bu da benim kusurum olsun not düş kendine

sana değilde kendimedir sitemim

Haydi Aşkım! Tütün basta oluk oluk boşalsın kanım…

Aylin Tamakan

Anısına Sevgi ve Saygıyla / Reşat Nuri Güntekin

Başroldeyim…
Bittiği yerden başlayan hikayeler..
Yaşamakla Ölmek arasında sıkışmış acı hayat…
Bazen kısacık mutluluklar. kahve kadar…
Ayrılıklar deniz…kavuşmalar suya hasretken..
Tabiki ben başroldeyim bu romanda
R.Nuri GÜNTEKİN

Anısına Sevgi ve Saygıyla / Abidin Dino

Mutluluğun Resmi

Kokusu buram buram tüten
Limanda simit satan çocuklar
Martıların telaşı bambaşka
İşçiler gözler yolunu.
İnebilseydin o vapurdan
Ayağında Varna’nın tozu
Yüreğinde ince bir sızı.
Mavi gözlerinde yanıp tutuşan
hasretle kucaklayabilseydim
seninle, bir daha.
Davullar çalsa, zurnalar söyleseydi
Bağrımıza bassaydık seni Nazım,
Yapardım mutluluğun resmini
Başında delikanlı şapkan,
kolların sıvalı, kavgaya hazır
Bahriyeli adımlarla düşüp yola
Gidebilseydik Meserret Kahvesine,
İlk karşılaştığımız yere
Ve bir acı kahvemi içseydin.
Anlatsaydık
o günlerden, geçmişten, gelecekten,
Ne günler biterdi,
Ne geceler…
Dinerdi tüm acılar seninle
Bir düş olurdu ayrılığımız, anılarda kalan.
Ve dolaşsaydık Türkiye’yi
bir baştan bir başa.
Yattığımız yerler müze olmuş,
Sürgün şehirler cennet.

İşte o zaman Nazım,
Yapardım mutluluğun resmini
Buna da ne tuval yeterdi;
ne boya…

Günah…

Güneş, ufkun ardında çırpına çırpına
gecenin esmerliğine teslim olurken
rüzgar tüm hırçınlığına rağmen usulca okşuyor saçlarımı
Yıldızları alıyorum yalnızlığıma
misafirperver bir edayla düşüyor pencereme Ay
Tanrı’nın ardına saklanmış
-zile basıp kaçan çocuklar gibi-
çiseleyip çiseleyip duruyor bulutlar
Damlalarla bölüşüyorum sessizliğimi
bir kısmını saklıyorum avucumla ağzım arasında
Gölgem öksüz kalmış beni, ben gölgeni ararken
Günaha davet ediyor yine kargalar
Günahına gireyim mi Sevgili-m?

Aylin Tamakan

Tavaf…

Kuzey’inde;

Kıyama durdum

Toprağına

Saldım

Köklerimi

Sıkı sıkı

Sarıldım

Can suyumu ver Sevgili-m

Güney’inde;

Rükuna eğildim

Ateşine

Uzattım

Ruhumu

Işıkları

Yaktım

Yüreğimi ısıt Sevgili-m

Doğu’nda;

Ellerimi açtım

Sesine

Taşıdım

Nefesimi

Karanlıkta

Rüzgarına

Fısıldadım

Ruhuma üfle Sevgili-m

Batı’nda;

Secde ettim

Suyuna

Daldım

Kana kana

İçtim

Toprağına

Kat

Sularımı

Kanınla kutsa beni Sevgili-m

Aylin Tamakan

Barışır mıyız?…

Ahh sevdiğim,

sevgili-m…

Düşük kalibreli kelimeler alıyorum ağzıma

Mesela adını söyleyemiyorum bağışlasın beni Savaş Tanrıları

Bir şiirde söylemek Aşk’ımın hayrına değil biliyorum

Uçurumun kenarında kayalara tutunmaya çalışan bir kartal gibi

kelimelere tutunmaya çalışıyor dudaklarım, dilim.

Şimdi ”yalın yürek” öpsem seni;

yanağınla dudağının arasındaki boşluktan öpsem mesela

kutsar mısın ismimi isminle

barışır mıyız Sevgili-m?

Aylin Tamakan

Sürgün…

Ay’ın etrafında ki boşluğu dolduran yıldızlar gibi

tüm boşluğumu dolduruyor kokun, sesin, nefesin.

Gün doğmasın, güneş kendi harında yansın

şafak sökmesin kızılını içine içine akıtsın.

Ay boynuma urgan, yıldızlar ayaklarıma zincir

gözlerim gözlerine tutsak olurken

gönlüm gönlünle dağlansın.

Gün geceye, ben sana mahkum

tahliyesi olmayan sürgün sevdamda

soluğunla can bulurken yüreğim

gökyüzünün avlusunda koşuştursun

sevaplarımızın ardına sakladığımız

Ay’dan ak, geceden kara günahlarımız…

Aylin Tamakan