İSTİLA…

Dudakların;

istilaya gelmiş,

Hoyrat bir aslan,

Sessiz, bir yılan gibi.

Süzülüyor karanlıkta,

Yabani otlar arasından.

Üzerimde geziyor nefesin;

Ses olup, kayıyor tenimden.

Dudaklarım;

Aşk’ınla ıslanmış,

Çırılçıplak kalmış,

Kurak topraklarım.

Ne sarı; Ne yeşil,

Turuncuya kaçmış, tazeliğim.

Dokundukça dilin;

Parçalanıyor, tüm zerreciklerim.

Suyuna hasret, gelinciklerim..!

Serinliğine yamaçlarının, Şehvetine esmer teninin.

Gürül gürül akan ırmağın;

Kurak topraklarımda,

Çağlasın, tepelerimde,

Gelincikler açsın.

Taç yapraklı yoncam;

Zehir, zemberek ıslansın,

Tutuştursun;

Tüm çölümün,

Çorak topraklarını.

Tükensin nefesim;

Soluk, soluğa

Adını zikrederken,

Sesim, arş’ı uyandırsın..

Ay çekilirken geceden; Göğüsümün hale’lerinde,

Dudaklarının, kırıntıları kalsın.

Islak; ıslak sev,

Islak, ıslak öldür beni.

İstila’ sındayım;

Dudaklarının,

Haydi durma!.

Birbirlerine çarpan,

Çakıl taşları gibi,

Çarpışsın bedenlerimiz…

A.Tamakan

Öyle boktan…

Sen

İçine sürdükçe

Acı bir mayhoşluk bırakır ya

Dolandıkça

Çarptıkça

Girdikçe derine

Tadını alıp ilerledikçe

Bir bilnmeze gebe kalıp

Çektikçe çekersin ya içine

Kalbin sığmaz ya

İki ciğerinin arasına

Bir çıkmaz sokakta kalmış gibi

Göbek çukurundan patlar ya

Isınır ya sular

Akışkan bir yuvada

O tat ve dokunuş

Ruhun kıvamı

Islak ve sıcak bir yatak gibi

Sarar da kıpırdamak istemezsin de

Ama

Yine de;

tut ellerimi,

dudaklarımı dudaklarınla mühürle

gözlerimin içinde göstereyim

düş bahçemi demek istersin de diyemezsin ya,

Öyle boktan bir şey işte

Ay’lin Tamakan

Mevzilerim de gezerken…

Tüfeğin namlusu mevzilerimde gezerken

dört bir yandan zaptedilmiş meğer kale’m

Ben ise;

yamacın başında nöbetteyim hala

dağlar sıra sıra

raylar kıvrım kıvrım yamaçların tünellerinde

kurt gibi ulurken trenler

vukuat defterini okuyorum

oysa çırılçıplak bedenim

ruhum vagon vagon gezerken,

yabandan geçerken

sesinin diyezinde çalarken düdüğü

kalenin kapıları gıcırdıyor,

dökülüyor nektarı göğsümün

acı bir mayhoşlukla

karışıyor gönlüne

göğ gürleyerek eşlik ediyor

güneş zehrini katarken

basıyorum tetiğe

gözlerimi öldürüyorum ağır ağır,

bir kendini bilmeyenin gözlerinde

sayıklıyorum “savaşmamalı savaşmamalı”

elimde bilmem kaç yıllık tüfekle

yamacın başında nöbetteyim hala

kapanıyor gözlerim…

A.Tamakan

NERDESİN…

Sessizlik içinde bekliyor yine gökyüzü;

şafak boğmuyor Ay’ı

öldürmüyor gece güneşi,

bekliyorum ben de gecemi

elinde kıvırcık saçlı oyuncak bebeğiyle

ana kucağına kıvrılmış bir çocuk gibi…

Sofra kurulu;

biraz erken bir hayli geç

kanımı akıtmış kadehe

gözlerimi verdiğim yarasalar

üç beş de dal bırakmışlar meze niyetine,

oturuyorum baş köşesine

yudumluyorum acı tadını

dudaklarımda dünden kalan

bugünün yorgun izleriyle…

Kuru bir sancıyla ağırıyor gece;

süsünü çıkarıyor üzerinden,

avuçlarıma bırakıyor günahlarını

aşkını damıttığım üzümün tadında

despot telaşlara sarılıyorum

akıyor damla damla zaman

taşıyor kollarımdan,

kan dolduruyor ayak izlerini

volta atıyor sakladığım duygular…

Gökyüzünü yara yara geliyor bulutlar

naftalinleyip kaldırdığım baharın üzerine,

erken açan çiçekler gibi nemli kokuyorum

kor bir soğukluk düşerken

suretin geziniyor kadehimde

bağışladığın ateşinle

dağlıyorum yüreğimi…

Pervazı kemiren güvelere eşlik;

aldatıcı ritimler çalıyor kulağımda

yanlış tonda çalıyor yine duygularım

sağır ediyor sessizliğin

dipsiz kuyulardan kan fışkırıyor göğe

usanan hasretimin tınısında

kuşatıyor her yeri, ölüyor ölümsüz Tanrılar…

Şarap kızıl, gece kızıl, gönlüm kızıl

düş’ün sarhoş ediyor bu gece de

bir o yana bir bu yana

dönüp duruyor ruhum

kapanıyor gözlerim,

giyotinin ucunda kapanıyor gözlerim

son arzusunu söylerken sessizliğim

bağrım bağrıyor…

Nerdesin! Eyyy gecenin karasını tenine serpiştirdiğim nerdesin….?

A.Tamakan

Sessizliğin Fısıltısı…

Sana sessizliğin huzurunu anlatamam

ama sesini fısıldayabilirim.

Fısıldarım önce nefesimi, öperim sessizliğini

ve bu kadar yaklaşmışsam nefesine,

dilimle aralarım dudaklarını, süzülürüm içeri…

Dilim, dudaklarım fısıldardı işte o zaman

tenimin sessizliğinde seni nasıl sarmak istediğini

taa ki sessizliğin sesini bozana dek….

Aylin Tamakan

Kargamın Kanatlarında…

Sokak lambaları titriyor

martıların aptal çığlıklarından

mızrak gibi delip geçiyor

iyice kararıyor tenhaları

yankıları birbirine çarparak

kalan üç beş ağacım

gömüyor dallarını köklerinin yanına

geçiyor binaların arasından beyaz kanatlılar

gagalarında sabahtan kalma

kokuşmuş et parçaları

çığlık çığlığalar…

Kanatları beyaz, bembayaz

içleri kokuşmuş sürtük gölgeler…

Sönüyor sokak lambaları,

boğazında kemik kırıntıları ile

dişleri kaldırım taşlarının aralarına dökülmüş

köpekler uluyorlar mesken tuttukları köşe başlarında

zapt edilmiş ulumaları

can çekişiyor dişledikleri tenlerde

horozlar zamansız eşlik ediyor martılara

başları bedenlerine pamuk ipliğiyle bağlanmış

kanatları hadım edilmiş her birinin

ötüyorlar kafa tutar misali

köpekler uluyor hala

yorulmuşlar…

Nuh’un gemisinden kaçmış gibi her biri

yalın, yalnız ve yapay

kalanlar ummanlarda kürek çekiyor

buzul girdapların bir açılıp bir kapanan perdelerinde,

bir karganın kanadında kaçıyoruz göğe

kahpe dünyanın keşmekeş sokaklarından…

A.Tamakan

BİR GECE…

Gece

gecenin ortasında hüzün,

hüzünün ortasında ben

benim ortam, ortadan ikiye ayrılmış

çatırdamış

kırılmış

yarılmış

bir yarısı güne

diğer yarısı geceye varmış

sana bana hiç bir şey kalmamış…

Gece,

damıtırken karasını göğsüme,

barut kokusu sarıyor yüzümü

gözlerim de yıldız tozları uçuşuyor

saçlarım demirleniyor boğazıma

kaburgalarım çatırdamaya başlıyor

aradan yıldızlar kaçışıyor gökyüzün’e

ufuk çizgisi beliriyor gözlerinde

yosunlarla kapatıyorum gözlerimi

üryan kalıyor deniz, dalgalar çekildikçe

yükü tek başına sırtlamış bir gemi

soluklanıyor şimdi karada

öpüşürken denizyıldızları yakamozlarla

sofra kuruluyor gökyüzünde

bir parça umudun kırıntılarıyla

yıldızlar kaynıyor göğ’ün harında

bulutu üzerinde tütüyor

arzularımdan dumanlar çıkıyor

tene ter damladıkça

kaynayan yaralar kabuk bağlıyor

kokusu dağılıyor

rüzgar da nasipleniyor kendince

tenhada serseri serseri esiyor

gönlümün dalları savruluyor

bozgundan dört nala kaçışan kargalar gibi

özgürlüğe yelken açıyor gönlümün göğsü…

Gece,

gecenin ortasında düş,

düş’ün ortasında ben

benim düş’üm yekpare

bir yarısı güne

diğer yarısı geceye varmış

uçsuz bucaksız semada ruhlarımız…

A.Tamakan

BİR NEFES İSTER MİSİN?

Bir nefes, sonra bir nefes daha alır,

üflerim dumanı dudaklarının penceresinden

ama sonra geri isterim verdiğimi.

Nefesinle birlikte doldururum ciğerlerime seni

örterim dudaklarımla dudaklarını

kaçmasın nefesin diye

iyice mühürlerim dudaklarımı

nefesini saklarım göğüs kafesimde

Öp şimdi hadi…!

İman tahtamın tam ortasından

heh tam oraya sakladım

öp de mıhla oraya iyice…

Başını yasla göğsüme şimdi

Duyuyor musun?

Nefesin nasıl atıyor göğsümde?

İyice bak oraya, orası nefesini yaşattığım yer.

Sar şimdi göğsümü göğsünle,

göğsünü mesken tutayım ben de

dudakların geçitim olsun

yollarına çiçekler ekeyim en dumanlısından

kokladıkça sen

sevdam yerleşsin gül cemaline.

Sevdanla sula sen de , sula ki

büyüsün arzularım,

kokusu yayılsın gönül bahçemize

Bakma sen mevsimlere

uyma baharın cazibeli rengine

ben bahçemde kışına da razıyım,

güneşin doğacaksa zemherime

çiçeklerim rengini alacaksa sevdandan

varsın kalsın kış kıyamette

gönlün gönlüme sıkı sıkı sarılmışsa

sigaranın tadı hala dudaklarımızdaysa

varsın kış kıyamette yaşayalım…

Şimdi… Bir nefes daha ister misin?

A. Tamakan