Davete icabet…

Kenara kaysan

sıkışır mıyım yanına biraz?

Saçların? Saçların ya dolanırsa aklıma?

O zaman dolar mısın kollarını da boynuma?

Kollarının sıcağı rüzgar gibi eserde aklımda

dalgalanır dağılır mı saçların?

Gözlerinin ateşi kıvılcım olmuşsa yüreğime,

değmesede tenin tenime sarılır sarar mısın yine?

Şiire mi tutsağız yoksa şiirler mi prangalı böyle?

Savurur mu kelimeler mürekkebini de varır mıyız aynı yere?

Prangalamalı belki de o vakit bedenlerimizi,

yek pare varmalı dağın yamaçlarına yek pare kavuşmalı.

Kavuşmalı sevgilim.

Kavuşmanın tadını sakladım bir ağacın gölgesine

dalları salkım salkım şiir kokan

dalına yaprağına meftun olduğum kızıl bir ağaç

ve bu kızıl ağacın yasak meyvesine talibim sevgilim.

Meyvesinin tadı vermiş rengini dallarına,

renk renk kuşlar kanat çırpıp dururlar tepesinde.

Kuşların şakımalarını da kıskanırım ama,

şayet dalında şakıyan ben değilsem.

Ağacın dallarındakiler hercai kuşlar,

biri gelir biri gider hercai bahar onlar sevgilim…

Sorarım bu baharın ardı yaz mıdır kış mıdır?

Baharda tomurcuklanmışsa bu gönlüm

yoksa yaz kapıya mı dayanmışdır?

Neden bu heyecanım?

Yolcu ettiğim hisler avdet mi oldu yüreğime?

Yaz çalacaksa kapıyı göç edermiydi

hisler yada saklanırmıydı köşe bucak?

Davet yürekten gelmişse

davete icabet etmek de farz değil midir?

Hem Ay’da icabet etmez mi geceye?

Ya yakomozlar denize?

Kozasından çıkar mı hayallerim?

Sarılabilir mi düşlerim düşlerine?

Ağıran güne mi hasretim göğsünde

yoksa senli uzun gecelere mi?

Gönlümün tellerine dökülüyor

bir bir notaların naif şehveti,

nasıl da usul usul çalıyor baharı Vivaldi’nin

usul usul öpmek istemem gibi seni.

Çiçekler açıyor telaşla her bir nota da

yaza hazırlanır gibi.

Ellerimde kalbimin buz yanığının izleri

yüreğime düşen ateş ısıtırmı ki?

Yoksa ürkek bir ceylan gibi ellerim,

ateşinin harında yanmaktan mı çekinir?

Bıraksam kendimi kollarına, dalsak deryaya

uryan kalsak suda, kurusak kendi harımızda.

Bıraksam kendimi kollarına,

kanatlarında gezdirir misin beni gönlünün ummanlarında?

Bulutlar arkadaş olurmu sevdamıza

saklambaç oynarmı bizimle bir şiirin iki mısra arasında.

Aşikar olmuşken bu kadar sevdam

saklanabilir miyim kuytularında

saklanabilir miyim gölgenin ardına?

Dehlizlerinde öpüşür müyüz, sevişir miyiz avaz avaz?

Yüreğinde sarılıp saklar mısın beni?

Kenara kaysan

sıkışır mıyım yanına biraz?

A.Tamakan

Peşim sıra…

Gece gelmek bilmedi,

güneşte gitmek.

Sis duvarları örmüş örümcekler camlara

duvarlarda zamanın gölgesi,

kovalıyor sanki peşim sıra

küçük bir çocuk gibi yapışıyor eteklerime.

Kalemi bastıra bastıra yazsam

kalır mı ki izi cümlelerimin?

Aklımın bıraktığı izleri silebilir miyim

ya da duvarların dilini kesebilir miyim?

Kağıdın altını üstüne getiriyorum

hüzünleri bir bir saçıyorum ortalığa

tepe taklak düşüyor yine kelimeler,

bardaktan boşalırcasına dökülüyor düşüncelerim

sürüler halinde koşuyor yine

cennette ki ateş dolu ırmaklarda yakıyorum.

Sindire sindire tadıyorum anılarımı, acılarımı

tadı damağıma yapışsın istiyorum

kalsın orada öylece,

bir bir sevip öpüp kokluyorum…

Gökyüzüne savuruyorum tohumları

gövdemle sarılıyorum gününe gecesine

alabildiğine geniş alabildiğine derin

kemiklerim kırılasıya…

Şimdi uzun bir yolculuğa çıkıyorum

sonun başlangıcından,

toprağa dokunup derin bir nefes alıyorum

iyice ruhuma, benliğime dolduruyorum

kızıl siyah havasını.

Kendimi bulduğum kendim olduğum

kendime koştuğum bu yerden çift başlı

ama dimdik süzülüyorum…

A.Tamakan

CANIM BABAM’a…

CANIM BABAM

Her babanın bir kız evladı mutlaka olmalı

diye diye sevdin okşadın saçlarımı,

Omzunda gezdirip götürürken parka

bir gün seninde omuzlarına binen

sadece çocuğun olsun kızım inşallah dediğinde

kikir kikir gülerdim ya

şimdi anlıyorum babam…

Her gün ama her gün okula gittiğimde,

biri gelir ve “şeker vereceğim gel” diye çağırırsa sakın gitme

diye defalarca tembihledin, büyüdüğümde tekrarlamalarına kızıp gülüp geçtim ya, şimdi anlıyorum şekerli sözlerinde insanın kalbini kaçırdığını babam…

Annem dantelli çorapları giydirirken,

sen cesareti çekip üzerime

biri seni rahatsız ederse

gelişine çak yüzünün ortasına derdin ya,

şimdi öğrendim sözlerimi yumruk yapmayı babam…

Lunaparkta çarpışan arabalara bindiğimizde

senin her zaman dikkatli olacağından şüphem yok,

ama karşıdan ne geleceğini bilemezsin

bu nedenle gözlerini hep açık tut kızım derdin ya,

duvara tosladığımda anladım babam…

Tavla oynamayı öğretirken defalarca sorardım,

defalarca anlatırdın ya zar tuttuğun gibi tutamazsın zamanı,

zar değil akıl oyunudur bu,

önce kalbine sonra aklına güveneceksin derdin ya babam,

şimdi anlıyorum zamanın zarları nasıl kovaladığını…

Ekmeğine katık bulamadığında şükrü katık et diline,

minnet eyleme ama lokmanı paylaşmaktan asla vazgeçme

derdin ya babam gözyaşlarımla verdim rakıya rengini…

Sana kötülük yapılsa da sen iyilikten şaşma ama fındık kabuğunı doldurmayan işlerle hayatını yoran insanlarıda sil gitsin hayatından derdin ya şimdi siliyorum babam…

Babam!

İlk Aşkım, dostum, sırtımı her daim yasladığım dağım, rakı arkadaşım, dert ortağım, sırdaşım, yol gösterenim, hayatı öğretenim, bugün böyle dimdik durabilmemi sağlayanım,

deniz gözlü derya yürekli babam…

İyi ki doğdun, iyikim oldun…

Seni çok ama çok seviyorum…

Aylin Tamakan

Dibi tuttu…

Gecenin altını açtı,

perdeyi araladı

ateşi harladı

soğanı soydu

acısı gözlerine vurdu

bir duble rakı koydu

ikinci dubleyi

pembeleşene kadar kavurdu

kalbinin ağırlığı

sütyeninden taştı

pencereyi açtı

dimağındakileri süzgece attı

kavruldukça küçüldü kurudu

suyunu kattı

tadına baktı

kapağını kapattı

sigarasını kısığa aldı

bir duble de geceye koydu

gün ağırdıkça

kalbi dikiş

tencerenin dibi tutmuştu…

A.Tamakan

KAN’ım Kanıyor…

Gökyüzüm alevler içinde

ne yanıyor ne sönüyor

ne ağlıyor ne gülüyor

omzuma oturmuş güneş

ayaklarını sallıyor,

yağmur okşuyor ince ince

küçük bir çocuğu teselli edercesine,

kırgınım diyorum kırgınım sana gökyüzü

sen de mi küssün bana

toprağa gömüyorsun maviliğini böyle.

Toprağı kazıyorum delice

kan fışkırıyor köklerinden

dokunamadığım irinleri patlıyor

tırnaklarıma sıkıştırdığım düşlerimin,

kazdıkça kanıyor gönlümün gözenekleri

açılıyor kör kapılar

sızlıyor söylendikçe

Lana’ya doğru karışıyor

gökyüzüm simsiyah…

Siyahın kızıla dönen beyazında

iki mevsim arası

yine bir heybe bindirmişim üzerime

Ay’ın doğmasını bekliyorum

yıldızlar “sen delisin” diyor bana

hunharca gülüyorlar,

bulutları savuruyorum ardıma

ruhum ayazda,

bugün ben ıslatacağım şehrimi

ben yıkayacağım taşı, toprağı

kokusuna ben sarılacağım…

Göğe bırakıyorum ruhumu

başımı gökkuşağının kırmızısına

heybetine vurgun olduğum dağlarımın siyahına

bedenimi ağaçların gövdesine yaslıyorum

gönlümde ki bir kaç kuşu ekiyorum semaya

onlar filizlendikçe

gözyaşları üzerime düşecek bulutların,

değdikçe gökyüzüme

gökkuşağım gülümseyecek

ağaçların kokusunu, kuşların kahkahalarını duyacağım biliyorum…

Üç kelime bırakıyorum şimdi göğe,

ve bir gün düşeceğim bu toprağa biliyorum…

A.Tamakan

Bilmesinler…

Şarabı gazete kağıdına sardığım gibi

saklıyorum seni,

Bilmesinler istiyorum nasıl seviştiğimizi

dudaklarımı nasıl kemirdiğini

kırıntılarınla nefeslendiğimi,

dilinin boynumun köprüsünden geçip

göğüslerimde kulaç atışlarını

dudakların kasıklarıma seslenirken

kirpiklerinin göbeğimi öpüşlerini

bedenimin dalgalanıp durduğunu

bilmesinler istiyorum…..

Saçlarımdan dökülen çiy tanelerinin

isli kandil ışığını titretişini

tavandaki çatlaktan sızan çığlıkların

göçmen kuşları kaçırışını,

yağmura meydan okuyan yoncaların

damlalarını dudaklarımla topladığımı

bilmesinler istiyorum….

Dudaklarım dudaklarında çatlarken

kalbimin bedenimden taştığını

uçurumun ucundan nasıl kanatlandığımı

anadan üryan gecede

bedenlerimizi kat kat giydirdiğimizi

bilmesinler istiyorum nasıl seviştiğimizi.

Şarabı gazete kağıdına sardığım gibi

sarıyorum seni…

A.Tamakan

AŞK;…

Aşk;

kimi vakit ağaç gölgesinde

kimi vakit de gölgenin peşinde,

kelebeğin ömründe,

baykuşun bağrında,

bulutun kınında,

uçurumun sesinde,

alevlerin içinde,

avuç çizglerinde,

okyanusların dibinde,

buz yanığında,

sessizliğin tadında,

siyah ışıkta,

paslı yarada,

kadehin buharında

dudaktaki mızrakta,

kan kokusunda,

yetim umutlarda.

Aşk;

sonsuzluğun tozlu çıkmazlarında…

A.Tamakan

MESELA…

Mesela;

sebepsiz öpüşsek

şarabı şişeden içsek

sigarayı filtresiz,

mum ışığında kahkahalar atsak

üflerken  dumanı sövsek alayına

geceye başkaldırsak

sabah ezanında sevişsek.

Koklaşa koklaşa konuşsak mesela,

nefeslerimiz dokunsa birbirine

sevişe sevişe uyusak yada uyumasak

güneş ışıkları düşse tenimize

ruhumuz terk etse bedenimizi

çırılçıplak kalsak ışık olsak sadece

öylece kaybolup gitsek gökyüzünde…

A.Tamakan

Ruhları boşalmış insanlar…

Hali hazırda

Harika hüzünler sahibiyim

harika anılar içinde kavrulan

işte buradayım, bir sürü insan etrafımda

kapılar kapandığında hayaletleri doluyor odama.

Hiç bir şeye ihtiyacım yok herşey yerli yerinde

yalan dolan, riya, samimiyetsizlik.

Bu nedenle aklımı bir kenara bıraktım

kalbimi buzdolabının üstüne kaldırdım

şimdi ses yok ortalık sakin

mum ışığı gibi dalgalanıyor

sigaramdan çıkan dumanlar…

Harika hüzünler sahibiyim

harika yalanlar içinde savrulan

işte buradayım, bir sürü tatlı güzel söz etrafımda

şiir tadında edebi libidolarla

adam gibi adam olduğunu

kanıtlamaya çalışan insanlar yığını.

Biri gözlerimin ne kadar güzel

olduğundan bahsediyor,

biri gülüşümü anlatıyor,

biri yaşımı başımı hesaplıyor,

biri götünü kaldırmışlar senin derken

bir diğeri neden bu kadar uzaksın diyor

her iki kelimeden sonrası tek bir kelime ile bitiyor.

Kışın sinsi sinsi gülümseyen güneş

gibi çok soğuk sıcaklıkları,

sevmenin sıcaklığından bi haber her biri.

“Ruhları boşalmış insanlar, içime boşalmak istiyorlar…”

A.Tamakan