Anısına Sevgi ce Saygıyla – Nilgün Marmara

Şimdi’nin bedeni yok,
Yontuyor geçmiş bilgisiyle
gelecek belki olur diye taşı,
taşını kokluyor
yontu dağılıyor…

Şimdi’si yitik
bundan boyuyor
boyuyor evine aldığı
ağacın üzerine tüneyip
duvarını, tavanını, geçmişi
ve geleceği ve her yanını; 
dal kırılıyor…

Şimdi’si yitik
diziyor diziyor notalarını,
göğe ışık üzerine boncuklarını,
ucuza getiriyor varlığını
sonsuzun sessizliğiyle
sonlunun gürültüsü arasında,
O bitirince kıyısında gezindiği
yol çöküyor…

Şimdi’si yitik
bundan yazıyor
yazıyor enine boyuna
içini ve dışını ve yeri
ve göğü ve suyu,
bindiği kadırga
o inince batıyor

Nilgün Marmara

Sar(m)aşık…

Sarmaşıklara tutunup göğe uzayalım mı?

Pusuya yatmış gölgeler arasından kaçıp kapı açalım çağlasına

Turuncuya çalan sessizliğinden uzaklaşıp yasemin kokularının beyazına koşalım

Sere serpe uzansın ruhlarımız sırat köprüsünde şöyle boylu boyunca

Kazan kaynadıkça gök/taşlarının harında

Taçlandıralım yoncaları da üçüne beşine bakmadan

Tek tek toplayalım çiy tanelerini dudaklarımız kurudukça

Hapsedelim sessizliği ulu göğün tüm katlarına

Zamanı da ileri alırız biraz yelkovanı akrebin üzerine

Saat altı ile dokuz arası tuzlamayı unutmayalım yıldızları da

Kapasın gözlerini gece de yumsun sıkı sıkıya

Od olalım yağmurda ayine duran bulutlara

Şeytan’ın ülkesine göç edelim ellerimizde ateş çiçekleri

Akrebin yedi boğumunda boğalım tüm sevaplarımızı

Hem cehennemde cennete olan aşkından yanıyordur belki

Yakalım cenneti de cehennemin hatrına

Irmaklarında yıkayalım ar damarı çatlamış dudaklarımızı

Haydi..! Bırakalım zahir-i devranı döndürelim devranın başını

Sesli harfleri kurtaralım günahlarından

Sessizler kendiliğinden firar eder zaten

Dilin edilgen biçiminde anısız anılar inşa edelim

Bulamayacağımız adresler olsun coğrafyasında tenlerimizin

Kayboldukça kuytular yeni bir istila başlatalım duvar aralarında

Her istilada yıkalım her bir katını kat kat

Etini kemiğime büründürürken birbirimizin göğüne saklanalım

Savaşmanın tadını fısıldayalım sarmaşıklara

Sarmaşıklara tutunup göğe uzayalım mı Aşkım?

Aylin Tamakan

Ateşböcekleri Nereye Gider Sevgili-m?…

Üşüdüm Aşkım…!

Geceyi dinle Sevgili-m

Sessizliğin sesini mi? Kahve ister misin?

Seslerin sessizliğini. Haydi! Yum gözlerini gönlüme

Sessizlikde hüzün mü hüzünde sessizlik mi yoksa?

Sessizlik! Çok sesli Sevgili-m… Duyuyor musun kahvenin kokusunu?

Bu mevsim de ateşböceklerinin ne işi var?

Yazdan kalan günleri topluyorlar…

Kokuları da saklayabilirler mı peki?

Evet, kanatlarının altında hem de uçarken izi kalsın diye

Yakmazlar mı kanatlarının altında?

Hayır, gölgelerinin olduğu her yerde yeşertirler kanatları büyük olanlar

Bu mevsim de ateşböcekleri nereye gider Aşkım?

Sahilin karasına gidip dağların ardındaki yemişlerde mesken tutarlar

Mesken tutar mı gönlün de gönlüme ateşböceklerinin kanatlarına yumsam gözlerimi?

Hala üşüyor musun?

Sessizlik! Çok sesli Sevgili-m…

Aylin Tamakan

Yer yatağı Hikayeleri 3

…*

“Söyle gözlerimin tuttuğu yıldız…”

Su kenarına yapmamız iyi oldu ama dimi

En azından Kürdistan dağları kadar illegal değil Sevgili-m

Rahat bırakırlar mı burada ağaçları ağaçların dallarında ki çocukları?

Hem çakıl taşları da sabırsız değil burada

Bol bol da ot toplar nargileye od yaparız

Yer yatağında bağbozumuna gideriz güzleri

Şafağın yırtmacında büyütürüz bağlarını üzümlerini

Ellerimi bırak eteklerimden tut Aşkım

Türkülerin dizelerinde soluklanalım…

Yoldan çıkmış rayları da tamir edelim bir ara

Ve tüm sırları sislerin ardına saklayalım

Dumanı üfledikçe göğe bulutları katkatlarız

Elimde ki eski, kara ve kekre bir makas …*

Kör hatıraları ben bilerim sen saçlarımı tara Sevgili-m

Ciğerlerime kadar uzadılar

Hadi ama …* saçlarımı tara bu gece güzel olmalıyım

Avuçlarıma düşen ciğer parçalarını da toplar mısın?

“Duyuyor musun Aylin?

Göğün kervanında oynaşıp duruyor martılar ve gece ne kadar sessiz değil mi? “

Sessizlik de mi hüzünlüyüz yoksa hüzünlüyken mi sessiz …*?

Sessizlik! Sesimizi susturacak kadar çok sesli…

Hiç sevemedim şu martıları da ayrıca!

Çünkü;

Martıların şımarıklığını sevmiyorum Aşkım

Biz Kargalar gibi serseri olalım

Gecenin rengini taşıyalım günün gündüzüne

Gün yüzünde atalım naralarımızı kıskandıralım martıları

Karga besleyelim mi Aşkım?

Bak! Yüreğimin dumanı salına salına tütüyor avuçlarından

Ama ben…

Ben…

Üşüdüm!

Hadi soğut beni!

Isırıyor gece, bıçak buz gibi ama ben elmayı dişlerim Sevgili-m

Taş duvarlar yanmaz eyerlemeden lal bedenleri

“Düşler” yaşamın giysileridir …*

Çıplak kalan ruhlarımızı kapatmak için giydirip durduk hep düşlerle

Eskiyen gövdelere yeni bedenler yapılır mı Sevgili-m?

Kuyu kazsak içinden taşsak vahiy gelir mi bize de ?

Ayin mi yapsak …*?

Bak nasılda döküm döküm olunca dil, ipek gibi kayıyor

Şeytan mı taşlasak?

Çözülüyor, çözüldükçe tuz buz oluyor saçaklar

Ben mum yakayım sen gözlerinle gönlünle giydir

bercestelerinle süsle beni

Üşüdüm!

Hadi gönlümü ört Sevgili-m!

Ört pencerelerin peçesini

Sessizliğin sis’nde sevişirken gözlerimiz

Ruhumu ört Sevgili-m!

“Düşler” yaşamın giysileridir …’m*

Ruhunla ört ruhumu!

Ellerinin ateşi tavaf etsin bedenimi

Söyledikleri kadar uzaksa şayet cennet bize

O vakit Cehennemin hakkını verelim Sevgili-m

Bu gece güzel olmalıyım saçlarımı alaturka topla Sevgili-m…

Aylin Tamakan

*Dudaklarımın ucunda takılı kalıyor AD’ın

yazamıyorum…

Yer yatağı Hikayeleri 2

II

İskarpinlerim yine sıkıyor …*

Almışsın …….’m*

Biraz küçük gibi geldi gözüme ama

Yeryatağı müsveddesi gibi bu sanki

Kalemi hemen mi alayım sonra mı yazarız

Ama bu müsveddeye bir şeyler karalamalı

Hazır kuyudan su çekmişken

Döküm döküm dağıtmalı fısıltıları

Mürekkebi de ısıtmamışsın Aşkım

Beni sevdiğini bilmesem

Isırgan otunu öpmez, arş’ına da kurulmazdım

Bizim kızlar diyor ki bu ne biçim hikaye

Yer yatağı olmadan sevişmezmişim

Döneyim mi …* ?

Kalem fütursuz olunca kelimeler de fingirdeşiyor

Fingirdeşelim mi?

Bu tamamen Kamer&Ma’nın suçu Sevgili-m

O söyledi kulağına kulağına fısıldamamı

Kılıcı kınına sokar gibi bırak kalemi kağıdın üzerine

Tam bir müsvedde bu ama

Karala karala! Doldur her bir köşesini baştan aşağıya

Evet evet daha çok!

Ee ısıtmazsan mürekkebi bastıra bastıra karalamalı şimdi tabi

Görüyor musun …*?

İntihar ediyor sokak lambaları

Bak göğün feri de gitti

Ahh! Söyledim ama ben sana kısma ışığın altını bu kadar

Harlı ateşte pişer Dolunay

Buzluktan çıkarıp çözdürdün mü şarabı?

Ahtopot yanına muhlama gider mi …*?

Bir de cigara mı közlesem yanına?

Hadiiii! Tut şunun ucundan artık serelim çarşafı

Ellerin! Ellerin …* yine yönünü şaşırdı

Biraz aşağı, biraz sağa, yok yok sola biraz

Beyoğlu bu mevsimde ne güzel dimi …*

Rüzgar da var artık terimiz iyice karışıyor sokaklarına

Ulu orta yere olmaz böyle

Sen içimi doldur, kuyuyu ben boşaltırım

Yok yok olmadı buraya da sıkıştı kaldı

Beni değil yatağı çevir …*!

Yün yatak alsaydın keşke

Pamuk tarlalarında yuvarlanırdı bercestelerin

Hadi gel artık! Çevirelim şu yatağı…

Biraz geri çekil …*

Şiir okuyalım mı Aşkım?

Kelimelere secde ettirelim tenimizde

Göğün gamzesine gömelim mi çığlıklarımızı?

Beni tutmadan nereye gidiyor bu şiir?

…*!

Yün yatak alalım mı Aşkım?

Aylin Tamakan

*Dudaklarımın ucunda takılı kalıyor AD’ın

yazamıyorum…