DUYGU’sallandım…

Yapraklar döküldü bir bir gökyüzüne,

gövdesi sıla kokan ağaçdan,

kimselere göstermedi

çıplaklığını dallarına sakladı.

Yapraklar sığındıkça gökyüzüne

yıldızlar sakladı yaprakları.

Ar’sızdı yapraklar, ar’sızlığımdan

ne bir eksik ne bir fazla…

Gün geceye soyundu,

gece yapraklara, ben sana…

Aşk’ın bir atlas gibi ellerimde,

mayın tarlalarında yürüdüm çıplak ayak,

çöllerde yağmur oldum çiçek açtım,

bir yelkenlinin üzerinde göklere açıldım,

çarpa çarpa bulutların arasında

dumanı üstünde tüten güneşe ellerimi uzattım.

Saçlarıma taktığın günebakanların peşi sıra

döndükçe dalgalandım,

dalgalandıkça duygu’sallandım…

Duygu’sallandıkça sarıldım,

sarmaladım içimde ki seni…

İçimde ki her şey sus pus oldu,

sustukça konuştu…

Sustum.

Duygu’sallandım…

A.Tamakan

TAN Yağmurları..

Gecenin el değmemiş

bakire saatlerinde,

mahremiyetin sere serpe uzandığı

pencereleri kararmış bir şehrin

kuytusunda,

fırtına öncesi

kan ter içinde kalmış bir sessizlik…

Yağmur damlaları

kurşun gibi vuruyor cam’a

gökkubbe kahkaha attıkça,

yaklaşıyor bulutlar…

Ay belli belirsiz düşmüş tenine

yıldızlar saçlarına saklanmış,

dudağında düş’lerden kalma izler,

gülümsüyorlar yastık altından…

Cam’a vurdukça damlalar

çarpışıyor kemikler,

çarpıştıkça açılıyor karası

denizin mavisine çalıyor iliklerin rengi.

Et’in kemiğe tutunup kalması gibi

tutuşup kalıyor bedenler.

Ter’in dağılıyor vücuduma,

parmaklarımdan süzülüyor,

çölün ilk yağmurlara kavuşması

bir kuşun ilk kanat çırpışları gibi

şahlanıyor yüreğim bedenimle yarışır gibi

toprağın derinliklerinde filizlenmeyi bekleyen

tohumlara değin dağılıyor,

süzülüyor…

Yağmur damlaları

kurşun gibi vuruyor cam’a

gökkubbe kahkaha attıkça,

yaklaşıyor bulutlar…

Gülüşlerini topluyorum

yastık aralarından,

siyahi bir yalnızlık süzülüyor

düşlerin sarhoş kadehlerinde,

genzi yakan acı bir boşlukta,

kat kat örtüyorum geceyi üzerime,

gün yüzü görmemiş düş’ler peydahlıyorum

yaprağın üzerinde ki bir çiy tanesinde.

İçerde sıkışıp kalmış bir irin gibi

acıtıyor, zonklatıyor dilimin ucunda

sıkışıp kalan düşlerim…

Tan ağarmak üzere,

akşamla sabah arası

kan ter içinde kalmış tuhaf bir gece…

A.Tamakan

HAYALET…

Hiç bir şey’sin.

Sen sensin sadece

Bazen bir kelebek

Bazen bir böcek

Bazen bir ışık

Bazen karanlık

Bazen hayal

Bazen gerçek

Bazen rüya

Bazen hülya

Bazen ses

Bazen nefes

Bazen ben

Ama tatlı bir “hayalet”…

“Ben neyim ki?” dedi.

Hiç bir şey’in içindeki her şey’ di…

A.Tamakan

GURBET…

Gurbet nedir bilir misin?

Ayrılıkların yakanı bırakmadığı,

içinin dolup dolup taştığı

zamanın boğazını sıktığı an’larda

her bir ağaca tek tek sarılmak,

sevdiklerinin adını fısıldamak,

içinde kor kor yanan ateşe tutunup

haykırışlarınla dağları titretip,

gözyaşlarınla nehirleri yakmaktır…

Gurbet nedir bilir misin?

Sabahı, öğleni akşamı

odun yapıp geceyi harlamak,

bacasında tüten dumanı solumak,

hasretin göz kapaklarına çöktüğü an’larda

sevdiklerini gözlerinde saklamak,

yaralarını kendi kendine dağlayıp,

geceye bekçi yaptığın gözyaşlarını

gök kubeye dua yapmaktır…

Gurbet nedir bilir misin?

Zaman zaman nefes almak için

çıktığın Avlu’sun da

küçük bir çocuk gibi,

senelerin senden kopardıklarını vermesi için

yüzünü güneşe dönüp meddet ummaktır…

Hani güneş gözüne gözüne vurur da,

kısılır ya gözlerin,

işte o zaman bile

gözünü açık tutmaya çalışmaktır…

Gurbet nedir bilir misin?

Koca koca dağlara nispet yapar gibi

güçlü olmak,

ağaçlar gibi dik durmak,

nehirler gibi çağlamaya çalışmaktır…

Gurbet nedir bilir misin?

Vuslatı mahşere kalmış gibi hissetmek,

mahşer de vuslatı yaşamak gibidir…

A. Tamakan

ARNAVUT KARTAL’ı…

Ad’ ım Ay’lin,

ad’ımın hakkını verir,

ışıl ışıl parlar, parlatırım

aydınlatırım,

yüreğimi, sevgimi, sevenlerimi,

değer verdiklerimi, değer verenleri…

Amma velakin;

her ne kadar seyri hoş görünse de

yeri geldiğinde

Arnavut Kartalı gibi

kanatır pençeleri…

Arnavut Aylin,

Balkanlar gibi neşeli,

Meriç nehri kadar asi,

kalbi olabildiğince merhametli,

yüreği mert, yumruğu sert,

inadı başa derttir…

Yoktur sabrı; zorla

seyr-i sefa sürmek isteyenlere

“kendi göklerinde” …

Her ne kadar seyri hoş görünse de

yeri geldiğinde

Arnavut Kartalı gibi

kanatır pençeleri…

A.Tamakan

Taa O’ARADA’sın…

İşte yine taa buramdasın

şah damarıma yakın

yanağımın kenarında bir yerlerde,

gözümü terketmiş tek kirpiğimin üzerinde.

Göğsümün küçücük genişliğinde,

notaların es vermeden sustuğu

dakikada binlerce kez çağladığı

kan pıhtılarının nehirlerinde.

İşte yine taa buramdasın,

nefesimi tuttuğum, yuttuğum yerde…

A.Tamakan

YALNIZLIK…

Gün gelir

Yalnızlık, yalnızlığına çekilir,

gece’ nin ayazı ısınır,

Ay buharlaşır,

yıldızlar yağmura karışır.

Güneşin gölgesi,

gökyüzünün gecesi solar

aydınlanır sütün karası.

Sessizliği öldüren sesler

dağılır, çatlar notaları

tüm şehir yankılanır…

An durur,

an’lar kaybolur,

yaşamın bittiği

yeniden başladığı ahir’de,

gün gelir

yalnızlık, yalnızlığında son bulur…

A.Tamakan

AD’ını koyamadım…

Ad’ın adımla buluştu,

gecenin kuytusunda

saklanan ve saklanmayan

hürriyetlerimiz,

kimseler görmedi,

gölgelerimiz dahi gizlendi.

hayaletlerin içinde ki

kızıl siyah kelimelerle

oynaşıp

harflerin arasında sakladık

hürriyetleri, günahları.

rengarenk boyadık her birini,

her biri

yere göğe, taşa toprağa bulandı.

ateş olduk,

dev dağları, küçük tepeleri,

denizleri çağlayanları yaktık

adım adım, köşe bucak.

su olduk,

ağaçları, yoncaları, kelebekleri

öptük kokladık yudum yudum,

girilmeyen hudut bırakmadık…

gökyüzünde kaybolduk

kara büyüsünde seviştik

parçalı umutlu,

sağanak doyumsuz,

mütemadiyen mutlu…

Ad’ın adımla buluştu,

cümlelerin içinde ki

kızıl siyah kelimelerle,

uzandın tenime, hissettim

yanımda uyudun,

nefessiz nefesini çektim

içime sığmadı, dışıma taştı…

Ad’ın adıma bulaştı…

A.Tamakan

KIZIL ORMAN…

Bazen yağmurun peşine takılıp

ormanın derinliklerine doğru

geldiğimi fark etmiyorum.

Kuytularında hep

kaybolduğum

sessiz, kızıl bir orman.

Ağaçları hafif dalgalı,

nabzı dallarında,

dallarla gövde arasında sıkışmış.

Arsız sarmaşıklar

önce vadileri sonra dilimi sarıyor,

kökleri iliklerime dayanmış,

her bir hücremden sıkıştırıyor.

Ben yağmurun peşinde,

yağmur benim,

sessiz dokunuşlarla

yudum yudum varıyor toprağa,

Çatlakları boğulan

kayganlığı boz’a dönen toprak

damla damla emiyor kevser-i…

Yağmura dokunsan

kızılca kıvılcım kopacak damlalar saçılacak.

Toprağa dokunsan

çatısı çatlayacak, volkan olup patlayacak.

Har’ landıkça yağmurdan

bacasından çığlıklar tütüyor ormanın…

A.Tamakan