Anısına Sevgi ve Saygıyla / Ümit Yaşar Oğuzcan

Tanrı Bile Ağlar

Ne zaman seni düşünsem yalnızlığım aklıma gelir
Bir ürperti gibi derinden derine duyarım çaresizliğimi
Nedir bu gürültüler derim, top patlamaları
Nedir bu şakaklarımda zonklayan ağrı
İçimden dalga dalga boşanan gözyaşları ne
Bu hangi nehir ki uzayıp gider alabildiğine
Nedir bu ümitsizlik dolu bu kahır dolu yaşlar
Bu denizler altında kopup gelen fırtına
Bu bir çağlayan gibi uğultulu yaşlar
Oysa zamandır ilerleyen imkansızlıklar içinde
Başlangıcı olmayan bir sondur yaklaştığım
Bu ipince nehir nereye gidiyor bilen var mı
Ağlatan ne beni
O doyamadığım dakikalar mı
Düşen aksi mi gözlerime o bal rengi gözlerin
Ki içimde çalkantısıyla hıçkırır denizlerin
Sorarım; bu ağlamak ne kadar, nereye kadar
O zaman rüzgar durur, fırtına diner ansızın
Kapanır yorgun gözlerim bir gece başlar
Ve karanlık uykularla sürer ağlama saatleri
Uyanınca bir ıslak şafaktır gördüğüm
Bir büyük resimdir gökyüzü seyrederim
Yine Özleminle yanıp tutuşur göz bebeklerim
Duyarım vurgularını başımda çaresizliğin
Ben ağlayacak adam değildim bir kadın için
Beni perişan edecek ne vardı bu kadar
Bir de "Erkekler ağlamaz" diyorsun
Tanrılığından utanmasa
Tanrı bile ağlar.

Ümit Yaşar Oğuzcan

Anısına Sevgi ve Saygıyla / Gülten Akın

SENİ SEVDİM

Seni sevdim, seni birdenbire değil usul usul sevdim
"Uyandım bir sabah" gibi değil, öyle değil
Nasıl yürür özsu dal uçlarına
Ve günışığı sislerden düşsel ovalara

Susuzdu, suya değdi dudaklarım seni sevdim
Mevsim kirazlardan eriklerden geçti yaza döndü
Yitik ceren arayı arayı anasını buldu
Adın ölmezlendi bir ağız da benden geçerek
Soludum, üfledim,yaprak pırpırlandı Ağustos dindi
Seni sevdim, sevgilerim senden geçerek bütünlendi

Seni sevdim, küçük yuvarlak adamlar
Ve onların yoğun boyunlu kadınları
Düz gitmeden önce ülkeyi bir baştan bir başa
Yalana yaslanmış bir çeşit erk kurulmadan önce
Köprüler ve yollar tahviller senetler hükmünde
Dışa açılmadan önce içe açılmadan önce kapanmadan önce
Nehirlerimiz ve dağlarımız ve başka başka nelerimiz
Senet senet satılmadan önce
Şirketler vakıflar ocaklar kutsal kılınıp
Tanrı parsellenip kapatılmadan önce
Seni sevdim. Artık tek mümkünüm sensin

Gülten Akın

Anısına Sevgi ve Saygıyla / Yahya Kemal Beyatlı

Anısına Sevgi ve Saygıyla…

SESSİZ GEMi

Artık demir almak günü gelmişse zamandan,
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.

Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol.

Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli,
Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli.

Biçare gönüller. Ne giden son gemidir bu.
Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu.

Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;
Bilmez ki, giden sevgililer dönmeyecekler.

Bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden.
Bir çok seneler geçti; dönen yok seferinden

Yahya Kemal Beyatlı

GAZAP…

Ahh Algos ahh…

Geceler karışınca gündüzlere

düşler rüyaların işine karışmaya kalkınca

dış gebelik sancısı çekiyor işte o zaman ruhum…

ve ben dipsiz kuyuları dolduruyorum; içimde biriken ne idüğü belirsiz insanların ne idüğü belli olmayan dölleriyle…

Duyguları nasıl da iğfal ediyor, dölü çamurla dolmuş olanlar.

Meryem’in sütüde bundan taşmadı mı İsa’nın damarlarından?…

Canım yanıyor kanım kanıyor

anlamıyor bedenim ruhumu

kaldıramıyor yükünü.

Çırpınıp duruyor kalbim kafesinde

ruhum bedeninde…

Sonbahara ramak kala dalına tutunmaya çalışan yapraklar gibi tutunmaya çalışıyorum içimdeki çürümeye yüz tutmuş beşini toplasan bir beşer etmeyenlere…

Yapraklar düştüğünde toprağa sığınıyorda sığınacak bir dirhem toprak kalmamış bize be Algos…

Toprak iyisiyle kötüsüyle her şeyi bağrına bastı da

bi’Tanrı kulu anlamadı dilini toprağın.

Tanrı’ların gazabından payını alan hep toprak mıdır Algos?

Ben mi?

Hala geceden merhamet bekliyorum.

Ve;

Kıtlıktan çıkmış gibi aç ruhum!

Bir kelebeğin kanadında renk olmadan önce

biliyorum ki evvela kozamı yırtmalıyım…

Amma velakin;

Düşük yapan sıcak bir rahim gibi şimdi kalbim.

Sessiz, suskun, sancılı…

Aylin Tamakan Nergiz

Anısına Sevgi ve Saygıyla / Cahit Sıtkı Tarancı

DESEM Kİ

Desem ki vakitlerden bir nisan akşamıdır

Rüzgarların en ferahlatıcısı senden esiyor

Sende seyrediyorum denizlerin en mavisini

Ormanların en kuytusunu sende görmekteyim

Senden kopardım çiçeklerin en solmazını

Toprakların en bereketlisini sende sürdüm

Sende tattım yemişlerin cümlesini

Desem ki sen benim için,

Hava kadar lazım,

Ekmek kadar mübarek,

Su gibi aziz bir şeysin;

Nimettensin, nimettensin.

Desem ki…

İnan bana sevgilim inan

Evimde şenliksin, bahçemde bahar;

Ve soframda en eski şarap.

Ben sende yaşıyorum,

Sen bende hüküm sürmektesin.

Bırak ben söyleyeyim güzelliğini,

Rüzgarla nehirlerle, kuşlarla beraber.

Günlerden sonra bir gün,

Şayet sesimi fark edemezsen

Rüzgarların nehirlerin kuşların sesinden,

Bil ki ölmüşüm.

Fakat yine üzülme müsterih ol

Kabirde böceklere ezberletirim güzelliğini

Ve neden sonra

Tekrar duyduğun gün sesimi gök kubbede

Hatırla ki mahşer günüdür

Ortalığa düşmüşüm seni arıyorum

Cahit Sıtkı Tarancı

Anısına Sevgi ve Saygıyla / Nilgün Maramara

YALNIZLIK

çok yalnızım, mutsuzum

göründüğüm gibi degilim aslında

karanlıklarda kaybolmuşum

…bir ışık arıyorum, bir umut arıyorum uzun zamandır

aradıkça batıyorum karanlik kuyulara

kimse duymuyor çığlıklarımı

duyan aldırış etmiyor çekip kurtarmak istemiyor

bense insanların bu ilgisizligi karşısında ilgiye susamışım

ümidimi yitirmişim

biliyorum bir gün dayanamayacak küçük kalbim

arkamı dönüp inandığım ve güvendiğim herşeye

veda edeceğim”

en yakın yabancı sendin,

daha sürülmemişken ışığın biberi

yaramıza,

yaslanırken boşlukta duran bir merdivene

henüz.

güzdü sonsuz bir çöle takılan bakışımız,

ilkyaz derken -kışı gözden kaçıran

yüzlerce eller yukarı, saygı duruşlarımız

en güçsüz kollarla-çözüldü aşkın zarif ilmeği

bulandı aynalar duruluğu.

çok gizli bir doğru gecenin toyluğunda

bilmedik çekenin yanlış bir uzaklık

olduğunu…

yabancıların en yakınıydın sen!

“ey iki adımlık yerküre

senin bütün arka bahçelerini gördüm ben!

Nilgün Marmara

Anısına Sevgi ve Saygıyla / Edgar Allan Poe

Alnına konsun bu öpüş

Ve,şimdi senden ayrılırken,

İtiraf edeyim ki

Günlerimi bir düş

Sayarken yanılmıyorsun;

Ama, umut gitmişse uzaklara

Bir gece ya da bir gün

Bir görüntüde ya da bir şeyde olmaksızın

Fark eder mi bu yüzden?

Bütün gördüğümüz ve göründüğümüz

Yalnızca bir düşün içinde bir düş.

Kırılan dalgaların dövdüğü bir kıyının

Haykırışları içinde duruyorum:

Ve altın kum taneleri tutuyorum avucumda

Ne kadar az! Ama nasıl da

Süzülüyorlar parmaklarımın arasından derinlere

Ben ağlarken, ben ağlarken!

Ah Tanrım! Daha sıkı

Tutamaz mıyım onları?

Ah Tanrım! Tekini bile kurtaramaz mıyım acımasız dalgadan?

Bir düşün içinde bir düş mü

Bütün gördüğümüz ve göründüğümüz?

Edgar Allan Poe

ALGOS’a AĞIT / Yeni Kitap

Bir yumru kadar olan yüreklerimize binlerce şey sığdırıyoruz… Ağırlaşıp duruyor yüreklerimiz, “Algos’a Ağıt ta yüreğimin ağırlıklarını yüklenen bir kitap… Umarım beğenirsiniz…

ALGOS’a AĞIT

“Ölümün ülkesine bir kez gidilir, bir daha da dönülmez Azize”

Deniz Dengiz

Ahh Algos!

Belki de dilediğin bu değildi…!

Olympos’un eteklerinde

iki göz odada mum ışığının gölgesiyle sevişmekti içinden seslendiğin…

Ama sen değil miydin dağın yamaçlarında köklerini salmak isteyen?

Kaç kere dedim sana tırnak içine alma düşüncelerini…

Ağır gelir işte böyle köklerin iki dönüm topraklara da

öyle boyun büker

söyleyemediklerine kurar kurar durursun zamanı ciğerlerine…

Sen ki Olympos’un ızdırabı..!

Oradan oraya salıyorsun köklerini de dönemiyor musun topraklarına?

Naftalinleyip gömdüğün kekre duygularını mı arıyorsun?

Kendine gel Algos…!

Ayak izlerini saklayıp durmakta ne Tanrı aşkına!

Kalbim kavruluyor bak vurdukça asasını Tanrılar Tanrısı…

Dökülen terine açıyorum avuçlarımı yüzüm kavruluyor Algos….

Tüm bedenim tutuluyor geçmişe dalıp durmaktan..

Oysaki her bir hücrende hissediyorsun değil mi?

Her bir zerrende….

Hee Algos! Yazgına mı küskünsün yoksa yazgına boyun eğen kendine mi?

Ahh sana dedim ama Algos..!

Kendini bu kadar bırakma cereyanda çarpılırsın diye…

Zamanda ki perde aralanırda tutmaz pencerelerin kilidi…

Perde gibi sallanır durur pervazdaki kurtlar içinde…

Nasıl zor söyleyememek değil mi?

Oysa sen kendini bulduğun ızdırap günlerini çoktan ateşe verdin Sevgili-m.

Yedi kat yerin dibinden yeşerir zeytin ağaçları

zeytini çok seversin bilirim ama karasına bu kadar meyletmene ne demeli?

Seni ben bile anlayamıyorum Algos.

Nasıl anlasın faniler?

Sus Algos sus!

İpi bir çeksem tüm dolaşıklık çözülecek belki

ya da daha da karışacak çile/m…

Bak şişlerde örtüşmüyor birbirleriyle

sen ve ben gibi…

Karanlık rahattır Algos amma velakin aydınlığa yürümek cesaret işidir.

Dünyamın tüm çileleri karma karışık.

Sus Algos sus…!

Zincirleri kırmamamıza daha var sanırım

tüm kelimelerimin canı burnunda zaten…

Bak ne diyordu Deniz; Ölümün ülkesine bir kez gidilir, bir daha da dönülmez Azize”

Aylin Tamakan Nergiz