Anısına Sevgi ve Saygıyla – İlhan Berk

En sevdiklerimden….🙏🏻

Pera’nın Eski Bir Sokağında

Kuşlar kalkıyor Aya İrini üstünden
Bir sap ot kulaklarının arkasında.
Ben sonunda burdasın işte diyorum kendi kendime
Burda eski bir atlasın kesiştiği yerde.
Bir kedi gözlerini dikmiş sana bakıyor
Ve aşağılarda gök ne kadar aşağılarda olursa.
Ve karşıdan karşıya geçmeye çalışıyor bir kadın.
Ben seni düşünüp korkunç ince diyorum görmediğim boynu.
Önümden çerçiler askerler bıçak bileyiciler geçiyor
Ve asık suratlı kazmacıları dünyamızın.
Bir ses seninle aynı yarımadadayız diyor
Ve yitiyor sonra Pera’nın eski bir sokağında.
Pera’nın eski bir sokağını tepiyorum ben böyle her akşam
Her akşam tabanımda senin çamurun.

İlhan Berk

Kısır Aşk’ın Ağıtı…

aralanıyor göğün perdesi

gölgen düşüyor üzerime

göğe takılmış uçurtmanın çırpınışları

yay’a sürgün ok gibi

dökülüyor kalbim göğün göğsüne

rüzgarın kanatlarına tutunup

türkünü söylüyorum

gönlüm lafazan dilim lal

süzülüyorum semaya

dalgalanıyor bulutlar

yuvarlandıkça birbirine

asmaları sağıyorum usul usul

bir telaş dökülüyor kanım kadehe

tadarken kızılını karasında

dudaklarımdan damlıyor ad’ın

damarlarımda çağlıyor sessizliğin

tatlı tatlı kor bir acı ile

fersah fersah yol alıyor

düğümleniyor dudaklarım

mühürleniyor çığlıklarım

tıkanıyor açlığım

susuyor su’suzluğum

yalınlaşıyor yalnızlığım

çisil çisil yağıyor gece üzerime

sesinden şehrime kayan bir yıldız

bilinmedik geçitlerimi aydınlatırken

çekiliyor sokak lambaları

süpürüyor gecenin yükünü

akşamdan kalma

bir kaç karganın gülüşü

düşen son çiy damlası tuttuşturuyor

hali hazırda kor kuytularımı

dişliyor vahşi bir kaplan gibi

kopartırcasına Ay’ı geceden

dağa, taşa, sana karışıyor

alazı gönlümün

şafak öksüre öksüre gösterirken kendini

karanlık sökülüyor nefesimden

ağdalaşmış bir yalnızlığın rahminde

kendi kendini döllüyor sevdam

ad’ın dilimde …

kısır bir aşk’ın ağıtını yakıyorum…

Ay’lin Tamakan

Anısına Sevgi ve Saygıyla-Turgut Uyar

Bir bozuk saattir yüreğim, hep sende durur

Herkes seni sen zanneder.
Senin sen olmadığını bile bilmeden,
Sen bile..
Seni ben geçerken,
Derim ki,
Saati sorduklarında;
Onu ”O” geçiyordur.
Kimse anlam veremez.
Tamir ettirmedin gitti derler şu saati.
Ettirmek istiyor musun demezler.

Bir bozuk saattir yüreğim, hep sende durur.

Zamanı durdururum yüreğimde,
Sensiz geçtiği için,
Akrep yelkovana küskündür.
Şu bozuk saat çalışsa benim için ölümdür.
Bil ki akrep yelkovanı geçerse,
Atan bu yüreğim durur.
Bırak bozuk kalsın, hiç değilse;

Bir bozuk saattir yüreğim, hep sende durur.

Turgut Uyar

Anısına Sevgi ve Saygıyla – Tevfik Fikret

SEN OLMASAN

Sen olmasan… Seni bir dakka görmesen yahut,
Bilir misin ne olur?
Şu gök, güneş ebediyyen kapansa, belki vücut
Soğuk geceyle uyuşmak yolunda çare arar
ve bulur;
Fakat karanlığa mümkün müdür alıştırmak
Bütün güneşle ve göklerle beslenen rûhu,
Bu vurduğun rûhu?..

Sen olmasan… Seni bulmak hayali kaybolsa,
Yaşar mıyım dersin?
Söner yok olmana bir an inanmış olsa hayal;
Soğur, donar, kırılır senden ayrılınca bakış
ne hazin
Gelir hayat o zaman hem vücuda, hem ruha,
Yaşar mıyız seni kaybetsek ah, ben, kalbim,
Bu mustarip kalbim?

Sen olmasan… Bu en içten bir itiraf işte :
Sen olmasan yaşamam :
Seninle bağlarımız hoş bir uzlaşım, işte;
Fakat bu bağ geri kalmaz ki ruhu ezmekten.
Akşam
Guruba karşı düşündüm sükûn içinde bunu :
Fena değil sevişip ağlamak, fakat yaşamak
Değer mi gözyaşına!..

Tevfik FİKRET

Göresledum…

yılgınlığına kılıf arıyor

dağ kokan avuçlarını açmış göğe

dua ediyor yüzüne sürmeden

sağanak dolduruyor göz çizgilerini

bozgun bakışlarının yorgunluğunda

tenine değmeden kanayan bir mızrağın

izlerini bileyliyor kör kamayla

oysa ki yeşilin arasında

karaya çalan

duyumsanamayan

göçebe hatıraları topluyor

her bir çuvalın içine

kuzey rüzgarlarıyla dağılıyor isyanı

taşa toprağa bulanıyor içindeki sıla

gönlü yara bere içinde

bir ağacın gölgesine saklıyor gölgesini

gömülen köklerine can suyu gözyaşları

izlerini okşuyor

hasretini kokluyor

kurumuş elleriyle

yamalı yüreğiyle

yıkık dökük geçmişini

göresliyor…

Ay’lin Tamakan

HAVA ÇALDI…

hepimiz boş tabağın başındayız eray bingöl

incirin dibine düşürdüm adımı

şeytan sadırı bir yolda eskittiğim

ben bilirim aslında

havanın çaldığı rengin eflatun olmadığını şüphesiz şüpheliyim, üzgün ve tedirgin

sonrası var bak bu aşkın

yeşil otlar, ısırgan, yabani şalgam kökleri

nasıl cesaret ettimse serildim ağacın altına

gök bundan daha maviydi, saçlarım daha karaydı rahattım, huzurluydum, aşırılık gerekliydi

birden üzerime damladı acı, baldan yoğun havadan ağır düştü öylece yıkıldı sandım evimin ahşap mendireği ninem dedemden alacaklıdır bu yüzden bu yüzden devam etmiştir bu şarkı

oğullar tanrının baş belasıdır

iki durup öcünü alır çalarak havayla hayatlarını biliyorum, temmuzda yangına karışan yaprakta biliyor bana dokunma yeryüzü

ılıyacaksan ılı tenimin ucunda

sorduğum her ölü yanıltıyor

hava nasıl çalar adamı

beni bir gün incir çaldı sabaha kadar öğürdüm boyuna tükürdüm zehiri dilimin merakını bildim sonunda

günü kararttım

gaz tutsun lambamın yasını

Ali Aydemir

www.sineklerinistahi.com

Anısına Sevgi ve Saygıyla – CAN YÜCEL

İstenmeyen o rüyanın parçasıydım
Hani güneş hani aydım
Aymazoğlu bir sarhoştum
Kimi dolu kimi boştum
Tüm maratonlarda koştum
Koşumların atmış hergele
Tavla oynar zarı gele
Ne met ne de cezir
Anam ağlar gide gide
Basurumdan başlar bezir
Taşındaydı nazım bezir
Bir Sultan’dan beri yesir
Serilmiş altına hasır
Orhan gibi müzmin nasır
Yıktın mıydı yerle yatır
Kalktı mıydı İsa Musa
Bazan uzun bazan kısa
Şeytan ileydi dünür
Kamışında bir mühür
Dövmeyinen dövülmüşnen
Dağa çıkmış gümüşliylen
Çıktı mıydı lamülahe
Her yanı dağdan lale
İndi miydi bir lekeyle
İne çıka ine çıka
Şiiri pençe sırtın yaka
Bu dünyaya baka baka
Zeynep’le aşktan Ayşe
Can olduğundan nâşe
Kar yağdığından meşe
Bakmayın bu gebeşe
Çıktıysa da arşa
Dikiynen kaşağnan
Kabirine mezarına
N’olur arazozla işe

Sonra çocuklarınki
Gençlerinki
Tekel İşçilerininki
Sonra, ellerin elleri…
Ne kadar çok elimiz oldu, baksana,
Tutuşa tutuşa
Bir orman yangını gibi