Eylül…

Hoşgeldin Eylül!

Hoşgeldin yağmur ve toprak kokusu…

En sevdiğim aydır Eylül… Hem en çok sevdiğim mevsim kışa götürür beni, hem sonbaharın sevdiğim yağmurlarını getirir.

Kimilerine göre soğuktur, buruktur, hazandır,bana ise umuttur, kendine çekilme, tazelenme mevsimine geçiştir Eylül…

Kasvetli, yağmurlu günler demektir kimine göre, bana ise o kasvetin ardında ki güneşi hissedebilmek, yağmurlarında arınmak demektir Eylül…

Eylül; nadasa bırakılmış bir toprak gibi dinlenmek, tazelenmektir benim için.

Nefes almak, ruhu doyurmak, kışa hazırlanmaktır.

Gelecek olan bahara taptaze filizler açmaktır…

Aylin Tamakan Nergiz

Anısına Sevgi ve Saygıyla/ CAN YÜCEL

BAHARLA ÖLÜM KONUŞMALARI

I
Memelerim koparıyor
Yüzyıl süren bir yalnızlık
dile gelmişçesine
Nasıl nasıl bir sevinç yarabbi!
Ve ağrıya
ağrıya tabi,
ağraya
ağraya ağbi…
Nakkaş Tepe de ancak
bezmimize böyle gelmiştir
Gelincikleri ve Nazım Hikmet’leriyle
Yerbilimsel bir hapisten sonraII
İçimdeki karanlığı patlatacağım
Zifiri bir su akacak
kamışımdan toprağa
Bir kedi yavrulayacak
köpek dişli bir kedi
Ve böğürtlenler köpürecek ağzından
Yedikçe
kendi
kendini
mayhoş
Ya da Posta Nazırı dedemden kalma
Mors’un en morundan bir karga
Konacak karşıki direğin doruğuna
Düşmanlarım öyle doldurmuşlar ki onu
Ne kadar taşlasan boş
oynamıyor yerinden
Ben kargadan korkmam ama
bunun gözleri baykuş
Ve tüyleri güngörmedik deniz dipleri kadar ıslak
Ve ötüyor
ötüyor
ötecek
Beni ışığa bağlayan
(Bağlayın beni ışığa!
Gerin telleri gerin!)
beni ışığa bağlayan
o gelin telleri
o gelin telleri
kopuncaya dek…
Akpembe bahar yelkenleriyle
Güneşin rüzgarına gerilmiş
bir badem ağacı gibi…
İçimdeki karanlığı patlatacağım
Ve beynimin en ölümcül yaşlarıyla
ağlaya
ağlaya
Yepyeni bir insan
pırıl pırıl bir can
bitecek toprağa…

CAN YÜCEL

Kozasını Yırtan Kartal

Edebiyatist Dergisi’nin Mayıs&Haziran 2021 sayısında çıkan şiirim…

kartallar ülkesinin;

kara dağlarının ayazında

gözyaşlarımla besleyip ağaçlarını

toprağın çimen dahi tutmadığı zemheride

nasır tutturana kadar gönlüme

umut topladım köklerinden…

(filizlendim, büyüdüm, dallandım budaklandım, çiçekler açtım)

deniz kıyılarında

gönül sandığımın boynu bükük

serdim heybemdekileri bir bir

yosunlarla sarıp kuma gömdüm

denizyıldızlarını döküp göğe

eteğimdeki düşleri savurdum…

(dağıttım, dalgalandım, kıyına vurdum, düş’lendim)

kızıl ormanlarında

yıldırım oldum düştüm

taşlara bastım bağrımın yaralarını

dalından kopan yaprakların faturasını kendime kestim

serin sularında

bedenime abdest aldırıp

ruhumu vaftiz ettim…

(yandım, yaktım, bedenimi ruhumla kamçıladım)

ağaç kovuklarında dölleyip

“ben” tohumlarımı

sancılarımı nota yaptım dağlarına

güne bakanları doğurdum

ebegümeçleyle sardım göbek bağımı

dilime ısırgan otlarını ninni yapıp

gönlümü uyuttum gözlerimden gizli

şimdi ruhum yaz kış yemyeşil

dallarında yediverenler…

(öldüm, dirildim, doğdum, güne bakan misali kendimi buldum)

Aylin Tamakan Nergiz

Elma’nın günahı neydi ki?

Ağaçlarda çoktandır sevilmiyor Algos ama meyvelerini koparıp duruyorlar…

Şeytanı kandırıp

silebilir misin yazılanı

ya da şah damarını keserek mi

daha yakın olabilirsin Tanrı’ya?

Havva’nın hatası mıydı yoksa Adem’in merak mı?

Adem’in merakının bedelini, Havva’nın ödeyeceğini düşünmemesiydi en büyük hata…

Elma’yı beraber ısırmalarına izin verseydi Tanrı,

Adem’in kaburgasından yaratılmayı kabul etmeseydi Havva da

belki o da benim seni sevdiğim gibi severdi Adem’i…

Bak! Kaburgası içine batıp batıp duruyor yüzyıllardır Havva’nın…

Aylin Tamakan

Algos’tan Azize’ye…

Azize çocukluğuma gitsem / bir daha da dönmesem.”

Deniz Dengiz

Ahh Algos!

Hayat, insanı havanda dövmeden suyunu çıkarmadan, özünü bulmadan istediğini vermiyor maalesef…!

Çocukluğum mu dedin?

Kalbim yara bere içinde, ruhum desen tarumar dizlerimin yarasını istesemde saramaz zaman dediğin yalan…

Ahh Algos! Kandırmayalım birbirimizi tentürdiyot basarak iyileştiremzesin ruhunda açılanı…

Sen en iyisi mi tütün basta oluk oluk boşalsın zaman damarlarımdan…

Söyle Azize’ye de; içimdeki çocuğu onlarca kez öldürdüler ve çok derinlere gömdüler… amma velakin kurduğum köprülerin anahtarı bende kurduğum gibi yıkmasınıda bilirim -sadece ben yıkabilirim- …

Aylin Tamakan

Anısına Sevgi ve Saygıyla / Cahit Zatifoğlu

Eski şairliklerim gitti gözümden

Gayridir başka bir hal kuşanıyorum

Azık yoldaş olmaz haydi geç toklukları

Az’la doymak yap deş insan zamanlarını

At al at bin at kuşan da ciğerin koş

Davran bre çocuk doyma ilk sulardan

Hehey gözüm hehey gözyaş odsuz kaldın

Nice hançer dürdün sabır balyaladın

Göğsümde bir küçücük derya buldum

Kabına sığmaz bir ceylan yoldaşım

Eteğini toplamış bir sevgili düştü kumsala

Ufacık kuru dudaklarında bir hasret sayhası

De Zarif inle.

Ta ki huzra vardın

Nice yıl isyan durdun gurbet kaldın

Cahit Zarifoğlu

Anısına Sevgi ve Saygıyla / Nazım Hikmet Ran

Büyük üstadın Anısına Sevgi ve Saygıyla…♥️

DAVET

Dörtnala gelip Uzak Asya’dan
Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan
bu memleket, bizim.

Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak
ve ipek bir halıya benziyen toprak,
bu cehennem, bu cennet bizim.

Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,
yok edin insanın insana kulluğunu,
bu dâvet bizim….

Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
ve bir orman gibi kardeşçesine,
bu hasret bizim…

Nazım Hikmet Ran