Anısına Sevgi ve Saygıyla / Orhan Veli Kanık…

SABAHA KADAR

Şu şairler sevgililerden beter;

Nedir bu adamlardan çektiğim?

Olur mu böyle, bütün bir geceyi

Bir mısranın mahremiyetinde geçirmek?

Dinle bakalım, işitebilir misin

Türküsünü damların, bacaların

Yahut da karıncaların buğday taşıdıklarını

Yuvalarına?

Beklemesem olmaz mı güneşin doğmasını

Kullanılmış kafiyeleri yollamak için,

Kapıma gelecek çöpçülerle,

Deniz kenarına?

Şeytan diyor ki: “Aç pencereyi;

Bağır, bağır, bağır; sabaha kadar.”

Orhan Veli Kanık

Algos’un Gölgesinde…

Ahh be Algos!

Sığmıyorum geceye yine

Kanım taşıyor kutsal kaseden, dökülüyorum…

Kayıp bir şehrin hikayesinde yürüyorum

tenhalarında geziniyor şirazesi kaymış yüreğim

karanlık yutuyor gölgelerimizi

bazı şeylerin gölgesi bile ağır oluyor Sevgili-m…

Göğün bir ucundan bir ucuna köprü kuruyor yıldızlar

kıldan ince kılıçtan keskin.

Bir günaha yelken açıyorum köprüden aşağı,

sislerin içinden kıyametine yürüyorum selametle…

İyice bastırıyor gök kubbe üzerimden ve döktüğüm tüm günahlarım can buluyor gözlerinin ateşinde.

İçinde ki incileri dışarı çıkarmaya çalışan bir istiridye gibi aralanıyor gönlümün kapıları yine

eli kulağında kalbimin

ateşten bir ırmak gibi döküldü dökülecek katre-i ummana.

Aşinası olmadığım bir düş bu Algos ama aşinası olduğum ruhunun deryasında kayboluyorum.

Beklemeyi ve alışmayı bilemedik Sevgili-m!

Ahh be Algos!

Özledim…

Gülüşünü özledim, dudak aralarından sızan gülüşlerini öpmeyi,

sonbaharın sararıp kızıllaştığı cüzzamlı bir cuma ertesi,

zehirli bir gecenin büyüsünde

dudaklarının dudaklarımda kabuk değiştirmesini özledim.

Olympus’un dağlarından gökyüzüne doğru hızla akan bir nehir gibi taşarken özlemim

kanatları ıslanmış küçük bir kuş gibi çırpınıyorum göğün kafesinde.

Söylesene Sevgili-m!

Gök kubbenin patlamasına ramak kala

üzerime beyazını biçerken Ay,

örter misin gecemi nefesinle

durdurabilir misin zamanın sesini?

Hee Algos, kucaklayabilir misin özlemimi?

Aylin Tamakan

Anısına Sevgi ve Saygıyla / Gülten Akın

ORDA KALDIM

giden gitti (yiten zaman)

açtığın kapıdan girdim, adımı söyledim

işte orda kaldım

herkes nerde? (gibi yanlarında durdum)

yiten zaman (onlar öyle sandı)

hiç ayrılmadım ki (aklım)

ben orda kaldım

senden bana hiç durmadan akan neyse

olsan olmasan

yansıladım (yüreğim, ben)

sen yoksan da iki olduk

gidenlerle gittim (gibi)

dünya (zaman)

ben orda kaldım

Gülten Akın

Algos’un Ayak İzleri…

Ahh Algos! Ülkemin sürgün zemherisinde Ay anadan üryan geceye soyunurken yalnızlığımın geceyi yırttığı kartalların bulutların üzerine tünediği bir Haziran bozumunda gün ile geceyi eşitlemeye çalışırken kan ve şarap; Şeytan’ın el ayak çekip seviştiği saatlerde geldin Sevgili-m.

Göğün kapıları kapanırken usulca gece ceplerinde dünden kalan fısıltılarını döküyor ve ben ölü yıldızları gözyaşlarımla parlatıp gelişini kutluyorum. Saçlarımı kutsamayacak mısın Sevgili-m?

Evvelden verilen hükmüne sualsizce riayet ederken ruhum, bedenim ram oluyor bedenine ruhunun sırlarına meylediyorum gözlerinin labirentinde kaybolurken kokuna yumuyorum gözlerimi saklambaçta kaybolan çocuğun heyecanı gibi neşeleniyor gönlüm de…

Gecenin kemikleri batmaya başlıyor ve biz siyah beyaz bir filmi renklendirmeye çalışıyoruz Sevgili-m Olympos’ta ki beyaz kum tanelerinin arasında maviyi arar gibi. Hayır hayır, bütün dilleri bilmiyorum sadece derdimi anlatacak kadar sevmeyi ve öpmeyi biliyorum Algos. Rahlede ki ayetler gibi okurken dudakların benliğimi her birinde “amin” diye arşa uzandıkça ellerim, ruhlarımız ve bedenlerimiz birbirlerinin üzerinden nasılda akıp gidiyorlar değil mi?

Son kullanma tarihi geçmiş geçmişinin peşinden sürükleniyorum, lodosta kıyıyı döven dalgalar misali peydahlanıyor tüm duygularım ve arka fonda ki kalp atışlarının ritminde dans ederken kaburgalarımın arasından yavaşça kayan elini farkedemiyorum. Oraya o kurşunu sen soktun, sen mi çıkaracaksın yoksa Sevgili-m?

Gün doğumundan kaçan kargalar bağırışıyorlar yaktığımız ateşin üzerinde ayaklarında yılların sızısı gagaları gümüşten, çığlıkları yorgun, kelimeleri pejmürde ve biz birbirimizi duyamıyoruz Sevgili-m duyamadıkça daha çok bağrıyoruz. Kuyunun dibindeki kör karanlığa bağırdıkça sesimizin gölgeleri başka ayaklara takılıyor. Algos! Gecenin kemikleri batmaya başlıyor ve biz siyah beyaz bir filmi renklendirmeye çalışıyoruz Sevgili-m…

Ahh Algos! Ruhumu yırtan düşlerim gerçeğin girdabında savrulup, derin kayalara çarptığında tuzla buz olurken, akşamdan sabaha gecenin renginde doğurduğum sırlarım için mezar kazıyorum. Bir bıçağın günahkar oluşu kadar aşikardı dilinin keskinliği oysa. Sahi, cennetle cehennem arasındaki mesafe ne kadardı Sevgili-m?

Şafak kızılını giydirirken geceye ağlamaklı bir arzuyla kokunu iyice içime çekip boğazıma doldurarak genzimin kapağını kapatıyorum sessizce ve sensizliğe doğru çeviriyorum kilidini. Kırgın bir dal gibi usul usul koparıyorum kendimi gövdenden, felç ettiğin duygularım ötenazi istiyor ve ben kendi kanımı enjekte edip arındırabilir miyim tüm damarlarımı? Öldürebilir miyim kendimde ki seni?

Ahh Algos! Ruhum ait olmadığı bedenlerle sevişemiyor Sevgili-m… ve gözlerimi açarken ellerinde ana rahmini yırtarken ki hissettiğim acıyı anımsıyorum şimdi…

Aylin Tamakan

YAĞMUR…

dayadım dudaklarımı cama

buğusuna şiirler soluyorum

gölgene yaslandım

biraz ürkek

çokça heyecanlı

şarabın rengi tenimde

nefesim sende

yağmuru yudumluyorum…

dayadım başımı rüzgara

tınısına şiirler okuyorum

gözlerine saklandım

sessiz sedasız

rüzgarın iniltisi yüzümde

biraz dağınık

çokça hoyrat

saçlarım sakallarında

fesleğenleri kokluyorum…

Aylin Tamakan