Elma’nın günahı neydi ki?

Ağaçlarda çoktandır sevilmiyor Algos ama meyvelerini koparıp duruyorlar…

Şeytanı kandırıp

silebilir misin yazılanı

ya da şah damarını keserek mi

daha yakın olabilirsin Tanrı’ya?

Havva’nın hatası mıydı yoksa Adem’in merak mı?

Adem’in merakının bedelini, Havva’nın ödeyeceğini düşünmemesiydi en büyük hata…

Elma’yı beraber ısırmalarına izin verseydi Tanrı,

Adem’in kaburgasından yaratılmayı kabul etmeseydi Havva da

belki o da benim seni sevdiğim gibi severdi Adem’i…

Bak! Kaburgası içine batıp batıp duruyor yüzyıllardır Havva’nın…

Aylin Tamakan

Algos’tan Azize’ye…

Azize çocukluğuma gitsem / bir daha da dönmesem.”

Deniz Dengiz

Ahh Algos!

Hayat, insanı havanda dövmeden suyunu çıkarmadan, özünü bulmadan istediğini vermiyor maalesef…!

Çocukluğum mu dedin?

Kalbim yara bere içinde, ruhum desen tarumar dizlerimin yarasını istesemde saramaz zaman dediğin yalan…

Ahh Algos! Kandırmayalım birbirimizi tentürdiyot basarak iyileştiremzesin ruhunda açılanı…

Sen en iyisi mi tütün basta oluk oluk boşalsın zaman damarlarımdan…

Söyle Azize’ye de; içimdeki çocuğu onlarca kez öldürdüler ve çok derinlere gömdüler… amma velakin kurduğum köprülerin anahtarı bende kurduğum gibi yıkmasınıda bilirim -sadece ben yıkabilirim- …

Aylin Tamakan

Anısına Sevgi ve Saygıyla / Cahit Zatifoğlu

Eski şairliklerim gitti gözümden

Gayridir başka bir hal kuşanıyorum

Azık yoldaş olmaz haydi geç toklukları

Az’la doymak yap deş insan zamanlarını

At al at bin at kuşan da ciğerin koş

Davran bre çocuk doyma ilk sulardan

Hehey gözüm hehey gözyaş odsuz kaldın

Nice hançer dürdün sabır balyaladın

Göğsümde bir küçücük derya buldum

Kabına sığmaz bir ceylan yoldaşım

Eteğini toplamış bir sevgili düştü kumsala

Ufacık kuru dudaklarında bir hasret sayhası

De Zarif inle.

Ta ki huzra vardın

Nice yıl isyan durdun gurbet kaldın

Cahit Zarifoğlu

Anısına Sevgi ve Saygıyla / Nazım Hikmet Ran

Büyük üstadın Anısına Sevgi ve Saygıyla…♥️

DAVET

Dörtnala gelip Uzak Asya’dan
Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan
bu memleket, bizim.

Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak
ve ipek bir halıya benziyen toprak,
bu cehennem, bu cennet bizim.

Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,
yok edin insanın insana kulluğunu,
bu dâvet bizim….

Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
ve bir orman gibi kardeşçesine,
bu hasret bizim…

Nazım Hikmet Ran

Anısına Sevgi ve Saygıyla / Ahmed Arif

AY KARANLIK

Maviye
Maviye çalar gözlerin,
Yangın mavisine
Rüzgarda asi,
Körsem,
Senden gayrısına yoksam,
Bozuksam,
Can benim, düş benim,
Ellere nesi?
Hadi gel,
Ay karanlık…

İtten aç,
Yılandan çıplak,
Vurgun ve bela
Gelip durmuşsam kapına
Var mı ki doymazlığım?
İlle de ille
Sevmelerim,
Sevmelerim gibisi?
Oturmuş yazıcılar
Fermanım yazar
N’olur gel,
Ay karanlık…

Dört yanım puşt zulası,
Dost yüzlü,
Dost gülücüklü
Cıgaramdan yanar.
Alnım öperler,
Suskun, hayın, çıyansı.
Dört yanım puşt zulası,
Dönerim dönerim çıkmaz.
En leylim gecede ölesim tutmuş,
Etme gel,
Ay karanlık…
Ahmed Arif

Vuslat Bu Bahar…

ŞİİR GÜNÜYSE…

gözlerin güneş olmuşsa gönlüme

içimde tomurcuklanmışsa sevdan

ırmaklar çağlıyorsa Mutlu’luktan

kokun kalmışsa avuçlarımda

varsın geç gelsin bahar

gönlünden gönlüme kurulmuşsa köprüler

içimde kopmuşsa kızılca kıyamet

zincirleri kırılmışsa mabedimin

sıcaklığını hissediyorsam ellerimde

varsın az daha gölgesi düşsün yüzünün

dudakların mühür olmuşsa dilime

tek tük öpüşüyorsak kuytu köşelerde

gülüşlerin düşmüşse geceme

ateş olmuşsa bakışların ruhuma

varsın geç gelsin bahar

varsın beklesin vuslat bahara kadar…

Aylin Tamakan

Seslendiren: Mutlu Nergiz

HOŞ GELDİN MARTİNİÇKA

Hoş geldin Mart, hoş geldin Bahar, hoş geldin Martiniçka.

Gece güne, Ay güneşe, ağaçlar çiçeklerine, toprak yeşiline, çayır çimenine, çayır çimen börtü böceğine kavuşur.

Her şey birbirine dokunur, birbirine kavuşur. Ama en güzeli de sanırım birilerine dokunabilmek. Birilerinin yüreğine, ümidine, sevincine…

Bazen isteyerek dokunur, bazen de hiç fark etmeden dokunuruz.

Bu yüzdende oldum olası severim (heleki yürekle dokunulabilen) içimizdeki coşkuyu ortaya çıkaran böyle ritüelleri.

Martiniçka’yı da ayrı bir seviyorum. Martiniçka, dilektir, umuttur, sevgiye açılan bir yoldur.

İnsanlar, burada (tüm Balkan ülkelerinde) baharın bu ilk gününde birbirlerine, yüreklerine, niyetlerine dokunur. Herkes kırmızı ve beyaz yünden yaptıkları bu süsü birbirlerine hediye eder ve yıl boyu sağlık, sevgi ve güç dilerler. Beyaz ip uzun ömrü ve sevgiyi, kırmızı ise sağlığı ve gücü temsil eder. Taa ki gökyüzünde kırlangıçları görene kadar bu inançla bu süsleri üzerinde taşımaya devam ederler. Kırlangıç görüldüğünde, bu süsleri ağaçlara asarlar ve kuşların dileklerini gökkubeye ulaştıracağına inanırlar. Bu nedenle burada her baharda rengarenk dileklerle süslenir ağaçlar.

Ben de Martiniçka hediye ettim bugün kendime, sevdiklerime, sevmediklerime, seveceklerime… ve herkesin gönlündekilerinin gerçekleşmesini diledim. Gönlünde ki dilekleri gerçekleşen kişilerin, gönüllerin daha da güzelleşeceğine inanıyorum.

Ve hepimiz için,

Aşk, Sevgi, Mutluluk, Şans ve bolca Sağlık diliyorum…

Aylin Tamakan