ARSIZ…

Böyledir iflah olmaz Aşk’larım

iflah olmaz bir kalbim var.

Arsızsın yani?

Gözlerine baktım uzun uzun ve sustum.

Aşk’a arsızsın yani?

Görmedi, bilmedi, anlamadı, anlayamadı,

evet aşka, aşkınaydı arsızlığım.

Gözlerine baktım uzun uzun ve sustum…

A. Tamakan

BENİ SAKLA…

Haydi! Al beni sakla gecende.

Öpmek istiyorum seni

masum bir bebeğin ıssız çığlıkları,

dağların ardında saklanan

yıldızları tek tek öper gibi

öpmek teninin çıkmaz sokaklarını.

Buz sıcağı hissettiğim gecenin aydınlığında

öpersem seni, kıskanır küser çekilir Ay geceden

ruhunun aydınlığında dans eder ellerim teninde.

Haydi! Al beni sakla bedeninde.

Dudaklarımı dudaklarınla tutuştur

bedenini keşfe çıkayım ateşinle

tadımı damağına çalayım,

göktaşı gibi düşeyim her bir milimine,

gelincikler açsın göğsümüzde,

bir ceylan ürkekliğinde

kaysın yıldızlar dilimden diline

terinin buğusu vururken cama,

kızıllaşsın gecenin karası sağnaklarda

mühürlensin bedenin bedenime.

Haydi! Al beni sakla bedeninde.

Yazarken kalemi kaldırmadığın gibi

kaldırma dudaklarını tenimden

gezinsin satır satır, köşe bucak.

Gözlerimde ki ateşi gör

asi ama yalvaran, ateşli ama uysal

arzularımı koy gözlerine

ve kal öylece içimde.

Odun olayım o vakit ateşine,

is olayım önce nefesine sızayım

sonra bedeninin tüm hücrelerine dağılayım

göz gözü görmez olduğunda

tekrar ateş olup yanalım

küllerimizi yeni bir ateşe kıvılcım yapalım.

Haydi! Al beni sakla gecende.

Bırak tüm duvarları yıkılsın şehrin

tüm çıplaklığımızla koşalım sokak sokak

köşe bucak dağılalım çatılarında evlerin

şahit olsun gölgelerimiz bir şehrin yanışına.

Bedenlerimiz gecede,

ruhlarımızı arş-ı alada seyr-ü sefer yapsın.

Haydi! Al beni sakla gecende.

A.Tamakan

ASİ…

“Asiyim diyorsun yani?”

Sen nasıl adlandırırsan öyle.

İnsanlar istediği gibi algılamayı ve adlandırmayı seviyorlar.

Alıştım. Bu yüzden nasıl adlandırmak istiyorsan öyleyim.

Ben bu’yum, böyleyim.

Adlandırdığınız, adlandıramadığınız herşeyim…

ve görüp göremediğiniz gibi…

A. Tamakan

Süveyda’m…

Bu gece üstüm başım hasret

içim dışım acı bir kahve tadında taştı taşacak

dağılacak katranı karasına.

Yüreğim dozu bir türlü ayarlayamıyor işte

müsait bir yerde bırakmıştım onu oysa ki

yıkık dökük çıkmaz bir sokakta.

Uzaklığın bilindik tınısı yine sokaklarda

nağmelerinde yeni doğan bebeğin çığlıkları.

Kuşların ayak sesleri geliyor pencereden

demini gözlerinden almış kuşlar

eğiliyorlar sesinin kıvrılıp büküldüğü

içten içe kurtların yediği pervazlarda.

Göğe çeviriyorum yüzümü

yıldızlar yüzünü işlemişler semaya

dağlara vurmuş aksin göz kırpıyor

gülümsüyorum

usanç dumanları yayılıyor sonra

yokluğunun ayazı vuruyor yüzüme

üşüyorum.

Düşüncelerim ağrıyor,

ruhumda bir karıncalanma

göğsümde çöreklenmiş bir ağırlık

duygu masturbasyonu yaparken

buluyorum kendimi.

Acı bir kahve tadında taştı taşacak

dağılacak duygularım…

Üstüm başım hasret,

vuslata hüküm giymiş yüreğim

bir de sen süveyda’m…

A.Tamakan

Bazen…

Bazen bir su

bazen asi bir ırmak,

Bazen bir ateş

bazen deli bir volkan,

Bazen bir ağaç

bazen kara bir orman,

Bazen bir balık

bazen koca bir umman,

Bazen Ay,

bazen bir gezegen,

Akarım, coşarım, gürlerim,

patlarım, taşarım.

Bazen ben ama çokça sen…

A. Tamakan

ÇÖL…

Kuru bir çöle vaha bu

kaygan ve kuru.

Bulutları çokça sancılı

Ay’ın boğazında bir ip

uzadıkça uzayan bir serap.

Akan suyu takip ediyorum

rüzgarın yakıcı sesini

ihtirasların kumullarında,

ağaçların gölgesinde yürüyorum.

Ağaçların üzerinde ötüşüyor keşişler,

oynaşıyor dallarında yapraklar

adını yazıyorum

gücü tükenmiş, düşmekte olanlarına

salına salına gülümsüyor, hayat buluyorlar.

Düşüncelerimin saçı başı dağınık

tatmadığım duygular çalınmış damağıma

teninin tuzu ile kavruluyorum iyice,

ıslanmayı bekleyen kum taneleri gibi

kasıklarımdan dört nala koşuyor kısraklar

fırtınaya karşı koyarcasına,

kelebekler deliriyorlar göğsümün orta yerinde

tozu dumana, beni sana katıyorlar.

Gün soluyor yavaştan

rüzgar saçlarımı yolarcasına esiyor

iyice geriniyor bulutlar boşalmak istercesine

Güneş’in ışığını çektikçe çekiyorum içime,

ıslanıyor duygularım kum tanelerinden önce

mazisi olmayan günlerde sevişiyoruz

yağmura hasret çöller gibi

yanan ruhlarımız soğuyan bedenlerde…

A.Tamakan

Bir uzun gece…

Saat beni sen geçe,

kara geceden gün doğsun istemem bu gece.

Dışarı salınmamış camdan

bakan çocuklar gibiyim,

kendi içime hapsedilmiş

içten içe hem coşan hem söylenen

dudak büken bir çocuk gibi.

En büyük ihtirasım seni görmek olmuş

gözlerinde açılmak enginlere

kaybolmak sesinin akislerilerinde,

doya doya sarılmak sevmek

kana kana öpmek örtmek seni üzerime.

Saat beni sen geçe,

kara geceden gün doğsun istemem bu gece.

Göğsüne kuşlar çizdim;

kanatları aşk’ın renginden,

şarkılar söyledim

parmak uçlarım dans etti

yüreğine yakın bir yerlerde.

çiçekler çizdim;

can suyunu sesinden verdim,

mevsim bahara çaldı

yapraklarını incitmeden

kokunu içime çektim.

yıldızlar çizdim;

öptükçe çoğalan pırıltılar

sessiz sessiz kıpırdadı

ruhumun notaları yüreğimden yüreğine kaydı.

Saat beni sen geçe,

yaşanılası hayaller çizdim sevdaya meyilli,

uçmayan kuşlar misali…

Başım göğsünde, gönlüm gönlüne serili

rüya da bile olsa öptüm kokladım sardım seni…

A.Tamakan

Ağaçlar…

Ağaçlar hep şahit olurlar;

mevsimlere,

hüzünlere, sevinçlere,

aşklara, gölgesinde sevişen aşıklara,

kavgalara, kahkahalara,

ayrı kalmışlara, haykırışlara,

ağlayanlara, ah’lananlara,

umudu bitenlere, umut edenlere

gölgesinde huzur isteyenlere…

Sen konuşursun onlar dinler,

sen içinden geçirirsin onlar amin derler…

A.Tamakan

Sen yaslanırsın, onlar kucak açıp saklarlar…