Anısına Sevgi ve Saygıyla – CAN YÜCEL

İstenmeyen o rüyanın parçasıydım
Hani güneş hani aydım
Aymazoğlu bir sarhoştum
Kimi dolu kimi boştum
Tüm maratonlarda koştum
Koşumların atmış hergele
Tavla oynar zarı gele
Ne met ne de cezir
Anam ağlar gide gide
Basurumdan başlar bezir
Taşındaydı nazım bezir
Bir Sultan’dan beri yesir
Serilmiş altına hasır
Orhan gibi müzmin nasır
Yıktın mıydı yerle yatır
Kalktı mıydı İsa Musa
Bazan uzun bazan kısa
Şeytan ileydi dünür
Kamışında bir mühür
Dövmeyinen dövülmüşnen
Dağa çıkmış gümüşliylen
Çıktı mıydı lamülahe
Her yanı dağdan lale
İndi miydi bir lekeyle
İne çıka ine çıka
Şiiri pençe sırtın yaka
Bu dünyaya baka baka
Zeynep’le aşktan Ayşe
Can olduğundan nâşe
Kar yağdığından meşe
Bakmayın bu gebeşe
Çıktıysa da arşa
Dikiynen kaşağnan
Kabirine mezarına
N’olur arazozla işe

Sonra çocuklarınki
Gençlerinki
Tekel İşçilerininki
Sonra, ellerin elleri…
Ne kadar çok elimiz oldu, baksana,
Tutuşa tutuşa
Bir orman yangını gibi

Yeni Bir Blog…

Yazılarını ve şiirlerini beğenerek okuduğum, çok güçlü bir yazar ve blog ile tanışmanızı isterim. 🙂

Benim Faust!

Ben senin Faust’un, gece meşinbir top hızı

fiillere takılan ve örümcek ağları ören

rüya vesaire

-Küçük belleklerde karıştırdım harflerin yerini

                          Halayık çok güzel bir kadın kadar (belki de değildir) Kürt’tü                           

heeey sen, oradaki kurşun kalem, heey sen:

            doğ(r)udaki hitap

            anlamdaki tereddüt

            yoldaki serap

            çöldeki yırtık tayt

Isı değişimi kendinle arandaki, kendinle başka, insanlarla başka, dünya kadar eski, yeni, körpe, ihtiyar. 

benim Faust, Faust benim! (Tuuu sana*)

Ben sizi provakatif bulmuyorum

sineklerden ordular kurduğunuzdan

düzenli ve sivri

Çünkü şair ikiye ayrılır:

1- Cenabülrabbülalemin

2- Şirkler ve Kürtler

ben sizi bulmuyorum, nedense bulamıyorum

Çünkü çok uzakta kaplanların nesli tükeniyor çocuk yaşta

Çünkü çok uzakta ağaçlar utançlarından bu kadar bahar

Çünkü çok uzakta sual oldu: “yeni bir iddiaya daha var mısın?”

Çünkü çok uzakta gelmeyi açık ara seven biriyim, 

evimde atların efendisi

çünkü,

serserileri altılı oynar ve Allah’a el açar

çünkü Allah’ın perdesi avamadır 

ve dolunaydan huzursuz olurum, sevişmiyorsam, içmiyorsam

SEN DİLİNE KÜRTÇE SÜRMEYİ DENE, gecede değil, o saatte daktilo sesleri, cep telefonunda Jimi Hendrix, fesbuka tivitırdan ve karanlıktan hediye paketi ve Taksim’de Bandista: haydi barikata haydi barikata haydi barikata haydi barikata 

ekmek kadar                      özgürlük için

ya da 

yan yan yan yan be Babilon

Benim (ses     siz) Faust!

hepinizi tepeleyeceğim

hey sen oradaki kurşun kalem

hey sen.

*Faust, Goethe, Çev: İsmet Zeki Eyuboğlu

Ali Aydemir

http://www.sineklerinistahi.com

Göçe hazırlanıyor yüreğim

kalbimde yine bir hazırlık

göçe hazırlanıyor düşlerim

alacağı var buluttan rüzgardan

hala nemli yüreğim

sessiz çırpınışlarıyla

medet umuyor yağmurdan

uygun adım ağır aksak

çıkıyor kaburgalarımdan tırmanarak

yalnızlığı yorgunluğuyla mutabık

sessiz sessiz uğulduyor kalbim şimdi

sensiz akıtıyor zehrini yalnızlığım

gölgesine uzanıyorum gözlerinin

tükenmiş düşler uçuşuyor etrafımda

her birinde ömrümün bir parçası

beyhude çırpınışlarında

yılgın yıkık şarkıların rotasında

yol tutuyor kendine

kalbimde yine bir hazırlık

göçe hazırlanıyor düşlerim

Ay’lin Tamakan

Not: Fotoğrafı akşamüstü saat beş gibi çektim. Bu sene çok erken göç ediyorlar…

Yaşayan ölüler, ölü ecinniler…

ne idüğü belirsiz düşünceler

cirit atıyor yine

oradan oraya bırakıyor kokusunu

yurdunu inşa eden köpekler gibi

kördüğüm oluyor

düşüncelerim düşsellerin içinde

düşlerimse düşsüz hayaller peşinde

savuruyorum kendimi

kuruyup çürümüş

toprağa yakalanmakta olan

çırpınarak kurtulmaya çalışan

yaprak gibi

bırakıyorum kendimi göğe

gök kubbeye kaçıyorum

düşüncelerim boşaldıkça

boşalıyor yüreğimdekiler

geriye kurşun gibi çöken

bir uyuşukluk kalıyor gözlerimde

çivi çiviyi sökermiş

uyuşukluğu uyuşturmak gerek

kalkıp silkelemek/silkelenmek

silkelemeden önce kendimi

biraz ortalığı derledim topladım

sonra yıldızları yaktım

sönmüşleri çöpe attım

havayı havalandırdım

bulutları yıkayıp paklayıp

suyunu sıktım

damlalarınla demledim çayı

balkona çıktım

bacak bacak üstüne atıp

bir cigara sardım

sirkeli suya bastım

sur-a üfledim dumanını

melekleri azad edip

tüm ecinnileri çağırdım

her birinden bir renk aldım

patikaları boyadım

tüm dağları

denizleri

ovaları

ırmakları

ağaçları

siyah kırmızı – kırmızı siyah

bir tek defneleri bıraktım

bir kısmını yakıp

küllerinden taç yaptım

bir kısmını tuzlu suya basıp

Ay’ın cemaline astım

bir kısmı yanmaya devam ederken

is’ini soludum

nefesimi tutup

sesleri boğdum

bütün ağırlığımla yüklenip

kaz ayaklarını hayatımın

ecinnileri karşıma oturttum

çayımdan bir yudum

cigaramdan bir nefes alıp

yaşayan ölüleri sordum

“yaşayan ölüler sizlere

ölü olan yaşayan bizler;

-yaşayamadıklarınıza

ölümden sonra

yaşayacağınıza inanmanıza

çok gülüyoruz-” dediler

düşündüm

saçmalamaları

cigaradan mı çaydan mı

yoksa cinler mi çarptı

güldüm

“gülme çarpılırsın” dediler

sustum

düşüncelerimi saçma- ladım

kendi kendimi avucuma aldım

duru suda çalkaladım

geceyi silkeledim

tozunu aldım karanlığın

diplerden parlamaya başlarken yıldızlar

uyuştu uyuşukluğum

farkettim

halı altı yapmışım çeri çöpü

kulak ardı etmişim sesimi

balkonunu da yıkamamışım üstelik

onlar eyleşip dururken hazır

daha da uyuşmadan

kalkayım

çeri çöpü yakıp

herşeyi sirkeli suya basayım…

Ay’lin Tamakan

Anısına Sevgi ve Saygıyla – DİDEM MADAK

Güçlü bir el silkeledi beni sonra
Sanırım Tanrı’nın eliydi.
Sayamadım kaç ah döküldü dallarımdan.
Binlerce yeşil gözü olan bir zeytin ağacı gibi, 
Çok şey görmüşüm gibi, 
Ve çok şey geçmiş gibi başımdan, 
Ah…dedim sonra
Ah! 

İç ses, diye söylendim
Çocukken şöyle dua ederdim Tanrı’ya: 
Tanrım bana hiç erimeyen, 
Kırmızı bir bonbon şekeri yolla.
Eski tül perdelerden gelinlik biçerdik
Kardeşimle kendimize durmadan, 
Olmayan çayları, 
Olmayan fincanlardan içerdik.
Olmayan kapıları açardık, 
Olmayan ziller çaldığında.
Siyah papyonlu olurdu mutlaka
Resim defterimizdeki damat.
Yedi günde yarattığımız dünya
Mutlu olurduk pastel koksa.

Ve şimdi şöyle dua ediyorum Tanrı’ya: 
Olanlar oldu tanrım
Bütün bu olanların ağırlığından beni kolla!

Didem Madak

Gel-git’lerimi gömerken, gömdüm gözlerini…

Ay,

bir yüzü aydınlık

bir yüzü karasında gecenin

“her şeye varım” diyor yakomazlar

Ay’ın şavkı vurduğunda kaçışırlarken

kıyısından toplarken gülüşlerini

uzanıyorum

usanıyorum

uslanıyorum

gel-git çekiminde

kum çiçekleri

kum çökmesi

sağarken geceyi

zerk ederken zehrini sesi

deniz kabukları uyanıyor

avuçlarımdan sızıp

kıvrımlarında dua ediyorlar

maviye çalarken kanım

öpüşüyor zambaklar

inişli çıkışlı gel-git ayazında

günbatımının doğumunda

bir doğumun sancısında

boy boy açıyor zakkumlar

karanlığın kenarında

kuzey yıldızı gözlerini yumuyor

düşlere yol verirken

parmak uçlarına basarak

yol alıyor duygularım

ayak seslerini duyuyorum ormanın

çığlıklarını ağaçların

haykırışlarını yarasaların

derin bir nefesle

bir tinerci titizliğinde

içime çekiyorum havasını

bir kayın ağacının kuytusunda

önce içimdeki sesin kafasına sıkıyor

sonra gülüşlerini ardından gözlerini gömüyorum…

Ay’lin Tamakan

Mavi Ağaç

Ahh!

şu ağaçlar var ya

hani mavi olanları

hani o kökleri ile

toprağı yara yara girerek içinde dağılır da

sıkı sıkı sarılır ya

toprak ta arzını bulaştırır da

onu kucaklar ya

o arz çatlaya çatlaya genişler

toprak kökleri, kökler sarar toprağı

gövdesinde çıkan dalları farkeder ya

dallarda kendisini saran çiçekleri

işte o an

ağaç dans etmeye başlar toprakla …

Ay’lin Tamakan

Bütünün hayrına…

Dalgalara bak!

Kıyı ne kadar şikayet ederse etsin

çarpmaya devam ederler.

Çarpmaktan korkma!

Seni senden daha iyi bilen,

sana senden daha çok inanan

bir başka kimse yok şu kainatta.

Gün ortasında sana göz kırpabiliyorsam

güneşime yaklaşabilğimden

Yüzünü güneşine dön ve…. Ay’ın tadını çıkar..!

Ay’lin Tamakan

Tutsak II

dağlarımda işveli cilveli

asi ama arzulu

deli ama dolu bir rüzgar esiyor

durgun bir deniz gibi bedenim

dudaklarının dalgalarına teslim

kalbimdeki aşkı emerken göğsümden

dilinin çağrılarına direndikçe

üşüyen mum gibi erir

yanar durur dehlizlerim

ısındıkça dilin

kavruldukça sessizliğim

iç çekişim değişir

nefesin ılık ılık çarparken

secde eder gün geceye

kaybolur mahremi sevişmelerimizin…

bulutu sağarım

yüreğim alevlendikçe yüreğine

tenim susadıkça tenine

çölden hallice geçitlerimde

ilerledikçe derine

derin bir sessizlik çöker

içimde büyüdükçe

çözülür dili arzularımın

dalgalanır sular

dağılır dumanlar

dilimin ucunda tuttuğum nefesin

sırtüstü uzanır toprak gibi

savruldukça kuytularımda kökleri

yarılır gökyüzüm ismini haykırmaktan

tenimin rengine çalar göğ

tırmanırken zaman

bir-üç üç-beş nöbetinde

harlanır Ay’ın ateşi

köz oldukça yangınımız

tutuşur da tutuşur tutkular

kaybolur mahremi sessizliğin….

Ay’lin Tamakan