UYKUSUZ NEFES…

Bir insanın uykusuna girdiniz mi hiç?

Uykusuyla konuştunuz mu?

Ya nefesiyle ?

Bir bebeğin anne karnında çıkardığı ses,

aldığı o muazzam ilk nefes gibi,

Gökte kayan bir yıldızı yakalamak,

kayacak olan yıldızları gözden kaçırmamak için

öylece durup beklemek gibi,

Bir nefesin uyumasını beklediğiniz mi hiç saatlerce?

Her nefeste gökyüzünde bir yıldız görünmesi,

sonra bir yıldız daha bir yıldız daha ve milyarlarca yıldızın bir anda varolması gibi…

Her nefes de bir yaşam daha doldurmak gibi tüm benliğine,

milyarlarca yıldızla sonsuz bir nefesin içinde uyumak gibi.

Bir insanın uykusuna girdiniz mi hiç?

A.Tamakan

MAVİ AĞAÇ… 2

Ahh şu ağaçlar var ya

hani mavi olanları,

Hani o kökleri ile

toprağı yara yara girerek içinde dağılır da

sıkı sıkı sarılır ya,

toprak ta arzını bulaştırır da ona kucaklar ya,

O arz çatlaya çatlaya genişler,

toprak kökleri, kökler sarar toprağı.

Ağaç gövdesinde çıkan dalları farkeder ya

dallarda kendisini saran çiçekleri,

İşte o an

Ağaç aks’ini görür toprakta…

A.Tamakan

MAVİ KELEBEĞİM…

Mevsimler umrumda değil,

benim baharım gözlerinin karasında saklı.

Bak kelebekler de kendilerini göstermeye başlamış.

Dudaklarımı kondurdum kanatlarına

en çok da mavi olanına,

Boynuna konmuşsa siyah beneklisi

öpüyorumdur usulca, sakın ha dokunma..!

Kanadım kırılır da konamam, dokunamam

bir daha kokuna…

A.Tamakan

GECENİN GÖKTAŞLARI…

Alabildiğine karanlık

bir o kadar aydınlık bir gece.

Ay sere serpe serilmiş gökyüzüne,

yıldızlar kıpırdaşıyor, nasılda büyükler şimdi

o küçücük görünen yıldızlar,

iyice asılıyor bir bir eteklerine,

Nasıl da savuruyor saçlarını Ay,

daha da asıl der gibi yıldızlara.

Yıldız daha da yakın şimdi, gökyüzünü yarıyor

Ay’ın aydınlığı da bulutları.

Hareleri sarıyor, girdap gibi çekiyor,

tüm boşluklarını dolduruyor yıldız,

genişledikçe genişliyor,

oysa daha zamanı değil Dolunay’ın.

Şimşekler çakıyor ardı ardına, her bir şimşekte

gök kubbe gürlüyor, arşa gönderiyor çığlıklarını.

Şimşekler düşüyor, düştüğü yeri yaktıkça

yıldızlar daha da asılıyor.

Yağmurun eli kulağında, bulutlar oralı değil,

sıkı sıkı tutunup girdaba ,

saçıyor tüm göktaşlarını,

yağmur ıslatıyor dağılan göktaşlarını,

Gökyüzünün gözleri kapanmak üzere,

bulutlar örtüyor üzerini.

Alabildiğine karanlık,

alabildiğine ateşli bir gecede….

A.Tamakan

RASTGELE…

Mevsimidir şimdi,

aşkın vedanın, rakının balığın.

Nergisler boy vermiştir,

kıyı boyu kokusunu salmıştır sümbüller.

Masalar kurulur kapı önlerine,

anason kokuları hep bir adım önde.

Balıkçılar ağlarını örmüştür bir kaç ipek tele,

bir kaç kilo balığa karıları hep dul.

Tekneler bir bir kuğu gibi süzülürken,

sokakta oynayan çocuklar “rastgele” ye

sararlar dizlerinde ki yaraları.

Saçları tomurcuk kokan kadınlar,

her birinin gözleri deniz feneri,

ondandır dalıp dalıp gitmeleri…

Denizin puslu tuzunu katık ederde,

yine de dalgalandırmazlar denizi.

Saçları tomurcuk kokan kadınlar,

yürekleriyle biçer zamanı,

geceye demirler gözyaşlarını,

Nasıl ki azapsa ağlar balıklara,

bekleyenin nefeside “rastgele” de atar…

A.Tamakan

CEMRELER DÜŞTÜ ÜZERİME…

Dağlarıma, ağaçlarıma, kuşlarıma düşer şimdi cemreler,

toprağa, suya, havaya nispet.

Kanım yeşillenir, can’ım kızarır, gözlerim kararır,

Alabildiğine aydınlanır gökyüzüm,

alabildiğine kızıl,

Arşa doğru kanat çırpar, ruhumdan

zümrüdü Ankalar.

Ardından,

binlerce kuş kanat çırpar özgürlüğe,

coşkun bir nehir akıntısı gibi

göğüs kafesimden gökyüzüne…

Dağların, tepelerin, ovaların üzerinden süzülür,

her birinde bir …..,

rüzgara fısıldarlar nefesini,

bin bir renkli çiçeklere müjdelerler kokunu,

rengini verirler dağları saran gökkuşağına,

her birinin kanatları çırpındıkça değişir gökkuşağının rengi.

Şimdi dağlarımda bir nefes eser, sası sası kokar çiçekler

ve üzerimde gökkuşağının tek rengi…

A.Tamakan

Dalgalar kıyıma vurmuşken…

Sıcak,

Bir adım atıyorum,diğer adımım çırpınıyor

Dalgalar usul usul çarpıyor

önce kasıklarıma oradan kıyıya

Bu çok kuvvetli, çok kuvvetli bu dalgalar

Hissedebiliyorum, kaya gibi ama yumuşacık

Seviyorum kıyısında olmayı

Rüzgarın nefesi göğsümde,

hissediyorum.

İçimdeki bu şey gittikçe büyüyor

Kaval kemiklerim yanıyor,

su bir hayli tuzlu.

Titriyorum,

Dalgaların çekilip çekilip

daha sert vuruşlarını hissediyorum.

Duruluyor dalgaların hoyratlığı,

Ay’ın şavkı aydınlatıyor ruhumu,

saçlarıma kadar sarıyor kum parçacıkları

yakomozlarım dağılıyor,

Şimdi,

Avuçlarımda deniz kabukları…

A.Tamakan

ÇINAR ALTI…

Beşiktaş,

çınar altı.

Bir hayli kalabalık

kıpır kıpır.

Tam öğle zamanı.

Hafiften bir meltem esiyor,

Gönlüm de kuzey rüzgarları.

Özlemişim, bayağı da beklemişim

Kırlangıçlar uçuşuyor,

Martılar gözcülük ediyor,

yaklaşan fırtınadan haberdar

alkış tutuyor kanatları.

Bir kaç sincap kikirdeşiyor,

çınarın tepesinde.

Ayakları çıplak dilenci kız

başı hafif yana eğmiş, güneşe gözlerini

kısmış bana bakıyor öylece.

Çaycı çocuk geliyor,

soruyor?

“Evet biraz daha gökyüzü lütfen.”

Çayın buğusu yükseliyor göğe,

“Görüyor musun martılar da

bir hayli sabırsız” diyorum.

Kokun görünüyor önce,

gözlerin süzülüyor

içimden geçiyor göğüs kafesin,

Şeffaflaşıyor yapraklar, martılar,

dilenci kız, insanlar, kalabalıklar…

Meltemin tatlı esintisi bulaşmış,

elime, gözüme, yüzüme.

Yüzün iki avucumun içinde,

tam önündeyim çınar ağacının,

gözlerim kapalı, yüreğinin hışırtısını dinliyorum.

Yüzün avuçlarımda,

öpüyorum.

Çınar ağacına bulanıyor saçlarım…

A.Tamakan

Kendimi Seviyorum; Çünkü….

Kendimi sevdiğim doğrudur,

sen sevsen de sevmesen de;

Güneş gibi hoyrattır, ayarsızdır kahkahalarım

ağaçlar bile kendi gölgelerine saklanır, ama ben kahkahamı gökkubede atarım,

Dalgalar gibi kat kattır, çalkantılıdır gözyaşlarım

yakomozlar gün ışığında kıyıya sarılır, ama ben gözyaşlarımı ummanlarda akıtırım,

Kuzey rüzgarları gibi serttir küfürbazlığım

bir sktir çekerim karşı ki dağlar sallanır, ama ben küfürlerimi boranlara saklarım…

En çok da birileri yapamazsın dediğinde,

gözyaşlarımı özgür bırakır, üstüne bir kahkaha atar , küfürlerimle de noktayı koyarım…

A. Tamakan