Tiran Günlükleri / Yaşam III

Eğitim, bir ülkenin en önemli göstergelerinden biridir. Arnavutluk’ta da yüksek öğretim ve üniversitelerin çoğu başkent Tiran’da bulunmakta. Üniversite öncesi zorunlu temel eğitim dokuz yıl ve bunu takip eden lise eğitimi de üç yıl sürmekte.

Arnavutluk’ta okuma-yazma oranı yüzde doksan altı civarı ve üniversiteye gitme yüzdesi de yaklaşık yüzde seksenlerde. Neden? Çünkü iyi alınmış bir temel eğitimin ardından, üniversiteye girebilmek için de saçma sapan sınavlara tabi tutulmuyorsunuz. Lisede ki başarı oranınıza göre tercih ettiğiniz üniversite de eğitim alabiliyorsunuz. Tamam, Arnavutluk’un küçük bir ülke olmasının faktörü burada önemli ancak yine de günümüzde büyük bir çoğunluğu üniversiteye gidiyor. Ve okul harçlarının düşük olmasına rağmen eğitim kalitesi açısından da gayet başarılı bir grafiğe sahipler.

Okul harçları deyince kısa bir süre önce yapılan protesto geldi aklıma. Bu sene, yaklaşık bir buçuk ay önce devlet harçlara zam yapılacağını bildirdiğinde, tüm öğrenciler yirmi gün boyunca sabah saat sekizden akşam gece yarılarına kadar protesto yaptılar. Ve yirminci günün sonunda Başbakan bir açıklama yaparak, aralarından seçecekleri bir iki kişi ile bu konuyu görüşmek istediğini belirterek makamına davet etti. Sonuçta bu sene harçlara yapılacak zamda değişikliğe gidilmedi ve o an itibari ile de öğrenciler protestoyu bitirdiler. Ayrıca, burada birebir şahit olduğum çok önemli bir şeyi daha anlatmak istiyoum. Evet defalarca söyledim ve hep söyleyeceğim, bazılarının hala harita da dahi yerini bilmediği Arnavutluk, mantalite olarak inanılmaz ileride ve tam bir Avrupa ülkesi. Neden yine bunu söyledim? Bu protestoların yapıldığı süreçte, oğlumu okula götürürken hemen hemen her gün bir protestoya denk geldim. Çoğunlukla geçiş esnasında yol kapandığı için yaklaşık yarım saat beklediğim zamanlar oldu. Bir iki fotoğraf çektim ancak polisin rahatsız olacağı düşüncesiyle video çekmeye açıkçası cesaret edemedim. Çünkü sabah saatin sekizi, yüzlerce öğrenci yürüyor, insanlar işe gitmeye çalışıyor, bir sürü okul servisleri, trafik karışmış ve tüm bunları daha afyonu patlamamış polis tüm bunları organize etmeye çalışıyor. (gerçi sabahın beşinde uyanıyorlar)

Evet yine çok uzattım biliyorum ama neden anlattım. Çünkü insanların birbirlerine olan saygılarından bahsetmek istedim. Belirli bir amaç için yapılan eylemlere bile birbirlerine olan saygılarından. Yüzlerce öğrenci yürürken, yolun ortasında durup beklediği zamanlarda; polisin öğrencilere yaklaşımını, bağırmadan, tartaklamadan, sakin ve ılımlı bir şekilde sırtlarını sıvazlayarak konuşmasını, şakalaşmasını anlatmak istedim… Aynı şekilde trafikte dakikalarca bekleyen tüm araçların da kornaya basmadan, camlardan kafalarını çıkarıp bağırmadan çağırmadan sabırla beklemesini anlatmak istedim. Polisin protesto yapana, protesto yapanın polise, diğerlerine ve herkesin birbirine saygısı var. Aslına bakıldığında Arnavut’lar hemen parlayabilen ve sinirlenen bir millettir. Ama bir o kadar da birçok şeyde birbirlerine saygısı olan bir millet. Yani burada da aslında eğitime dayanıyor.

Bahsettiğim üzere üniversiteye gitme oranı çok yüksek. Aa elbette ki burada da üniversite bitirmiş gençlerinde zaman zaman işsizlikten yakındığı maalesef doğru. Ancak hali hazırda fakir ve kendini 1995 ten bu yana toparlamaya çalışan bir ülke olarak (ki son dört beş senede ekonomik, ticari ve turizm olarak geçmiş yıllara nazaran inanılmaz gelişmeler göstermekte) işsizlik oranı Türkiye’ye oranla daha alt seviyelerde. Günümüzde gençlerin bir kısmı çalışmak üzere İtalya, Yunanistan ve İngiltere’ye gidiyorlar. Ancak bunların çoğu üç beş sene çalışıp, gerekli maddi kazancı sağladıktan sonra ülkelerine geri dönüyorlar. Birçoğu, birikimi ile ufak çaplı da olsa kendi işini kuruyor ki bu genelde kafe, bar, restoran açmak oluyor; bir kısmı da ev alıp çalışmaya devam ediyorlar. Ve daha sonrasında yine büyük bir çoğunluğu master eğitimini tamamlayıp, ülkelerinde çalışmayı tercih ediyorlar.

Elbette ki bu nedenle de eğitim seviyesi yüksek olan bir ülkede; kültür ve bakış açısı da çok farklı oluyor. Eğitim; saygıyı, sevgiyi, anlayışı, düşünmeyi ve özgürlüğü getiriyor. Ancak Arnavutlar her halükarda Balkanlar gibi hareketli, Meriç nehri gibi asi ve özgürler…

A.Tamakan

 

 

Tiran Günlükleri / Yaşam II

Arnavutluk’ta herkes Mercedes hastası. Neredeyse her beş arabadan ikisi Mercedes. Bunun yanında evet biraz kötü şoförler. Yaya geçidinden geçerken durmak yerine hiç çekinmeden üzerinize sürmeye devam edebiliyorlar. Eğer siz araba kullanıyorsanız ve yeşilde geçmeye devam edecekseniz biraz yavaşlamanız gerek çünkü yayalarda kırmızı ışığa aldırmaksızın yürümeye devam edebiliyorlar. Böyle bir kısır döngü gibi bir şey işte. Ama bu şekilde gayet sakin yaşamaya alışmışlar. Hee bir de trafikte ilerlerken biri bir diğerinin önüne kırıyor veya farklı bir şey yapıyor o sırada inanılmaz bir gürültü kirliliği oluşuyor tabii kornalardan, bağırış çağırışlar dan ve hehhh şimdi biri birini dövecek, silah çıkaracak diyorsunuz ki elini şöyle bir kaldırıp “me fal” (pardon) diyor ve yoluna devam ediyor. Başlarda bizde öyle bir baktık kaldık ” ne oldu ki şimdi” diyerek ama zamanla hatta çok çabuk alışıyorsunuz tüm bunlara. Ancak tüm bunlara rağmen burada trafik yoğunluğu, bir saattir trafikteyim sorunları yok. Türkiyede 100 km lik bir yolu iki saat veya daha fazla sürede gidebilirken, burada o kadar saatte başka bir ülkeye (Karadağ, Makedonya) gidebiliyorsunuz. Kısacası hali hazırda küçük bir şehir olduğundan ve her yerin birbirine çok yakın bulunmasından dolayı burada trafik sıkıntısı yok. İstanbul ile karşılaştırırsanız trafik stresi yaşamadığınız için burada ömrünüze bir on yıl katıyorsunuz diyebilirim. Tiran’da ve hatta Arnavutluk’ un bir çok şehrinde, yol kenarlarında, o noktada trafik kazalarında ölenlerin anısına, resimlerinin ve çiçeklerin bulunduğu ufak anıtlar yapılıyor. Hem insanlar o kişileri hatırlıyor hem de orada dikkat edilmesi gerektiğini anlıyorlar. Aynı gelenek İtalya’da da vardı. Arnavutluk’ ta bir çok İtalyan kültürü etkisi de büyük bir oranda görülüyor zaten. Ayrıca halkın büyük bir çoğunluğu da bisiklet kullanıyor. Hemen hemen her yaşta insan, genç&yaşlı, kadın&erkek herkes bisiklet kullanıyor. Hatta bu sene Büyüksehir Belediyesi yeni bir uygulama başlattı. Şehrin belli noktalarına çipli, yaklaşık üç milyon tl ücret ile kullanabileceğiniz ve işiniz bittikten sonra istediğiniz yerde bırakabileceğiniz bisikletler koydu. Ve bunun için cep telefonunuzdan, bulunduğunuz yere en yakın bisikletleri görebilmeniz içinde internet de bir uygulama yaptı. Bu uygulama ile bisikletin bulunduğu konumu görüp, bisikleti kullanıp daha sonra aldığınız noktaya veya istediğiniz yere bırakabiliyorsunuz. Tiran’da yediden yetmişe herkes inanılmaz bir futbol fanatiği. Bir çok bayan da buna dahil. Hep birlikte Kafeler’de oturup kızlı erkekli maç izleyebiliyorlar. Tüm kafe ve barlar önemli önemsiz tüm maçları yayınlanıyor. Hatta sokaklarda koca koca dev ekranlı televizyonlar bile görmek mümkün. Elbette hemen bir kaç fotoğraf çektim:)) Arnavutluk ligi pek gelişmemiş olduğundan, ilginç ama halkın çoğu İtalyan ve İspanyol takımlarını tutuyorlar. Birisine hangi takımı tuttuğunu sorduğunuzda; Real Madrid, Lazio, Barcelona vs takımlarının cevaplarını alabiliyorsunuz.

A.Tamakan

IMG_1146IMG_8526IMG_8527

Tiran Günlükleri / Mutfak

Arnavut mutfağı Türk mutfağına çok benziyor. Burada da her türlü sebze ve meyve mevcut. Ama benim için Türkiye den çok önemli bir farkları var. Her şey taze ve doğal. Evet yurt dışından gelen ithal meyveler ve bazı sebzeler olabiliyor avakado, mango, kivi, Akdeniz salatası vs gibi ancak özellikle sebzeleri ve etleri tamamen doğal. İnekler, kuzular, tavuklar tamamen doğal ortamda besleniyor ve ithal hazır yem kullanılmıyor. Bu sebeple de burada yediğim etin ve yumurtanın tadı, beni bir kez daha çocukluğuma götürdü. Tavuğu haşladığımda eve yayılan mis gibi kokusu, yumurtanın lezzeti ve hele ki özellikle Mart&Nisan aylarındaki kuzunun lezzetini anlatamam. Tavuklar küçücük küçücük, körpecik bir porsiyonda bir tavuk yiyebiliyorsunuz, bizde ki gibi şişirilmiş değil. Yumurtaların rengini uzun süredir öyle görmemiştim. Et kart değil, tazecik yarım saatte pişiyor. Sebzeler, meyveler yamuk yumuk, bazıları kurt delikleri var, ilaçlanmamış mis gibi doğal. Bizimki ile aynı bir çok yemek var. Bizim sebzeli güvece benzer bir yemekleri var; tek farkı içine kaşar koyuyorlar ve buna kiremit kebabı deniyor. Meşhur Arnavut ciğeri de burada bir çok restoranda bizim bildiğimizin aksine farklı olarak salçalı ve soslu olarak güveçte yapılıyor. Ancak tadı muhteşem, yumuşacık, lime lime ağızda dağılıyor. Yine güveçte hamurla kaplayarak yaptıkları et soteleri de bize benzer ama etinden olsa gerek çok daha güzel. Buradan yemeden dönmeyeceğiniz en meşhur tatlıları da shindetli (sağlıklı demek) ve trileçe dir. Bir de börek tatlısı adı verdikleri, bizde ki baklavaya benzeyen tatlısı var. Bunların dışında bir çok tatlıyı da burada bulmak mümkün. Burada da her ilin, her yörenin kendine has yemekleri var. Elbasan’ın Elbasan tavası, Korça’nın Lakror’u, Durres’ın balık yemekleri…  Her sokakta birer börekçi ve daha çok öğrenciler ile gençlerin tercih ettiği bizdeki tırnak pide yada krep arasına döner ve çeşitli soslar koyarak yaptıkları bir sandviç çeşidi olan ‘suflaçe’ dedikleri sandviçleri satan küçük dükkanlar var. Buralar sabah kahvaltıları ve öğlen yemekleri için bir çok kişinin uğrak yeri. Her türlü börek, pasta, kek, kurabiye var ama bir tek bizim o mis gibi simitimizi de özlemiyor değilim. Yani kısacası burada her şey doğal, taze ve lezzetli aynı burada yaşamak gibi:))

A.Tamakan  

Tiran Günlükleri / Yaşam

Tiran’da insanlar nasıl ve nasıl yaşarlar?

Burada kaldığım süre içerisinde gözlemlemeye çalıştığım ve merak ettiğim bir çok şeyi burada edindiğim arkadaşlarıma sorarak, sohbetlerim neticesinde öğrendiklerimi şöyle bir anlatmak isterim.

Tiran’ da da aynı İtalya ve bir çok Avrupa ülkesi gibi kahvaltı kültürü diye bir şey yok. Bence günün en önemli ve en güzel öğünü olan kahvaltı sanırım sadece Türklere has. Burada kahvaltıyı kahve ve Italya’ da ki gibi kuruvasan veya ona benzer yiyeceklerle yapıyorlar. Öğrencilerin bir çoğu da dilim olarak satılan ve en ucuz öğrenci yemeği olan böreklerle yapıyorlar. Burada da kahve kültürü çok gelişmiş. Bir önce ki nesil sabah kahvenin yanında bir kadehte konyak içiyorlar. “Konyak mı? ” diyorsunuz. Evet evet… Yeni nesil de bu böyle olmasa da elli yaşın üzerindekiler her sabah kahvenin yanında konyak ile başlıyorlar güne. Ancak bahsettiğim gibi burada da yediden yetmişe herkes güne kahve ile başlıyor.

Tiran’da her yer kafe ve bar. Bizim kahvelerin, kafelerin, barların toplamından daha fazla kafe bar var kişi başına düşen.  Burada da yediden yetmişe herkes bir çok işi için kafelerde buluşuyor. Kafelerde bir kahve ve bir bardak su ile iki üç saat oturabiliyorsunuz. Tekrar bir şeyler sipariş et diye başınızda bekleyen, sizi taciz eden garsonlar yok. Aynı zamanda, masanızda ki boş fincan ve bardakları da siz masadan kalkıp gidene kadar toplamıyorlar. Çünkü bu müşteriye/misafire yapılmış bir saygısızlık olarak görünüyor burada. Yani kısacası burada kafelerde sabahtan akşama kadar keyifle oturabiliyorsunuz.

Burada özellikle yazın tüm barları ve kafeleri dolu görebilirsiniz. Bir çoğu da bayağı bir içiyorlar. Ancak bunca zaman buradayım, gecenin geç saatlerine kadar da kaldığım oldu ama bir kere ne bir kavga ne bir sapkınlık görmedim. Yüksek sesle konuşan,bağıran,nara atan yok,göremezsiniz. Öyle içip içip sarhoş olup; yan baktın, ayağıma bastın, omuz attın, yok kız arkadaşıma baktın, yok çarptın diye sapıtıp ta sapkınlık yapan yok. Adam akıllı oturup içiyorlar, çoğu zaman sabahlara kadar içiyorlar sonra da paşa paşa kalkıp gidiyorlar. Paşa paşa demişken ve de aklıma gelmişken bir şeyden daha bahsedeyim.

Tiran, ilginçtir ama özellikle bayanlar için gayet güvenli bir şehir. Gecenin her saatinde hatta sabaha kadar, tek başına, bir kaç bayan gayet şık ve rahat gezebiliyorlar. Ne bir rahatsız eden, ne bir ters bakan yan bakan yok, rahatsız eden yok. Gece yarısından sonra bile, zifiri karanlık da, ıssız parklarda tek başına yürüyüş dahi yapabiliyorlar. Ola ki bir rahatsız edilme durumunda polisi aradığınızda, laf atmanın cezası bile o gece karakolda kalmak. Taciz etmenin cezası da minimum 3 ay hapis. Yani kısacası, hele de benim gibi yalnız yaşıyorsanız, güvenlik konusunda oldukça rahat. Seviyorum Tiran’ı, Tiran’da yaşamayı… 🙂

A.Tamakan

IMG_1271IMG_1323

Tiran Günlükleri / Arnavutluk

Şimdi biraz Arnavutluk tarihinin bir kaç önemli olayından bahsederek başlamak istiyorum. Gerçekten kısa kısa, uzatmayacağım:)

Arnavutların kökeni olarak Pelasglar görülür. Pelasglar Avrupa’nın en eski kavimi olarak bilinir. Yunanlılar da köklerini Pelasglara dayandırır. Pek çok tarihçi İlliryalılar ve Pelasg’ların Helen kavimlerinden Dorlar ile akraba olduğu ve Helen kültürünün kurucuları oldukları görüşündedir.

Arnavutlar, Avrupa’nın en eski halklarından oldukları ve ayrıca milli kimliğini (aidiyetini) dinsel farka dayandırmayan tek Balkan milleti oldukları konusunu özellikle vurgularlar. Arnavut dili Hint-Avrupa dil ailesinin özgün bir koludur. Ki bence itelemeyle bu gruba sokulmuştur. Bu da ayrıca anlatılması gereken bir konu. Arnavutçada, uzun süre komşu olmaktan ve 1000 yıllık Bizans idaresinden dolayı Yunanca ve Sırpça, 437 yıllık Osmanlı idaresinden dolayı da Türkçe ve Arapça kelimeler mevcuttur. Yine de Arnavutça kelime haznesi olarak saf bir dildir.

Türkçe’deki Arnavut kelimesi bir güney Arnavut (Toska) boyu olan ‘Arvanit’lerin Türkçeleştirilmiş şeklidir. Orta Çağ’da Arnavutlar antik İlliryalılar ve Pelasglar isimlerinin yerine Arber, Arberesh, Arbanon, Arbanoi isimleriyle anıldılar. Yeni Çağ’da ise Arnavutlar ülkelerine kartallar ülkesi anlamında Shqiperia şeklinde adlandırmıştır.

Arnavutlar kendilerini ilk birleştiren kişi olan İskender Bey’i her fırsatta anmaya devam ediyorlar. Örneğin İskender Beyin savaşta kullandığı keçi desenli başlığından esinlenen desenler bazı Arnavutluk devlet binalarının girişini süslüyor.  “Arnavut gibi inatçı” deyiminin kaynağı bu başlık bile olabilir:))

İskender Bey meydanının hemen yanında Osmanlı saat kulesi ve Ethem Bey cami var. Tiran’da hemen hemen hiç cami yok gibi. Komünizm zamanı camilerin hepsi yıkılmış, Ethem Bey camii de müzeye dönüştürüldüğü için kurtulmuş. Komünizm, Arnavut toplumunda dinin izlerini silmiş.

Tiran, aynı zamanda Arnavutluk’un kültür başkentidir. Burada bir çok kültürel bina, kongre sarayı, kültür sarayı, devlet opera ve balesi, ulusal kütüphane bulunuyor. Bunun yanında ulusal tarih müzesi, arkeoloji müzesi, ulusal sanat galerisi, uluslar arası kültür merkezi, halk kültür sergi salonu ve doğa bilimleri müzesi önemli kültürel alanlarından. Kentte gençler ve orta yaşlıların uğrak yeri, Batı tarzı kafe-barlar. Akşamları insanlar bu bulvar kahvelerinde vakit geçiriyorlar. Daha geç vakitlerde ise Tiran’ın eskiden komünist parti yöneticilerinin kaldığı yasak bölge denilen şimdiki adı ”Blloku” olan semtindeki barlar revaçta.  Mekanlar da canlı müziğe sık sık rastlanıyor.

A.Tamakan

indir

 

O zaman başlasın ”Tiran Günlükleri”…

Kendimi bildim bileli yani hatırladığım altı yedi yaşımdan bugüne kadar, her “Nerelisin?” diye sorulduğunda; İstanbul’ da doğdum ama Arnavutum ben” demek oldu ve bununla da her zaman gurur duydum. Hatta bazen abartıp “Yugoslav Arnavutu değil ama, Arnavutluk Tiran danım” dediğimi biliyorum ki bunu da buraya geldiğimde öğrendim Tiran değil, Korça lıymışız. Ataları Arnavut, ikinci kuşak İstanbullu olarak buraya geleceğim, burada yaşayacağım ve bunları yazacağım aklımın ucundan bile geçmezdi. Kendi ata kültürümü, dedelerimin Kültürlerini, yaşamlarını bir nebze olsa da yaşamış oldum. Bu nedenle de bir çok sıkıntı yaşamama rağmen, bu yazıyı yazmak benim için inanılmaz heyecan verici ve inanılmaz keyifli. Benim için bugüne kadar yaptığım en güzel şeylerden biriydi bunları yazmak ve burada yaşamak.

Roma’dan Arnavutluğa tayinimiz çıktığını duyduğumda -ki bunun hoşuma gitmeyeceğini düşünerek biraz çekinerek söylemişti- hayırlısı olsun, en azından kendi topraklarımı göreceğim fena mı ne güzel işte demiştim. Aynı şekilde akrabalarım, kuzenlerim, arkadaşlarıma da bu durumdan memnun olduğumu söylediğim de bir çoğu samimiyetime inanmamış ” Hadi canım, Roma’dan sonra Tiran, pek çekilmez” sözlerini de pek çok kere duydum taa ki ben burada yaşamaya başlayıp, gerçekten burada çok daha mutlu,keyifli olduğumun sonuçlarını, çok kısa bir süre içerisinde görmelerine kadar.

Evet Tiran’a çok soğuk bir kış gününde kalbimin, ruhumun sıcaklığını hissederek geldim… Evet, çok büyük bir heyecanla ve umutlarla geldim. Burada herşeyin benim için, bizim için çok daha iyi olacağına dair içimde inanılmaz bir inançla geldim… Yaklaşık dört sene oluyor ve ben hala buradayım, üstelik bir çocukla ve bir başıma… Yani anlayacağınız, o umutların, heyecanların, ruhumda hissettiğim sıcaklığın bir anda kursağımda kalmasıyla da yaşamaya devam ettim, ediyorum da… Ancak hiç bir zaman vazgeçmedim…Neden mi?

O zaman başlasın “Tiran Günlükleri”….

A.Tamakan