Mevsim…

Masmavi gökyüzünden şakıyordu önce güneş,

gürül gürül akmaya başlıyordu bulutlar

mevsim dönerken zemheriye.

Kışına yelken açıyorum zemherisinde gözlerinin,

kar gibi yağdığın kapattığın yolların

siyah beyaz renklerinde kayboluyorum

kar tanelerinin hesabını yapıyorum

yanılgılarım eriyor gözlerimin içinde

mevsimlere de inanmıyorum bak şimdi

erimedikçe tanelerin tenimde.

Yaza aralanıyor birden mevsim

kıyıda bekleyen umudun sıcağı esiyor

usulca uzatıyorum başımı,

kokun çarpıyor yüzüme

patika bir yolun başında

avuçlarımda çoğalıyor yoncalar

ete kemiğe bürünen düşlerimde dörtlüyorum,

mihenk taşları ile döşenmiş

mevsimsiz mevsimlerimin

yanan dağlarında buz tutmuş ağaçlarına

çarpıp duruyor düşüncelerim.

Bir bülbül sessizliğinde

ateş ve su

sen ve ben gibi

mevsimler kovalıyor birbirini…

Gülümsüyorum kayan bir yıldız gölgesinde

kanatları kendine ağır gelen kuşlar gibi

duruluyorum birden sesinin tellerinde.

Aklımın ücra köşelerine saklanıyorsun yine

ayak seslerini soluyorum

kararmaya yüz tutmuş perdelerin ardından

güneş açıyor gözlerimde

mevsimden mevsime koşuyorum…

A.Tamakan

GİRDAP…

Aklım pek bir uyuşuk bu ara

kalbim desen keza ona uygun.

Bir labirentin başında

iki yol var

ikisi de bildik tanıdık

içinden ırmaklar geçen iki girdap

birinde şıra

birinde şarap

etrafımda yukarıya doğru uçuşan sarmaşıklar

tutunsam uçacakmışım gibi

girdaptan çıkacakmışım gibi…

A.Tamakan

SİYAH…

Koyu koyu şiirlerim var

siyah siyah kokan

bana dair

sana dair

öldürmeyen acılara dair

akşamdan geceye süzülen yılan

iğnesi çürük akrep kadar siyah

Koyu koyu duygularım var mesela

siyah siyah yanan

gürül gürül

soluk soluğa

ispiyonlamak için fingirdeyen kelimelerim

fişlediğim cümlerlerim kadar siyah,

simsiyah arzularım var sana dair…

A.Tamakan

Davete icabet…

Kenara kaysan

sıkışır mıyım yanına biraz?

Saçların? Saçların ya dolanırsa aklıma?

O zaman dolar mısın kollarını da boynuma?

Kollarının sıcağı rüzgar gibi eserde aklımda

dalgalanır dağılır mı saçların?

Gözlerinin ateşi kıvılcım olmuşsa yüreğime,

değmesede tenin tenime sarılır sarar mısın yine?

Şiire mi tutsağız yoksa şiirler mi prangalı böyle?

Savurur mu kelimeler mürekkebini de varır mıyız aynı yere?

Prangalamalı belki de o vakit bedenlerimizi,

yek pare varmalı dağın yamaçlarına yek pare kavuşmalı.

Kavuşmalı sevgilim.

Kavuşmanın tadını sakladım bir ağacın gölgesine

dalları salkım salkım şiir kokan

dalına yaprağına meftun olduğum kızıl bir ağaç

ve bu kızıl ağacın yasak meyvesine talibim sevgilim.

Meyvesinin tadı vermiş rengini dallarına,

renk renk kuşlar kanat çırpıp dururlar tepesinde.

Kuşların şakımalarını da kıskanırım ama,

şayet dalında şakıyan ben değilsem.

Ağacın dallarındakiler hercai kuşlar,

biri gelir biri gider hercai bahar onlar sevgilim…

Sorarım bu baharın ardı yaz mıdır kış mıdır?

Baharda tomurcuklanmışsa bu gönlüm

yoksa yaz kapıya mı dayanmışdır?

Neden bu heyecanım?

Yolcu ettiğim hisler avdet mi oldu yüreğime?

Yaz çalacaksa kapıyı göç edermiydi

hisler yada saklanırmıydı köşe bucak?

Davet yürekten gelmişse

davete icabet etmek de farz değil midir?

Hem Ay’da icabet etmez mi geceye?

Ya yakomozlar denize?

Kozasından çıkar mı hayallerim?

Sarılabilir mi düşlerim düşlerine?

Ağıran güne mi hasretim göğsünde

yoksa senli uzun gecelere mi?

Gönlümün tellerine dökülüyor

bir bir notaların naif şehveti,

nasıl da usul usul çalıyor baharı Vivaldi’nin

usul usul öpmek istemem gibi seni.

Çiçekler açıyor telaşla her bir nota da

yaza hazırlanır gibi.

Ellerimde kalbimin buz yanığının izleri

yüreğime düşen ateş ısıtırmı ki?

Yoksa ürkek bir ceylan gibi ellerim,

ateşinin harında yanmaktan mı çekinir?

Bıraksam kendimi kollarına, dalsak deryaya

uryan kalsak suda, kurusak kendi harımızda.

Bıraksam kendimi kollarına,

kanatlarında gezdirir misin beni gönlünün ummanlarında?

Bulutlar arkadaş olurmu sevdamıza

saklambaç oynarmı bizimle bir şiirin iki mısra arasında.

Aşikar olmuşken bu kadar sevdam

saklanabilir miyim kuytularında

saklanabilir miyim gölgenin ardına?

Dehlizlerinde öpüşür müyüz, sevişir miyiz avaz avaz?

Yüreğinde sarılıp saklar mısın beni?

Kenara kaysan

sıkışır mıyım yanına biraz?

A.Tamakan

Peşim sıra…

Gece gelmek bilmedi,

güneşte gitmek.

Sis duvarları örmüş örümcekler camlara

duvarlarda zamanın gölgesi,

kovalıyor sanki peşim sıra

küçük bir çocuk gibi yapışıyor eteklerime.

Kalemi bastıra bastıra yazsam

kalır mı ki izi cümlelerimin?

Aklımın bıraktığı izleri silebilir miyim

ya da duvarların dilini kesebilir miyim?

Kağıdın altını üstüne getiriyorum

hüzünleri bir bir saçıyorum ortalığa

tepe taklak düşüyor yine kelimeler,

bardaktan boşalırcasına dökülüyor düşüncelerim

sürüler halinde koşuyor yine

cennette ki ateş dolu ırmaklarda yakıyorum.

Sindire sindire tadıyorum anılarımı, acılarımı

tadı damağıma yapışsın istiyorum

kalsın orada öylece,

bir bir sevip öpüp kokluyorum…

Gökyüzüne savuruyorum tohumları

gövdemle sarılıyorum gününe gecesine

alabildiğine geniş alabildiğine derin

kemiklerim kırılasıya…

Şimdi uzun bir yolculuğa çıkıyorum

sonun başlangıcından,

toprağa dokunup derin bir nefes alıyorum

iyice ruhuma, benliğime dolduruyorum

kızıl siyah havasını.

Kendimi bulduğum kendim olduğum

kendime koştuğum bu yerden çift başlı

ama dimdik süzülüyorum…

Ay’lin Tamakan

CANIM BABAM’a…

CANIM BABAM

Her babanın bir kız evladı mutlaka olmalı

diye diye sevdin okşadın saçlarımı,

Omzunda gezdirip götürürken parka

bir gün seninde omuzlarına binen

sadece çocuğun olsun kızım inşallah dediğinde

kikir kikir gülerdim ya

şimdi anlıyorum babam…

Her gün ama her gün okula gittiğimde,

biri gelir ve “şeker vereceğim gel” diye çağırırsa sakın gitme

diye defalarca tembihledin, büyüdüğümde tekrarlamalarına kızıp gülüp geçtim ya, şimdi anlıyorum şekerli sözlerinde insanın kalbini kaçırdığını babam…

Annem dantelli çorapları giydirirken,

sen cesareti çekip üzerime

biri seni rahatsız ederse

gelişine çak yüzünün ortasına derdin ya,

şimdi öğrendim sözlerimi yumruk yapmayı babam…

Lunaparkta çarpışan arabalara bindiğimizde

senin her zaman dikkatli olacağından şüphem yok,

ama karşıdan ne geleceğini bilemezsin

bu nedenle gözlerini hep açık tut kızım derdin ya,

duvara tosladığımda anladım babam…

Tavla oynamayı öğretirken defalarca sorardım,

defalarca anlatırdın ya zar tuttuğun gibi tutamazsın zamanı,

zar değil akıl oyunudur bu,

önce kalbine sonra aklına güveneceksin derdin ya babam,

şimdi anlıyorum zamanın zarları nasıl kovaladığını…

Ekmeğine katık bulamadığında şükrü katık et diline,

minnet eyleme ama lokmanı paylaşmaktan asla vazgeçme

derdin ya babam gözyaşlarımla verdim rakıya rengini…

Sana kötülük yapılsa da sen iyilikten şaşma ama fındık kabuğunı doldurmayan işlerle hayatını yoran insanlarıda sil gitsin hayatından derdin ya şimdi siliyorum babam…

Babam!

İlk Aşkım, dostum, sırtımı her daim yasladığım dağım, rakı arkadaşım, dert ortağım, sırdaşım, yol gösterenim, hayatı öğretenim, bugün böyle dimdik durabilmemi sağlayanım,

deniz gözlü derya yürekli babam…

İyi ki doğdun, iyikim oldun…

Seni çok ama çok seviyorum…

Aylin Tamakan

Dibi tuttu…

Gecenin altını açtı,

perdeyi araladı

ateşi harladı

soğanı soydu

acısı gözlerine vurdu

bir duble rakı koydu

ikinci dubleyi

pembeleşene kadar kavurdu

kalbinin ağırlığı

sütyeninden taştı

pencereyi açtı

dimağındakileri süzgece attı

kavruldukça küçüldü kurudu

suyunu kattı

tadına baktı

kapağını kapattı

sigarasını kısığa aldı

bir duble de geceye koydu

gün ağırdıkça

kalbi dikiş

tencerenin dibi tutmuştu…

A.Tamakan

KAN’ım Kanıyor…

Gökyüzüm alevler içinde

ne yanıyor ne sönüyor

ne ağlıyor ne gülüyor

omzuma oturmuş güneş

ayaklarını sallıyor,

yağmur okşuyor ince ince

küçük bir çocuğu teselli edercesine,

kırgınım diyorum kırgınım sana gökyüzü

sen de mi küssün bana

toprağa gömüyorsun maviliğini böyle.

Toprağı kazıyorum delice

kan fışkırıyor köklerinden

dokunamadığım irinleri patlıyor

tırnaklarıma sıkıştırdığım düşlerimin,

kazdıkça kanıyor gönlümün gözenekleri

açılıyor kör kapılar

sızlıyor söylendikçe

Lana’ya doğru karışıyor

gökyüzüm simsiyah…

Siyahın kızıla dönen beyazında

iki mevsim arası

yine bir heybe bindirmişim üzerime

Ay’ın doğmasını bekliyorum

yıldızlar “sen delisin” diyor bana

hunharca gülüyorlar,

bulutları savuruyorum ardıma

ruhum ayazda,

bugün ben ıslatacağım şehrimi

ben yıkayacağım taşı, toprağı

kokusuna ben sarılacağım…

Göğe bırakıyorum ruhumu

başımı gökkuşağının kırmızısına

heybetine vurgun olduğum dağlarımın siyahına

bedenimi ağaçların gövdesine yaslıyorum

gönlümde ki bir kaç kuşu ekiyorum semaya

onlar filizlendikçe

gözyaşları üzerime düşecek bulutların,

değdikçe gökyüzüme

gökkuşağım gülümseyecek

ağaçların kokusunu, kuşların kahkahalarını duyacağım biliyorum…

Üç kelime bırakıyorum şimdi göğe,

ve bir gün düşeceğim bu toprağa biliyorum…

A.Tamakan