Adını koyamadığım şiir…

Gözlerindeki ışık, ışığı diyorum,

karanlığında yarasaların koşuşturduğu

buz tutmuş şehrimi ısıttı. Işığını görmek istiyorum.

Çırılçıplak kalsın gözlerin, öyle gir gözlerimden içeri.

Haydi biraz aşk yapalım.

İçimde sarıp sarmalayım biraz daha, biraz daha aydınlanayım.

Öpmem gerek seni.

Öpmeliyim.

Sende kalan öpücüklerimi geri vermelesin.

Dudağının kenarında kalan öpücüğümü de.

Anladın mı?

Öpmeliyim.

Öp beni.

Aşk yap gözlerimle.

Öpücüklerim yayılsın yarasaların her birine.

Aşk yap benimle.

Gözlerin gözlerime bulansın.

Öp beni.

A.Tamakan

Bir ekmek, iki paket sigara…

Son zamanlarda hiçbir şey yapmak istemiyorum yine,

Her yer her yerde, 

Lavaboda bulaşık,

Makinada çamaşırlar

Beş gün öncesinden ipe astıklarım

Kurumuş, takır takır olmuşlar,

Pencereleri hiç sorma,

Ay bile sızmaz olmuş,

Ben mi?

Sahi ben ne yapıyordum?

Hee,

Evin içinde oradan oraya dolanıyorum

Nerede koyduğumu hatırlayamadığım,

Seni arıyorum…

Hee bir de gelirken unutma bir ekmek iki paket sigara…

A.Tamakan

 

Benimle Kurtulur musun?

İçimde kocaman bir şehir,

Bütün sokakları yıkık, bütün caddeleri viran,

Kurşun, tüfek, toplar,

bütün şehrim toz duman,

Çığlık çığlığa bağıran, kaçışan binlerce yalan

Her yer her yerde,

her yer talan,

Onca karmaşa arasında kalmış yaramaz küçük bir adam,

Onca karmaşaya rağmen,

Gülümsüyor, koşturuyor,

Hiçbirşeye aldırmadan,

gölgesini arkadaş etmiş kendine

oynuyor…

Gülümsüyor.

Elini uzatıyor ve kulağıma fısıldıyor.

Benimle kurtulur musun…?

Anladım ki aslında,

O benden daha çok kurtulmak istiyor…

A.Tamakan

YÜKSEL…

Ne güzel bir isim YÜKSEL. Babaannem hissetmiş olacak ki günler sonra koymuş ismini. Adına yakışır kendini hep yükselttiği gibi, isterdi ki çoluğu çocuğu, yeğenleri de yükseklere çıksın, ilerlesin, yükseldikçe YÜKSEL’ sin…

Ne kadar kısa ama bir o kadar da uzun. Hem yıllar öncesi, hem dün gibi.

Amca, amcam. Özledim. Özledim amcam seni. En çok ihtiyacım olduğu anlardan birindeyim belki. Yo yoo hiç unutmadım ki, hep aklımda hep yüreğimdesin. Ama düşündükçe düşünüyorum, sen anlardın şimdi beni, sen yardım ederdin, sen yüreklendirirdin beni. Olmayacak duaya amin der gibi, sürekli “şimdi amcam olsaydı, amcam bilirdi, amcam dinlerdi” kelimeliriyle daha da çok özlüyorum seni. Sen anlar en iyi sen dinlerdin şimdi beni. Amcam, çok özledim seni.

Şu an gözyaşlarımı rüzgarla sana gönderirken, bir taraftan da gülümsüyorum. Biliyorum ki beni görüyorsun, çünkü ben seni yüreğimde hissediyorum. Şu an yanımda olduğunu da biliyorum.

Hatırlıyor musun? Her hafta Pazartesi günleri gelip, defterlerimi kontrol ederdin. O gün okul hiç bitmesin de eve gitmeyeyim isterdim. Üstelik defterlerimde gayet güzel yazılmış ve düzenliydi. Tabiri caizse jilet gibi. Ama o sorular sorma zamanın geldiğinde, işte o an tüm bildiklerim boğazıma dizilirdi. Şimdi gülümsüyorum amca.

Hatırlıyor musun? Bir gün yine ‘’Hayat Bilgisi’’ kitabımı açıp, bir sonraki günün konusu olan yangın ve yangında neler yapılmalı ile ilgili konudan sormuştun. Yangın nasıl söndürülür?

‘’Şeyyyy, ımmm, kilimle’’ demişim. İlkokul ikinci sınıftayım o zaman, daha okula başlamamış kardeşim gülüp suyla dediğinde çok gülmüştün. Sen o an güldüğünde, o suyu aslında yüreğime serpmiştin. Annem le kardeşim hala hatırlar da güleriz yine. Hayır hayır korku değildi ki. Bize verdiğin emeğin karşılığını veremezsemin içselliği. O gün öğrendim, bir sonraki dersi hep iki gün önceden öğrenmem gerektiğini… Ama hayat öyle değilmiş gibi. Şimdi de kontrol etmeni özlüyorum amca, dizelerimi, kelimelerimi. Kalem kağıdı alıp ben koşa koşa gelmek istiyorum şimdi. Yine gülümse amca. Özledim seni.

Hatırlıyor musun? Her yaz tatilin de aylarca beraber olduğumuz günleri, tam üç ay her birimizle bıkmadan, yılmadan ilgilendiğin o günleri. Öğle uykularına yatırıp, her gün kitap okuttuğun yaz tatillerini. Ama eğlencenin dibiyse dibine kadar da bizimle dans ettiğin, tavla oynadığın, denizde şakalaştığın, eğlendiğimiz günleri. Yüzmeyi, kürek çekmeyi, istiridyelerden kolye işlemeyi, rum müziklerini, sirtakiyi, tavlada kapı alıp, zar nasıl tutuluru, daha yedi sekiz yaşlarındayken Yaşar Kemal’den bahsedebilmeyi…öğrettiğini. Hala sirtaki yapamıyorum, lakin o mavi kalın ciltli verdiğin Yaşar Kemal’i hala seviyorum.

Evet hatırlıyorum. Her şeyin affedilebileceğini. Sadece YALAN’ın lügatında asla olmadığını binlerce kez söylediğin günleri. Hayatta karşıma yalancı, dürüst olmayan insanlarında her daim var olacağını ama değiştirmek için yılmadan uğraşmam gerektiğini. Şimdi uğraşmaya değmiyorlar amca. Eskisi gibi değil ki.

Aahh hatırlıyorum. Genç kızlık dönemlerimizde de az uğraşmadın her birimizle. Yeni yeni genç kız olmanın heyecanı ile o deli gibi makyaj yaptığım günleri. Evet, öyle demiştin, unutur muyum hiç. Bir genç kızın/kadının çantasında daima olması gereken; kitap, kalem, tarak ve parfüm yeterlidir. Ama her yılbaşını birlikte kutladığımız günlerde, daha sekiz dokuz yaşında iken gözlerimize sadece kalem çekmemize izin verdiğinde deli gibi sevindiğimiz günleride. Saçlarımı okşayıp, tatlı tatlı anlatmalarını özledim amca.

Hatırlıyor musun? Halama nasıl da kızıp, ‘’bunlar at gözlüğüyle bakıyorlar kızım, analarından ne öğrendilerse onu yapıyorlar. Sen sakın yapma..! Dene, değiştir, tecrübe et ve tecrübelerini kat yemeğine, evine, işine, kattığın her şey kendine’’.

Kattım amca, elimden geldiğince. Ama senin bize kattıklarını hiç unutmadım.

Ve en çok defterlerime bakmanı özledim. Her baktığında, her sayfada, her defasında bana verdiğin hayata dair derslerini.

Seni çok özledim amca… Özledim…

Aylin Tamakan

Yaseminlerim sen kokuyor…

Arka bahçede ki kamelya dan ay daha parlak görünüyor sanki bu gece

Mavi beyaz yaseminlerin sarıp sarmaladığı kamelya,

Asmalar da iyice sarılmışlar birbirlerine,

Aslanağazları, her akşam kadehlere akıttığı renkteler yine,

Tam karşısında bir meyhane, rum meyhanesi,

Yorgo bağırıyor her zamanki gibi ‘’Kalimara bre more’’…

Göz göze geliyoruz, kafasını yana eğip tebessüm ediyor ‘’yine mi more?’’

Sokak bir hayli kalabalık, akşam vakti,

Yaseminlerin kokusu gelmeye başlıyor, hafif hafif esen meltemle,

Kokun geliyor aklıma,

Boynuma bulanmış, boğazıma saplanmış kokun,

Sanırım canım çekiyor,

Soluk gibi, nefes gibi,

Hem nefesine doyar gibi, hem de nefessiz kalmak ister gibi,

Kokun geliyor aklıma,

Taşa toprağa bulanmış kokun, iliklerimde sakladığım kokun

Sanırım canım çekiyor,

Ekmek gibi, su gibi,

Hem kana kana, hem de yudum yudum içmek ister gibi,

Kokun geliyor aklıma,

Denizlere dağılmış, yosun sarmış yüreğime demir almış kokun,

Sanırım canım çekiyor,

Yaşam gibi, ölüm gibi

Bir avuç ab-ı hayat gibi, bir avuç toprak gibi…

Kokun geliyor aklıma

Ve….

Kokunu seviyorum şimdi, yaseminler ellerimde…

A.Tamakan

Tohum…

Buz gibi bir havada, ılık bir rüzgarla yaprağın savrulup yere düşmesi gibi.

Gönüle aşkın düşmesi gibiydi belki de tohumun da toprağa düşmesi…

Şeytan

Unutma ki şeytan da bir melektir.

En sevdiğim

Ancak meleğin şeytanını bulduysan şanlısın.

Gök yüzünde mi?

Belki de toprağın derinlerinde, gökyüzüne kavuşturmak senin elinde.

Öyleyse tohum ekmeliyim

Nadas zamanı bitti, tam zamanıdır şimdi.

Gövdene kim sarılacak diye sulamak isterim

Nasıl sulaman gerektiğini bildiğinden şüphem yok, lakin dikkat et şeytani tarafıma denk gelmesin.

Ama kokarım ben, toprağın dibi gibi,

İyi ya işte, yağmur gibi tohumdur kokusunu toprağa veren. Hem tohum işlemese içine içine, toprak kokabilir mi böyle güzel.

O vakit, kazmaya başla, kendi kokunu duymadan

Tohumun içimde büyüyor sanırım, toprağın hiç bu kadar sert ama çabuk çatladığını görmemiştim.

“O” sensin,

Hayır. Ben olduğumu düşünmenin benim özelliklerimle(iyi) bir ilgisi yok. Kendi ihtiyacın olan şeylerin bende var olması tamamen. Bu nedenle “O” bende ki “SEN”.

Aslında güzel olan sensin

Ben derim ki önce içime bir gir, orada ki güzelliğimi göstereyim. Tohumlarını attığın humuslu yollarda gezdireyim…

Sıcak sıcak terlerken de soğuğum ama,

Güneşim sabah ayazında kalmış, ama toprağım hala seni ısıtacak kadar sıcak. Çünkü dilinden dilime çevrilen şeytan, ateşini içime salarken, ateşimi sinsice yağmur olup içine döker. Soğuk yağmurlarım da ısındığın zaman, tohumun dallanıp budaklanacak ve gökyüzüne sarılacak…

Hadi şimdi yeni bir tohum at..!

Köklerimiz birbirine karışsın ve goncası çatlamamış gökyüzünde beraber sarılalım,

Hadi şimdi yeni bir tohum at…!

A.Tamakan

NOT: Yazıyı yazdığım bu akşamın öğleninde, bu fotoğrafı çekmiştim.

Sevgili “SEVGİLİLER GÜNÜ”…

Aslında oldum olası hoşlanmıyorum hatta sevmiyorum; ”özel gün” adı altında kutlanan, sadece yılın belli bir gününde hatırlanması izlenimi yaratılan ve gelenek haline gelen, sevgimizi göstermenin en iyi yolunun en iyi hediyeyi almaktan geçtiğinin beyinlerimize empoze edildiği, ”anneler günü, babalar günü, sevgililer günü, kadınlar günü, hayvanlar günü, vs. gibi günleri…. Bir gün için bile olsa, en güzel duygu olan sevgimiz üzerinden kar sağlayanları ve bu duyguyu bizden sömürenleri sevmiyorum…. A diyeceksiniz ki; böyle dersin de sen kutlamaz mısın, sen sana da hediye alınsın en azından bir buket çiçek istemez misin, sende hediye almaz mısın? Hayır. Ben, bana diğer günlerde yapılanlara, onu da nasıl yapıldığına bakarım.

Neyse..

Doğru veya değil ama benim için özel gün demek, ”doğum günü” (gerçekten hayata gelişimizin bizi özel kıldığına inandığım için) ve ”evlilik yıldönümleri’ ( gözümüzü açtığımız yalnız hayatımıza, yeni biriyle devam etmeye karar vermenin ve edebilmenin özel olduğuna inandığım için) demektir. Aslına bakarsan bunlarında saçmalık olduğunu düşünmüyor değilim. Evet yaşlanmak güzeldir, her yaşında ayrı bir güzelliği de vardır amma velakin niye yaşlandığına sevinir ki insan diye düşünmektende alamıyorum kendimi.

Son bir kaç gündür belki de bir haftadan fazla süredir, yaklaşan sevgililer gününü hatırlatan, her kanalda ardı ardına yayınlanan reklamlara ister istemez gözüm takıldı. Arka fonda yumuşak bir müzik ve ses ile, ”en güzel hediyeyi siz alın, en güzel pırlantalar bizde, Gucci’nin gözlükleri, Dior’un parfümleri, sevgiliniz en iyisine layıktır, sevgilinize en iyisini almak istemez misiniz?” diyerek kendilerince hoş uyarılarda bulununan reklamlar…

Evet birden düşününce insanın içi kıpır kıpır oluyor ve başlıyorsunuz ”ben ne alsam” diye düşünmeye dimi…? Ama beni düşündüren; bir saat önce, bir kaç gün önce ve hatta aylar öncesinden izlediğim haberler ve yaşadıklarım geçti bir bir gözümün önünden. Kınalı kuzularının haberini alan anaların çığlık dolu feryatları, çocuk yaşta sıcaklığını bile hissedemen annesini kaybetmiş bir genç kızın gözyaşları, kocası tarafından sokak ortasında, gözünün önünde anaları vurularan yavrucakları, gözü önünde çocuğu vurulan ama bir şey yapamayan ananın acı dolu, yürek sızlatan bakışları, acısı taptaze olan, anne olan ama annelerini kaybetmiş olan yakınlarımın acıları ve daha bir çokları….

Bu sevgili, “Sevgililer Günü” nün sadece ikili ilişkilere dayatılmasının anlamı ne? Biliyorum biliyorum nereden çıktığını, me anlama geldiğinide. Ama lafa gelince sadece sevgilinizin değil ananızın, bacınızın, arkadaşınızında gününü kutluyorsunuz. Eee o zaman?

Ve yüreğimin, bir yarısının şükrederek sevinirken, bir yarısının da duyduğum acıdan titrediğini hissettim…. Hangi yüzükle, hangi pırlantayla, hangi buzdolabıyla, hangi parfümle, hangi markayla gönüllerini alabilirsiniz böyle bir günde ; her yaştan bu ana kuzularının ya da kuzuları ellerinden kayıp gitmiş anaların, sevdiğini sevdiceğini toprağa vermiş sevgililerin? Nasıl anlatırsınız? Nasıl anlatırsınız onlara “Sevgililer” gününü? Anlatamazsınız, anlatamayız…

Olsun varsın, ne alacak ne de verecek hediyelerimiz olmasın. Ama olabileceğimiz kadar evlat, olabildiğimizden çok anne/baba, olabildiğimiz kadar aşık, sevgili olalım. Annemiz, sevgilimiz, dostlarımız yanımızdaysa yada çocuklarımızın kolları boynumuzdaysa, sessizce şükredelim varlıklarına…Günün ne olduğu, ayın kaçı olduğunun önemi olmasın. Uzakta da olsalar, gölgeleri olsun hayatınızda….

A. Tamakan

“YAR” in kim ola…

Yine karşımdasın,

Sıra sıra, işlenmişsin yine bugün oya gibi ince ince,

Heybetlisin, mağrursun, çook da güzelsin onu anladımda,

Bu boncuk dağıtmak da şimdi ne ola,

Bir gün bulutlarla kaybolur gidersin

Bir gün beyaz örtüyü kendine çekersin

Güneş gelince alttan alttan gülümsersin

Söylesene, sen kimin yarisin

Söylesene bana kimler senin yarin

Söylesene…

Kavuşamadığın yarin kim…

A. Tamakan