Sadece seversin…

Şemsi Tebriz’i der ki: Kalp ruha demiş ki: ben severim, aşık olurum; ama acısını nedense hep sen çekersin. Ruh da cevap vermiş: Sen yeter ki sev. Herkes bir sevda peşinde yada herkes o filmlerde görüp inandığı “gerçek sevda” peşinde… Belki bir çoğumuz Şemsi Tebrizi’nin de söylediği gibi; bir çok kez aşık olmuş, aşık olduğumuzu sanmış, bazen yanılmış, sonra gerçek aşkı bulduğumuza inanmış ve “heh işte ruhumun eşi bu adam/kadın” diyerek tekrar tekrar aşık olduğumuzu sanmışızdır. ( Ama hep ruhumun eşi demişizdir de, bir türlü ruhumuzu teslim edememişizdir.) O kadar mutlu oluruz ki -sevda şarkılarının susmadığı, masmavi gökyüzünü evimiz, pırıl pırıl parlayan güneşi huzurumuz, ışıl ışıl parlayan yıldızları mutluluğumuz yaptığımız “O” benzersiz aşkımızla- cennet bahçesine girmişiz gibi muazzam görünür herşey. Yıllarca inandığımız, beklediğimiz o büyük aşkı, gerçek sevdayı bulmuşuzdur sonunda. Öyle değil midir hep? “O” dur gerçek aşkımız, sonsuz sevdamız, kokusuna ömrümüzü verdiğimiz, ellerinde ısınıp kollarında huzur bulduğumuz, cennet bahçelerinde gezindiğimiz yarenimiz “O”dur… O’ dur çünkü hayallerimizde yarattığımız ve sonrasında hayal kırıklığı yaşadığımız… Ve biz onu gerçek sevda sanırız… Amma ve lakin gün gelir de öyle bir sevdaya öyle bir aşka tutulursun ki; ne güzel gözleri, ne elleri, ne huzur verip vermediği, ne ruhunun eşi olup olmadığı, nerede olduğu, ne de gerçek aşkı bulup bulmadığının hiç bir önemi yoktur… Hiç bir şey aramaz, hiç bir şey beklemezsin, Sadece seversin, sevişirsin, hissedersin, öpersin, koklarsın, yaşarsın… Sorgusuz, sualsiz, sebepsiz… Sadece sever, ruhunu teslim edersin… Gözlerini, ellerini, bakışını, duruşunu, tavrını, Konuşmasını, gülmesini, yemesini, afrasını, tafrasını, dağınıklığını, Öfkesini, sinirini, sebepsiz kükremelerini, kim olduğunu, ne olduğunu, nasıl olduğunu umursamadan, Ne hissettiğini, ne düşündüğünü, ne söylediğini, Ne yaptığını, ne yapacağını düşünmeden, Seversin… Koklaya koklaya, ısıra ısıra, Bitmek bilmeyen bir arzuyla, Öpersin de öpersin doya doya, Nerede, nasıl öptüğünü, neden öptüğünü düşünmeden, Dudaklarında, dudaklarının acısı kalana dek, Öpersin… Arzuyla, tutkuyla, hoyratça, İliklerin kuruyup, kanın damarlarını acıtana dek, O koskoca siyahi boşlukta sadece siz varmışcasına, Özgürlüğüne kavuşan kuşun, kendini gökyüzüne teslim etmesi gibi, Kendini, bedenini, ruhunu teslim eder, Nefesin tükenip, dilin damağın kuruyuncaya dek, Sevişirsin… Sadece seversin, sevişirsin, hissedersin, öpersin, koklarsın, yaşarsın… Sorgusuz, sualsiz, sebepsiz… Neden olduğunu, ne olacağını düşünmeden, Kalıp kalmayacağını bilmeden, Öylece seversin… A.Tamakan

Hoşgeldin Eylül…

Hoş geldin Eylül…. Hoş geldin yağmur ve toprak kokusu…

Heyecanla beklediğim mevsimdir sonbahar… En sevdiğim mevsim kışa götürür beni. Kimilerine göre soğuktur, buruktur, hazandır, bana ise, umuttur, kendine çekilme, tazelenme mevsimine geçiştir Eylül…. Kasvetli, yağmurlu günler demektir kimine göre, bana ise o kasvetin ardında ki güneşi hissedebilmek, yağmurlarında arınmak demektir Eylül…

Eylül; nadasa bırakılmış bir toprak gibi dinlenmek, tazelenmektir benim için… Nefes almak, ruhu doyurmak, kışa hazırlanmaktır… Gelecek olan bahara taptaze filizler açmaktır…

A.Tamakan

 

Fotoğraf günlükleri / Çocukluğum…

Çocukluğumu hatırlatan ne varsa seviyorum…

Daracık sokakları, arnavut taşlı yolları, camlara asılan çamaşırları, sabahları geçen poaçacıları, öğleden sonra zil çalarak bağıran yoğurtçuları, kapımıza süt getiren amcayı, sokaklarda çığlık çığlığa koşup, ip atlayıp, seksek oynayarak kan ter içinde kalıp, eğlendiğim zamanları hatırlatan ne varsa seviyorum…

A.Tamakan

Denizlere, deryalara salsam kendimi…

Denizlere, deryalara salsam kendimi,
Söner mi içimde ki yangın?
İçsem suyunu kana kana, bassam tuzunu,
Merhem olur mu yaralarıma…
Rüzgara bıraksam kendimi,
Alır mı bedenimi sızlatan kokunu?
Savurur da uzaklara, soğutur mu ruhumu,
Merhem olur mu yaralarıma…
A.Tamakan
Temmuz 2018

İspanya / Palma de Mallorca

İnanılmaz bir eğlence kültürüne, leziz yemeklere, muhteşem plajlara, küçücük şirin köylere, mis gibi portakal ve mandalina ağaçlarına sahip olan bu ada Balear Adalarının en büyüğü. Endülüs kültürünü yansıtan bu adada Mağribiler çeşmeler, avlulu evler ve saraylar yapmış. Dünya jet sosyetesinin göz bebeği olan Mallorca mutlaka görülmesi gereken bir yer.

Akdeniz’ deki Balear takım adalarının en büyüğü olan Mallorca, 2600 seneden bu yana var olan bir ada olarak biliniyor. Arap-Endülüs mimarisine ait çok sayıda eser bulunuyor. Özellikle gotik tarzında yapılmış olan La Seu Katedrali camiden çevrilmiş bir yapı ve en önemli ayrıntı ise katedralin yönünün kıbleye dönük olması.

İspanya ve bu adaların geleneksel yemeği olan; pirinç , safran ve özellikle deniz mahsülleri ile hazırlanan ” paella ” daha önce de bahsettiğim gibi burada da muhteşem yapılıyor.

Palma’nın incisi kanul edilen Palma Katedrali, Aragon kralı I. Jaime tarafımdan yapılmış. Kral, Mallorca’ya giderken fırtınaya yakalanmış ve buradan sağ kurtulursa bir kilise yaptırmaya söz vermiş ve kurtulunca da burayı yaptırmış. Burası da daha sonra ki yıllarda Gaudi tarafından onarılmış. Katedralin hemen karşısında ise Palma’nın ikinci incisi sayılan Almudaina Sarayıdır. Burası da sonradan Katalan ve İspanyol krallarının kullandığı bir saray haline gelmiş .

Palma de Mallorca da zengin bir tarihe ve kültüre sahip şirin, görülesi, gezilesi bir ada. Ve bahsettiğim yerler dışında da görülesi çok yer var. Bir gün yolunuz bu taraflara düşerse, mutlak;

Passeig des Born (İspanya’nın meşhur caddesi)

Bellver Kalesi (Castell de Bellver) :

İspanya’nın en güzel kalelerinden biri olan Bellver Kalesi, yüksek bir tepenin üzerine 14. yy’da inşa edilmiş. Buradan muhteşem Palma ve Palma körfezi manzarası seyretmekte inanılmaz keyifli)

Palma Eski Şehir (Eski kiliseleri, tarihi evleri ve sarayları burada keyifle gezebilirsiniz.)

Mallorca Katedrali (Endülüsler zamanında burada cami varmış ancak daha sonra yıkılarak yerine Gotik tarzında olan bu katedral yapılmış. Şehrin en dikkat çekici binalarından olan katedral muhteşem güzellikte. Özellikle gece ışıklandırması ile limana inanılmaz bir güzellik katıyor.)

Almudania Sarayı (Katedralin hemen yanındaki saray resmi törenlerde kullanılıyor.)

Liman Bölgesi (Palma de Mallorca’nun en canlı yerlerinden Liman bölgesinde bir çok restaurant ve club bulunuyor. Gece hayatından hoşlanıyorsanız buraya mutlaka gelin)

Plaça Major / Plaza Mayor

(Palma’nın alışveriş trafiğe kapalı alışveriş caddelerini de içinde barındıran bölge)

Placa d’Espanya / Plaza de Espana

Pueblo Espanol

Boğa Güreşleri Arenası

görmenizi tavsiye ederim. İspanya’da tıpkı İtalya gibi muhteşem yapılara ve çok zengin bir kültüre sahip. Kalbimin bir yarısını da burada bırakarak yeni yerler görme heyecanı ile yolumuza devam ediyoruz…

A. Tamakan

IMG_2437IMG_1752IMG_2410

İspanya / Barselona

İspanya’nın Madrit’ten sonra en büyük şehri olan Barselona, dünyanın en güzel şehirlerinden biri olmakla beraber, ünlü sanatçı Gaudi de şehrin kimliği haline gelmiş. Dünya da eşi benzeri olmayan yapıları burada görmek mümkün. Özellikle de Gaudi’nin mimarisini yaptığı Sagrada Familia tüm ihtişamı ile adeta göz kamaştırıyor.

Yapımına 1882 yılında başlanınlan bu muhteşem eserin inşasına 1883 yılından sonra Gaudi devam etmiş. Gaudi, 43 sene boyunca gecesini gündüzüne katarak bu eser için çalışmış. 1926 yılımda geçirdiği bir kaza ile yaşama veda eden Gaudi den sonra bu eser yıllarca yarım kalmış. Biz geldiğimizde de hala yapımı devam ediyordu.

Kilisenin dışında  bulunan ihtişamlı dört kuleyi Gaudi, yeryüzü ve cennet arasındaki bağlantı diye adlandırmış.  Gerçekten oya gibi ince ince işlenmiş, milim milim her bir köşesinde betimlemelerle anlam katılarak yapılmış bu eser muhteşem. Gözlerinizi alamıyor ve defalarca kez bakarak burada da şu varmış, şuradaki ne anlam ifade ediyor acaba demekten kendinizi alamıyorsunuz. Barselona’yı Barcelona yapan bir eser bu bence.

Buradan sonra Park Güell görülmesi gereken ikinci bir yer. Sanki şekerden yapılmış, rengarenk tam bir masal diyarı gibi. O renkler, o mozaikler bin bir çeşitli işlemeleriyle muhteşem. Yine Gaudi tarafından yapılan bu eserin tamamlanması 14 yıl sürmüş. Bu muhteşem masal diyarının en önemli simgesi de ortasında bulunan kertenkele heykeli. Bu parkın içinde Gaudi müzesi var. Bu müzede Gaudi’ nin yaşarken tasarladığı mobilyalar bulunuyor.

Şehrin meydanında yer alan arena, Katalanlar ve turistler için ilgi çekici bir yer ve Flamenko dansının izlenebileceği çok sayıda da gece klüpleri bulunuyor burada.

Kentte büyük önem taşıyan müzeler arasında romanesk ve gotik ressamların yapıtlarını barındıran Katalonya Güzel Sanatlar Müzesi, 12-18. yüzyıl heykellerinin sergilendiği Federico Marés Müzesi ve gençliğinde dokuz yıl burada yaşamış olan Pablo Picasso’nun pek çok yapıtının bulunduğu Picasso Müzesi, Deniz Müzesi de bence görülmesi gereken yerler. Özellikle deniz müzesi en çok ziyaret edilen yerlerden biri. Senem aklıma sen geldin hep. 🙂

Ünlü ressam Picasso da 1895-1900 yıllarında Barselona’da yaşamış. Bir dönem buradan ayrılmış ancak tekrar 1901 yılında Barselona’ya geri dönmüş. Picasso kaldığı süre boyunca da “Mavi Dönemim” dediği ürünlerini burada yaratmış. Museo Picasso (Picasso Müzesi), 1981 yılında eşinin de Picasso’nun yaptığı seramik çalışmalarını bağışlamasıyla bugünkü halini almış. Ünlü ressamın 2.500’den fazla eserini bu şehirde özellikle de Museo Picasso’da görebilirsiniz.

İnanaılmaz hayranı olduğum, eserlerinde kendimden bir şeyler bulduğuma inandığım Salvador Dali Müzesi’ nin de burada olması benim için çok büyük bir şanstı. Barselona’dan iki saat uzaklıkta ama gerçekten görülmeye değer. Dali eserleri aklımı başımdan aldı evet ama müzenin yapısı da muazzam güzellikteydi. Gerçekten herkesin görmesini çok isterim.

Barselona’yı gez gez bitmez. O kadar çok meydanlar, ünlü sokaklar, sanat müzeleri, askeri müzeler, kiliseler, parklar, bahçeler var ki anlat anlat bitmez.

Bu bahsettiklerim dışında da bence mutlaka görülmesi gereken çok yer var. Ben ancak bu kadarını not alabildim.

Casa Mila (Bir diğer Gaudi eseri.)

Barselona Katedrali

Plaça de Catalunya (Barselona gezilecek yerler listesindeki en ünlü meydanlardan biri ve burası da çeşmeleri ve heykelleri ile ünlü.)

Picasso Müzesi (Pablo Picasso’dan değerli eserlerin sergilendiği bir müzedir. Müzede 3500′den fazla Picasso eseri sergileniyor.)

La Boqueria (Barselona’daki en ünlü pazar yeri)

Nou Camp Stadyumu (F.C Barcelona Futbol Takımı’nın stadyumudur.

Torre Agbar (Avinguda Diagonal ve Carrer Badajoz arasında  bulunan 38 katlı bir gökdelendir.)

Kristof Kolomb Heykeli (60 metre olan heykel Kristof Kolombus’un Amerika’ya ilk seferi şerefine yapılmıştır.

Plaça d’Espanya (İspanya’nın en önemli meydanlardan biri)

Palau de la Música Catalana (1908 yılında yapılmış bir konser salonu)

Magic Fountain of Montjuic

Parc de la Ciutadella (Barselona’nın en merkezi parkı ve bu park içerisinde bir hayvanat bahçesi, bir göl ve birçok müze bulunmaktadır. Park içerisinde spor yapmak için yerler bulunuyor.)

Barselona Hayvanat Bahçesi (Yaklaşık 7.500 hayvan var.)

Barselona Akvaryum (1995 yılında açılan akvaryuma içerisinde 8000 den fazla balık bulunmaktadır.)

Barselona Botanik Bahçesi

Montjuic Kalesi (Kale içerisinde  bir askeri müze bulunuyor)

Barselona, gerçekten inanılmaz sanatsal bir tarihe ve farklı bir kültüre sahip. Ayrıca geniş geniş caddeleri, ışıl ışıl muntazam ev ve dükkanlarıyla da çok ferah bir şehir. Roma, Floransa ve Verona dan sonra en çok burayı sevdim. :))

A. Tamakan

IMG_2127IMG_3185IMG_2488

İspanya / İbiza

İbiza diğer bir adıyla Eivissa…

Sanırım herkesin bir kere de olsa görmek isteyeceği bir yer.

Ve gerçekten,

Ibiza muhteşem mavilikte ki denizi, sahilleri ve eğlencesiyle enerji verip eğlendiren bir şehir….

Akdeniz’deki Balear Adaları’nda bulunan ve İspanya yönetiminde olan bu adada bence görülmesi gereken yerlerin başında geliyor. Adanın üç büyük şehri olan İbiza Town, Santa Eularia del Rui ve Sant Antoni de Portmany’i de vaktiniz olursa gezmenizi tavsiye ediyorum. Her ne kadar Balear Adaları’nın en büyüğü Mallorca olsa da; İbiza son 30 yıldır gerek turizmin, gerekse de eğlence dünyasının Avrupa’daki önemli merkezlerden biri haline gelmiş.

İbiza adası; daha çok yaz partileri ve Dünyaca ünlü gece kulüpleri ile tanınıyor. Bunlar arasında en iyileri Space, Pacha, Privilege, Amnesia, Eden ve Es Paradis. Eğer eğlenceyi doya doya yaşamak istiyorsanız, İbiza bunun için biçilmiş bir yer.

Ibiza, gündüzleri adeta hayalet bir şehir gibi bom boşta olsa akşamüstü gün batımının en güzel izlendiği yerlerden biri. Eğer masmavi bir deniz istiyorsanız Las Salinas yada yok biraz huzur diyorsanız da Cala Cota plajlarını tercih edebilirsiniz. Sizlere özellikle D’alt Villa diye adlandırılan eski şehre gitmenizi öneririm.

Sol tarafta, modern İbiza’yı,  hafifçe sağa dönüp baktığınızda da Formentera Adası’nı biraz ilerleyip tam sağınıza bakarsanız en dipteki koy, Las Salinas Plajı ve Playa D’en Bossa’yı görüyorsunuz. Burada İbiza’nın en eski binalarından biri olan Teatro Pereyra bulunuyor. İnanılmaz nezih ve akşam yapılan canlı müzikleri de çok keyifli bir yer.

Kale içinden devam edip katedralin önünden geçip eski Belediye Binasına geldiğiniz an, İbiza’nın Pittoresk yanını, sokaklarını ve oldukça dik şekilde aşağı inen uzun merdivenlerini görüyorsunuz. İşte o anda Orta Çağ yine karşınıza çıkıyor.

Zeytinyağlı yemekleri, deniz mahsulleri ve birbirinden enfes şarapları ile de mutfağıda bir o kadar güzel. İspanya dediğimiz zaman tabii ki akla hemen ‘paella’ geliyor. Tavuklu ya da deniz mahsullü yapılan bu pilav, mutlaka tadılması gereken lezzetlerden. Ben deniz mahsülleri ile olana bayıldım. Bunun dışında günün belirli saatlerinde atıştırılan ‘tapas’ları da ayrı bir lezzet. Kırmızı şarabın yanında çok iyi gidiyor.

Ayrıca Corsarios Anıtı ve Cova de Can Marça mağarasını da az bir vakit ayırıp keyifle gezebilirsiniz.

A. Tamakan

IMG_2740IMG_2769IMG_2621IMG 3344IMG_2590