YAMA’lı SEVDAM

Bir terzi misali, yüreğinle yamalıyorum yüreğimi

Ya da yüreğini yüreğimle…

Yüreğimi yamalar mısın sen de Sevgili’m?

Bakma sen yama dediğime oya gibi işliyorum ince ince

Gönlümün süveydasına sakladığım ipekle…

Belli belirsiz bir sevdaya dikiş tutturmaya çalışıyoruz biliyorum

Tamamlanıyoruz farkında olmadan ya da tüm farkındalıklarımızla eksiliyoruz.

Bütün eksiklere inat yürek yüreğe dikiş tutturuyorum

Acının faydası olmayan sevdamla…

Nasıl oluyor mu Sevgili’m?

El emeğin, göz nurun

Aylin Tamakan

Dokunabilir misin?

Dokunabilir misin rüzgara ya yanardağın harına?

Dokunmadan attım kendimi ateşine…

Ya arının kovanına kendi özünü zerk edişini bilir misin?

Sen de bildim…

Ya dilimin kemiğinin bir türlü kaynanamasını?

Acıtıyor söyleyemediklerim…

Ya gözlerini gönlüme nasıl siper ettiğimi anlatabilir miyim?

Anlatmadan anlayanımsın ki…

Bulutların öksürmesini bilir misin Sevgili’m?

İşte öyle yanıyor ciğerlerim…

Gölgesi uzar mı kısaldıkça ömrümün?

Göğsünde kalsam böylece….

Dokunabilir misin rüzgara ya yanardağın harına?

Benim dokunduğum gibi…

El emeğin, göz nurun

Aylin

Anısına Sevgi ve Saygıyla / Füruğ Ferruhzad

En sevdiğim kadın şairlerden ilki Füruğ’nun anısına tüm sevgim ve hayranlığımla…

Yeniden merhaba diyeceğim güneşe
Gövdemde akan nehirlere
Bulutlar gibi uzayıp giden düşünceme
Benimle birlikte kuru mevsimlerden gecen
Bahçemdeki ağaçların hüzünlü büyümesine
Gecenin kokusunu hediye eden kargalara
Yaşlılık biçimim olan ve aynada yaşayan anneme
Tekrarlanan şehvetimle döllenen yeryüzüne
Yeniden merhaba diyeceğim
Geliyorum, geliyorum, geliyorum,
Saçlarımla: Yeraltı kokularının devamı
Gözlerimle: Karanlık tecrübesiyle
Duvarların ötesinden kopardım dallarımla,
Geliyorum, geliyorum, geliyorum,
Ve aşkla dolu avluda bekleyen kıza
Yeniden merhaba diyeceğim.

Füruğ Ferruhzad (29 Aralık 1934 – 13 Şubat 1967)

Anısına Sevgi ve Saygıyla / Sylvia Plath

KARA AĞAÇ

Tanıyorum dibi, diyor. Büyük ana köklerimle tanıyorum onu: 
Korktuğun şeydir bu. 
Ben korkmam: bulundum orada. 

Deniz midir bende duyduğun, 
Onun hoşnutsuzlukları mı? 
Yoksa çılgınlığın olan hiçbir şeyin sesi mi? 

Aşk bir gölgedir. 
Nasıl da uzanır ve ağlarsın ardından 
Dinle: bunlar onun toynak sesleri: çekip gitti, bir at gibi. 

Bütün gece dörtnala gideceğim böylece, coşkunca, 
Başın bir taş, yastığın küçük bir çimenlik olana dek, 
Yankılanarak, yankılanarak. 

Yoksa zehirlerin sesini mi getirmeliyim sana? 
Şimdi yağmurdur bu, bu büyük sukût. 
Ve budur onun meyvesi: kalay-beyazı, arsenik gibi. 

Günbatımlarının gaddarlığından eza çektim. 
Kavruldum köke dek 
Kızıl liflerim yandı ve dayandı, tellerden oluşan elim. 

Sopalar gibi uçuşan parçalara bölünüyorum şimdi.
Böylesi şiddetli bir rüzgâr
Hoş görmez hiçbir seyirciyi: çığlık atmalıyım.

Algos’u Öldürürken…

Ahh Sevgili-m!

Mutluluğu tanımla diyorsun, mutsuzluk şarkıları dilinde.

“Mutluluk; yanağınla dudağının arasında ki boşluğa uzanıp

gülüşlerinden akan damlalarda sırıl sıklam aşka sarılıp ıslanmaktı kalbinin kıyılarında” diyemiyorum…

Sahi Sevgili-m, öğretecek misin yüzmeyi bana?

Beynime kazıdığım suretini görmek için gözlerimi kapattım sesimi bırak nefesime gel Sevgili-m.

Çıplak göğüs uçlarımın dizlerime uyguladığı baskıyı ve acıyı hissediyorum.

Oysa ki; acımdan yaşça küçük olduğum zamanlarda

yeni doğmuş kuşlar uçmaya başladığı vakit

ya tekrar yuvalarını bulamazlarsa endişesi ile ağlardım…

Damarlarımda ki kan sessizce çırpınıyor teninin çekişlerinde

ve bütün bunlar ağır bir zamanın keskin uğultuları biliyorum.

Sessizlik gözbebeklerinin harelerini karaya çalarken

sana dair tutkum; beynimin içinde ki dipsiz kuyularda hendekler kazıyor ve sen Algos!

Aslında gecenin de bilmediği bir şey var

kendini kör eden güneşin kollarında saklanıyordu kendinden.

Ve;

Ay battıkça uzaklaşıyor düşüncelerim

yıldızlarla birlikte sönüyor ruhum ve

uykunun en tatlı zamanı kızıla çalan maviye uzanıyorum

sen parmaklarını gökyüzüne batırıp, saçlarımı usulca maviye boyarken…

Nereye savrulacağı belli olmayan bir yaprak gibi

amansız ve arsızca rüzgarın peşinde sürüklenirken;

kanserli bir hücre gibi her gün çoğalıp

tüm ruhumu sararken benliğin

dev bir yara olacağını göremedim Algos.

Bir akarsuyun üzerindeki puzzle parçaları gibi

sürüklendikçe dağılıyor, dağıldıkça toparlanıyorum girdabında…

Mavi açan gelincikler gibi

kavruldukça aşkınla savrulur mu saçlarım da

çalar mı bir gün karası maviye…?

Ne dersin boyar mısın gözlerimi gözlerinle?

Ne zaman etrafımı saran ve içimi kaplayan o soğuk boşluktan kaçmaya kalksam gölgene çarpıyorum.

Çelimsiz bir aşkın bel kemiği olmaya çalıştım

sensizliği dahi paylaşamazken ben

sen payda olmayı seçtin Aşkım.

Filizlenmez bazen gökyüzüne ektiğin tohumlar

avuçlarında kalır iradesi kelepçelenmiş duyguların

ve ben

kanata kanata verdiğin o son buse ile

kalın puntolarla işledim yıldızları gökyüzüne

gidişin öyle soğuk ve karanlıktı ki…

Şimdi bir kuş kafesine gömüyorum adını

bilseydim parmak uçlarımda yaklaşır

bir kedi gibi sırnaşır girerdim ruhuna…

Aylin Tamakan

20 Aralık 2019

Anısına Sevgi ve Saygıyla / Neyzen Tevfik

Sevda vadisine düştüm
Gamlıyam şahım Ali
Kimsesiz kaldım karanlık
Gün be gümrahım Ali
Doğmuyor mihr-i ümidim
Çıkmıyor mahım Ali
Gelmiyor mu kulağına
Ahlı eyvahım Ali
Merhamet et herşeye agahım Ali
Var mı senden başka söyle irticagahım Ali
Bir günahkar insanım ben
Yok yüzüm peygambere
İstemem bir türlü gitmek
Böyle huzur mahşere
Tesadüf eylerim derken
Belki bir gün rehbere
düşmüşem elsiz ayaksız
Bak aslan-ı haybere
Çıkmıyor bir an ciğerden
Geldi sevda hançeri
Hakkın aşkına esir ol
Duğum günlerden beri
Zikreylerim ismini ben
Gal-u beladan beri
O kadar yandım yakıldım
Unuttum her yeri

Neyzen Tevfik