Yeni Bir Blog…

Yazılarını ve şiirlerini beğenerek okuduğum, çok güçlü bir yazar ve blog ile tanışmanızı isterim. 🙂

Benim Faust!

Ben senin Faust’un, gece meşinbir top hızı

fiillere takılan ve örümcek ağları ören

rüya vesaire

-Küçük belleklerde karıştırdım harflerin yerini

                          Halayık çok güzel bir kadın kadar (belki de değildir) Kürt’tü                           

heeey sen, oradaki kurşun kalem, heey sen:

            doğ(r)udaki hitap

            anlamdaki tereddüt

            yoldaki serap

            çöldeki yırtık tayt

Isı değişimi kendinle arandaki, kendinle başka, insanlarla başka, dünya kadar eski, yeni, körpe, ihtiyar. 

benim Faust, Faust benim! (Tuuu sana*)

Ben sizi provakatif bulmuyorum

sineklerden ordular kurduğunuzdan

düzenli ve sivri

Çünkü şair ikiye ayrılır:

1- Cenabülrabbülalemin

2- Şirkler ve Kürtler

ben sizi bulmuyorum, nedense bulamıyorum

Çünkü çok uzakta kaplanların nesli tükeniyor çocuk yaşta

Çünkü çok uzakta ağaçlar utançlarından bu kadar bahar

Çünkü çok uzakta sual oldu: “yeni bir iddiaya daha var mısın?”

Çünkü çok uzakta gelmeyi açık ara seven biriyim, 

evimde atların efendisi

çünkü,

serserileri altılı oynar ve Allah’a el açar

çünkü Allah’ın perdesi avamadır 

ve dolunaydan huzursuz olurum, sevişmiyorsam, içmiyorsam

SEN DİLİNE KÜRTÇE SÜRMEYİ DENE, gecede değil, o saatte daktilo sesleri, cep telefonunda Jimi Hendrix, fesbuka tivitırdan ve karanlıktan hediye paketi ve Taksim’de Bandista: haydi barikata haydi barikata haydi barikata haydi barikata 

ekmek kadar                      özgürlük için

ya da 

yan yan yan yan be Babilon

Benim (ses     siz) Faust!

hepinizi tepeleyeceğim

hey sen oradaki kurşun kalem

hey sen.

*Faust, Goethe, Çev: İsmet Zeki Eyuboğlu

Ali Aydemir

www.sineklerinistahi.com

Göçe hazırlanıyor yüreğim

kalbimde yine bir hazırlık

göçe hazırlanıyor düşlerim

alacağı var buluttan rüzgardan

hala nemli yüreğim

sessiz çırpınışlarıyla

medet umuyor yağmurdan

uygun adım ağır aksak

çıkıyor kaburgalarımdan tırmanarak

yalnızlığı yorgunluğuyla mutabık

sessiz sessiz uğulduyor kalbim şimdi

sensiz akıtıyor zehrini yalnızlığım

gölgesine uzanıyorum gözlerinin

tükenmiş düşler uçuşuyor etrafımda

her birinde ömrümün bir parçası

beyhude çırpınışlarında

yılgın yıkık şarkıların rotasında

yol tutuyor kendine

kalbimde yine bir hazırlık

göçe hazırlanıyor düşlerim

Ay’lin Tamakan

Not: Fotoğrafı akşamüstü saat beş gibi çektim. Bu sene çok erken göç ediyorlar…

Yaşayan ölüler, ölü ecinniler…

ne idüğü belirsiz düşünceler

cirit atıyor yine

oradan oraya bırakıyor kokusunu

yurdunu inşa eden köpekler gibi

kördüğüm oluyor

düşüncelerim düşsellerin içinde

düşlerimse düşsüz hayaller peşinde

savuruyorum kendimi

kuruyup çürümüş

toprağa yakalanmakta olan

çırpınarak kurtulmaya çalışan

yaprak gibi

bırakıyorum kendimi göğe

gök kubbeye kaçıyorum

düşüncelerim boşaldıkça

boşalıyor yüreğimdekiler

geriye kurşun gibi çöken

bir uyuşukluk kalıyor gözlerimde

çivi çiviyi sökermiş

uyuşukluğu uyuşturmak gerek

kalkıp silkelemek/silkelenmek

silkelemeden önce kendimi

biraz ortalığı derledim topladım

sonra yıldızları yaktım

sönmüşleri çöpe attım

havayı havalandırdım

bulutları yıkayıp paklayıp

suyunu sıktım

damlalarınla demledim çayı

balkona çıktım

bacak bacak üstüne atıp

bir cigara sardım

sirkeli suya bastım

sur-a üfledim dumanını

melekleri azad edip

tüm ecinnileri çağırdım

her birinden bir renk aldım

patikaları boyadım

tüm dağları

denizleri

ovaları

ırmakları

ağaçları

siyah kırmızı – kırmızı siyah

bir tek defneleri bıraktım

bir kısmını yakıp

küllerinden taç yaptım

bir kısmını tuzlu suya basıp

Ay’ın cemaline astım

bir kısmı yanmaya devam ederken

is’ini soludum

nefesimi tutup

sesleri boğdum

bütün ağırlığımla yüklenip

kaz ayaklarını hayatımın

ecinnileri karşıma oturttum

çayımdan bir yudum

cigaramdan bir nefes alıp

yaşayan ölüleri sordum

“yaşayan ölüler sizlere

ölü olan yaşayan bizler;

-yaşayamadıklarınıza

ölümden sonra

yaşayacağınıza inanmanıza

çok gülüyoruz-” dediler

düşündüm

saçmalamaları

cigaradan mı çaydan mı

yoksa cinler mi çarptı

güldüm

“gülme çarpılırsın” dediler

sustum

düşüncelerimi saçma- ladım

kendi kendimi avucuma aldım

duru suda çalkaladım

geceyi silkeledim

tozunu aldım karanlığın

diplerden parlamaya başlarken yıldızlar

uyuştu uyuşukluğum

farkettim

halı altı yapmışım çeri çöpü

kulak ardı etmişim sesimi

balkonunu da yıkamamışım üstelik

onlar eyleşip dururken hazır

daha da uyuşmadan

kalkayım

çeri çöpü yakıp

herşeyi sirkeli suya basayım…

Ay’lin Tamakan

Uçuşuyorum…

uçuşuyorum

sarı sonbahar yaprakları gibi

kızıllığı vurmuş yanaklarıma

ayazından mı alazından mı belli değil

sallandıkça bir o yana bir bu yana

anason kokan ayyaş dallar

peşinden koşuyorum dökülen yaprakların

kuşlar çoktan göç etmiş

sürgün yemiş göçler

tutkum tutuklu kalmış sana

sen avucuma sığacak kadar uzakta

halden anlamaz

gönlümün

gözlerimin

ışığını kısıp

yüz hatlarını kazıyorum hafızama

her kapatıp açtığımda

gönülsüzlüğünle dağlıyorum gözlerimi

uçuşuyorum

kızıl sonbahar yaprakları gibi

süveydası patlamış tam ortasında

amansız kapkara bir kuraklık

yıkıyorum aklımla kalbim arasındaki köprüleri

bir uçurtmanın kuyruğuna takılıp

kıyılarına sürükleniyorum

sen denize nazır ben sana

bir kıvılcımla yerle yeksan oluyor

yine duygularım

iyotun genzimi yakan kokusuna sarılıp

damla damla akıtıyorum içimdeki seni sana

deniz taşıyor yüreğimden

yüreğim taşıyor denizden

zerketmek istiyorum her bir zerremi

milyonlarca hücremle milyonlarca kez

öpmek dudaklarını

dudaklarımla bilemek istiyorum kuraklığımı

gözlerim bardaktan boşalırcasına

değiyor dudaklarına

uçuşuyorum

kara bir yılgınlığın

kızıl bir yalnızlığında…

Ay’lin Tamakan

Anısına Sevgi ve Saygıyla – DİDEM MADAK

Güçlü bir el silkeledi beni sonra
Sanırım Tanrı’nın eliydi.
Sayamadım kaç ah döküldü dallarımdan.
Binlerce yeşil gözü olan bir zeytin ağacı gibi, 
Çok şey görmüşüm gibi, 
Ve çok şey geçmiş gibi başımdan, 
Ah…dedim sonra
Ah! 

İç ses, diye söylendim
Çocukken şöyle dua ederdim Tanrı’ya: 
Tanrım bana hiç erimeyen, 
Kırmızı bir bonbon şekeri yolla.
Eski tül perdelerden gelinlik biçerdik
Kardeşimle kendimize durmadan, 
Olmayan çayları, 
Olmayan fincanlardan içerdik.
Olmayan kapıları açardık, 
Olmayan ziller çaldığında.
Siyah papyonlu olurdu mutlaka
Resim defterimizdeki damat.
Yedi günde yarattığımız dünya
Mutlu olurduk pastel koksa.

Ve şimdi şöyle dua ediyorum Tanrı’ya: 
Olanlar oldu tanrım
Bütün bu olanların ağırlığından beni kolla!

Didem Madak

Gel-git’lerimi gömerken, gömdüm gözlerini…

Ay,

bir yüzü aydınlık

bir yüzü karasında gecenin

“her şeye varım” diyor yakomazlar

Ay’ın şavkı vurduğunda kaçışırlarken

kıyısından toplarken gülüşlerini

uzanıyorum

usanıyorum

uslanıyorum

gel-git çekiminde

kum çiçekleri

kum çökmesi

sağarken geceyi

zerk ederken zehrini sesi

deniz kabukları uyanıyor

avuçlarımdan sızıp

kıvrımlarında dua ediyorlar

maviye çalarken kanım

öpüşüyor zambaklar

inişli çıkışlı gel-git ayazında

günbatımının doğumunda

bir doğumun sancısında

boy boy açıyor zakkumlar

karanlığın kenarında

kuzey yıldızı gözlerini yumuyor

düşlere yol verirken

parmak uçlarına basarak

yol alıyor duygularım

ayak seslerini duyuyorum ormanın

çığlıklarını ağaçların

haykırışlarını yarasaların

derin bir nefesle

bir tinerci titizliğinde

içime çekiyorum havasını

bir kayın ağacının kuytusunda

önce içimdeki sesin kafasına sıkıyor

sonra gülüşlerini ardından gözlerini gömüyorum…

Ay’lin Tamakan

Mavi Ağaç

Ahh!

şu ağaçlar var ya

hani mavi olanları

hani o kökleri ile

toprağı yara yara girerek içinde dağılır da

sıkı sıkı sarılır ya

toprak ta arzını bulaştırır da

onu kucaklar ya

o arz çatlaya çatlaya genişler

toprak kökleri, kökler sarar toprağı

gövdesinde çıkan dalları farkeder ya

dallarda kendisini saran çiçekleri

işte o an

ağaç dans etmeye başlar toprakla …

Ay’lin Tamakan