CANIM ANNEM’E…

Kimseyi kırma dedin,

dantelli çoraplarımı giydirirken

hep kendimi kırdım

senin çorabımı giydirirken

tırnaklarını kırdığın gibi annem…

Kimseye yükseltme sesini dedin,

saçlarımı dizi dizi örerken

saç diplerime gömdüm acılarımı,

kızgınlıklarımı da saç örgülerim gibi

kat kat içimde attım çığlıklarımı annem…

Kimseye boyun eğme, asla tamah etme dedin,

düştüğümde dizlerime tentürdiyotu basarken,

sonrası şunu yüreğine basarlarda

daha çok yanar canın dedin ya

düştüm düştümde tek başıma kalktım

dimdik yürüdüm annem…

Kimsenin seni ağlatmasına izin verme dedin,

gözüme kaçan toza üflerken,

inci inci dökülürken yaşlar gözümden,

elinin tersi ile sildiğin gözyaşların gibi

insanları da sil dedin ya

kan çanağına döndü gözlerim de silemedim annem…

Kimsenin gönlünle oynama dedin,

bezden bebeklerimi elbise biçerken

sonra çıplak kalır ruhun,

en çok kendi gönlümü hırpaladımda

ama yine çıplak kaldım be annem…

Kimseye gitme, açma gönül kapını yaralıyken dedin,

saçlarını örerde okşarım yine, gözyaşlarından öperim,

yaralarına bağrımı basarım,

koynumda saklarım seni yine dedin ya

yine sana geldim annem…

İyi ki doğdun, iyi ki varsın be annem…

A.Tamakan

SEVMEK…

Sevmek ağız dolusu olur

Böyle bardaktan boşalırcasına

Kulakların çınlarcasına

Avuçlarından taşarcasına

Isıra ısıra, kokusu ciğerlerine yakarcasına

Kalbinin göğüs kafesini yırtarcasına

Sevmek ağız dolusu olur

Böyle gökyüzünü ikiye yararcasına

Kanın damarlarını ağlatırcasına

Kelebeklerin uçuşması değil

İçinde ki turnaların çıldırırcasına

Alevlerin içine atıp kendini

Tüm kainatı yakarcasına.

Sevmek ağız dolusu olur…

A.Tamakan

YOL…

Ne kadar yol gitttiğimi yada

ne kadar zaman geçtiğini bilmiyorum.

Neden geldiğimi de hatırlamıyorum üstelik,

öylesine unuttum kendimi vardığım yerde.

Kendi kuytularımda gezdiğim

yerden çok uzaklarda bir yerdeyim.

Lime lime ediyorum geçtiğim her bir sokağı,

her sokakta dağınık bir gökyüzü.

Kan rengi gökyüzünden

gül yapraklarından bir fırtına kopuyor

ölümün gözleri kadar mavi.

Rüzgarın melodisi de yabancı,

çarpıp duruyor kaldırım kenarlarına.

Ne fırtına diniyor, ne ben yolu bulabiliyorum,

ne güneş doğuyor, ne de Ay batıyor.

Sıcak bir ayaz çökmüş şehre,

dağıldıkça toplanıyor bulutlar.

Birdenbire susuyor zaman,

zamanla birlikte yürüyoruz

birlikte, elele

bizi takip ediyor takvimler,

kovalıyor akrep yelkovanı,

geri dönüşü olmadan yağıyor zaman üzerime

gök yağmur topluyor durmadan…

Sonu olmayan yola atmak kendini

yada yolun sonundan başlamak…

A. Tamakan

AD’ını ver…

Gönlümde ki kelebekleri al,

onlara dağları, dereleri, çiçekleri göster.

Kanatlarının üzerine kondurduğum sevdamı

akıtsınlar dağa, taşa, toprağa…

Akan derelere, sulara fısıldasınlar adını,

coştukça çoşsun,

çağlasın ırmaklar andıkça ben adını…

A.Tamakan

ARSIZ…

Böyledir iflah olmaz Aşk’larım

iflah olmaz bir kalbim var.

Arsızsın yani?

Gözlerine baktım uzun uzun ve sustum.

Aşk’a arsızsın yani?

Görmedi, bilmedi, anlamadı, anlayamadı,

evet aşka, aşkınaydı arsızlığım.

Gözlerine baktım uzun uzun ve sustum…

A. Tamakan

BENİ SAKLA…

Haydi! Al beni sakla gecende.

Öpmek istiyorum seni

masum bir bebeğin ıssız çığlıkları,

dağların ardında saklanan

yıldızları tek tek öper gibi

öpmek teninin çıkmaz sokaklarını.

Buz sıcağı hissettiğim gecenin aydınlığında

öpersem seni, kıskanır küser çekilir Ay geceden

ruhunun aydınlığında dans eder ellerim teninde.

Haydi! Al beni sakla bedeninde.

Dudaklarımı dudaklarınla tutuştur

bedenini keşfe çıkayım ateşinle

tadımı damağına çalayım,

göktaşı gibi düşeyim her bir milimine,

gelincikler açsın göğsümüzde,

bir ceylan ürkekliğinde

kaysın yıldızlar dilimden diline

terinin buğusu vururken cama,

kızıllaşsın gecenin karası sağnaklarda

mühürlensin bedenin bedenime.

Haydi! Al beni sakla bedeninde.

Yazarken kalemi kaldırmadığın gibi

kaldırma dudaklarını tenimden

gezinsin satır satır, köşe bucak.

Gözlerimde ki ateşi gör

asi ama yalvaran, ateşli ama uysal

arzularımı koy gözlerine

ve kal öylece içimde.

Odun olayım o vakit ateşine,

is olayım önce nefesine sızayım

sonra bedeninin tüm hücrelerine dağılayım

göz gözü görmez olduğunda

tekrar ateş olup yanalım

küllerimizi yeni bir ateşe kıvılcım yapalım.

Haydi! Al beni sakla gecende.

Bırak tüm duvarları yıkılsın şehrin

tüm çıplaklığımızla koşalım sokak sokak

köşe bucak dağılalım çatılarında evlerin

şahit olsun gölgelerimiz bir şehrin yanışına.

Bedenlerimiz gecede,

ruhlarımızı arş-ı alada seyr-ü sefer yapsın.

Haydi! Al beni sakla gecende.

A.Tamakan

KARANLIK…

Gece yarısı olmak üzereydi. Saatine baktı ve bir sigara yaktı. Kağıtları masanın üzerine tekrar döküp kontrol etti. Liste bir hayli uzun ve bir o kadar da karışmıştı, olmadık şeyler ekleniyor, her yerinden bir ok ile genişliyordu. Bir an önce temize geçmeliydi, yarın sabah ilk işim bu olmalı diye düşündü. O anda mesaj geldi.

– Bebeğim, hazır mısın? İki dakika içinde oradayım.

– Hazırım, iki dakikaya sendeyim.

Sigarasını söndürdü, kağıtları apar topar çantasına yerleştirdi, çantasını kontrol etti, her şey tamam dedi kendi kendine ve kapıya doğru yöneldi.

Botlarını bağlarken bağcığın ucundaki metal elini kurşun gibi sıyırdı. Bir an da o sızlatan acıyla akacak kan damarda durmaz diye sızlanırken içinden yine o bilindik sesle irkildi. Boynundaki fulara elini silip bastırdıktan sonra hızlı adımlarla çıktı.

Tam o sırada Barış yaklaştı. Arabanın kapısını açarken eline baktı ve sonra gökyüzüne. Ay gökyüzünde görünmediği zamanlarda kendini hep huzursuz hissederdi.

– Naber tatlım?

Barış’ın o gözlerinde ki alev her defasında bir başka yakar bir başka gülümsetirdi onu. İdealleri doğrultusunda enerjik, cesur, atılgan ve heyecanlı bir adamdı Barış. Ama en çok meydan okuyan bakışlarına ve asiliğine aşıktı Arja.

Gözlerinin içine bakarak dudaklarına ufak bir öpücük kondurdu ; – “Şimdi daha iyiyim” dedi.

Araba da yine o en çok sevdiği çalan şarkıya eşlik ederken bir anda durdu. Müziğin sesini yükseltti ve hızla çantasından kalem kağıt çıkararak bir şeyler karaladı. Barış “ne o tatlım ….. ” diye daha sözlerini bitirmeden Arya o iri gözlerini iyice açıp, elini dudaklarına götürüp sus işareti yaptı. Elindeki notu göstererek parmaklarını tekrar dudaklarına götürdü ve yavaşça kulağına eğilerek bir şeyler fısıldadı.

Barış biraz tedirgin ve olmamasını umut ederek durmak için yer arıyordu. Bir anda gidecekleri yönün istikametini değiştirdi, ne kadar doğru yapıp yapmadığını bilmiyordu ama böyle de zaman kaybettiği için içten içe küfür etmeye başlamıştı.

Barış durduğunda Arya hızla indi bagaj kısmına geçti kapak açılır açılmaz Barış’ın

” hassiktir” demesiyle, adam silahına davrandığı anda Barış’ın adamın kafasını tutup bagajın kapağına vurması bir oldu. Arya yanılmış olmayı çok isterdim diye geçirdi içinden, en azından şu an için. Çünkü geç kalıyorlardı ve bir gece demek bir çok şeyin aksaması demekti.

Barış adamı arabadan yaka paka çıkartıp, boğazına yapışıp onlarca kez sorduktan sonra biliyor olmasına rağmen cevabı alamayınca adamın elini kolunu bağlayıp arabaya bindirdiler. Bütün plan değişmişti ve Arya nereye gideceklerini tahmin ediyordu. Aslında uzun zamandır oraya gitmedikleri için memnundu ama belli ki bu gece istikamet Dark House’du. Dark House, şeytanın bile aklına gelmeyecek kara çam ağaçlarıyla kaplı, birbirine bağlı iki çıkmaz yoldan oluşan bir dağın yamacındaydı. Bunca şeye rağmen oranın bu şekilde saklı kalabilmesine hala anlam veremiyordu. Onun için bir görünen bir kaybolan bir nevi hayalet evdi burası. Yaklaştıkça Arya’nın kalp atışları arabanın motoru ile yarış edercesine hızlanıyordu. Arya, Barış’ın gözlerine hayır der gibi bakmasıyla Barış’ın dudaklarının arasında yanan sigarası ile kafasını sola doğru çevirip “haydi, in artık” demesi bir oldu.

Bu kocaman demir kapıya her yaklaştığında kendini küçüldükçe küçülüyor ve toprağın onu içine doğru çektiğini hisediyordu.

Küçük bir oda, dört duvarı siyahla kaplanmış, penceresiz ve rutubetli. Kapıdan girdikten sonra sol tarafta duvarın tam ortasına monte edilmiş siyah kadife kaplı bir sandalye vardı. Bu odaya her girdiğinde Arya’nın odayı aydınlatacak kadar rengi atıyor ve soluyordu.

Odadan çıktıklarında ” Yine mi hissettin amk, nasıl anladın?” dedi Barış.

– Hayır, hapşırdığını duydum.” dedi Arya.

Yıllardır o kadar çok “sende hiç kulak yok tatlım” demişti ki Barış, son bir kaç senedir tilki uykusunu bile öğrenir olmuştu.

Arya, Barış’ın kapıyı kapatıp kilitlemesinden sonra yine bir süre orada öylece durup aynı şeyi hissetti.

Karanlık! Bir insanı bir sandalyeye bağlı aç susuz bırakmak acımasızca olabilir ama bir insanı kör bir karanlığın içinde bırakmak çok daha korkunç bir şey. Günlerce sonsuz bir karanlıkta kalmak, gece gün kavramının silinmesi ve vücudun tepkilerini kaybetmesi… Sonsuz karanlık içinde tezgahtan düşen bir portakal gibi büyük bir boşlukta günlerce yuvarlanmak… Karanlık…!

Arya, beyninde esen bu fırtınanın içinde üşürken;

“İnsanların hayatını karartanları, karanlıkla cezalandırmak bence gayet adilane” dedi Barış.

A.Tamakan